BIRAAK…NASILSA ÖĞİ HERRAN OVASI...

09 / 02 / 2018

Çocukluğumuzda sıkça söylediğimiz bir laf vardı:

‘Bıraaak… Nasılsa öği Herran Ovasııı...’

Ha bunu niye söylerdik, niçin söylerdik, kime söylerdik?

Tabi ki; ‘Ayaküstü kırk yalan…’ atanlara

Yalan attığının farkına varanlara/varmayanlara…

Yalan söylerken yüzü kızarmayanlara…

Yine:

‘Pendri ekmek kımın yalan söyli.’ lafı da çok özel ve güzel bir laf.

Yalanın, çoğul yanını, belki de çok kolay bulma ve ucuz olma yanını ortaya koymak için toplum tarafından söylenmiş bir laf.

Belki de yalanı daha çok; deyimler de, atasözlerin de, darbı meseller de aramak lazım.

İzini buralarda sürmek lazım çünkü o toplumun nasıl bir yapıya sahip olduğunu göstermesi açısından,bizlere çok belirgin bazı veriler sunar.

Ne bileyim işte:

‘Yalancının mumu yatsıya kadar yanar…’ da olduğu gibi…

Tabi eski dönemlerde elektrik olmadığı için, atalarımız bunu mum üzerinde örneklendirmişler.

Mesela şimdilerde olsaydı,yani elektriğin icat olduğu, ampulün bulunduğu bir dönemde olsaydı sanırım durum değişirdi o zaman:

‘Yalancının ampulü yatsıya kadar yanar.’ Derlerdi herhalde.

Peki; yalan nedir?

Yiyecek midir, içecek midir, giyecek midir?

Buna bir örnek gerekirse; Vakti zamanında köyün birinde adamın biri çok yalan söylüyormuş, diğer bir akrabası da çıkıp:

‘Kusura bakma ama çok yalan söylüyorsun, artık bunu meslek haline getirmişsin, yapma!’ deyince

-Hayır! Yalan söylemiyorum? Demiş.

İyi tamam da… Yalan bir elma, bir portakal, ekmek, yemek değil ha…

Ağzından çıktı çıktı, yaptın yaptın… Yapmadın mı, etmedin mi, tutmadın mı yalan oldu gitti işte! Demiş.

Tabi kişi söyleyeceği yalana önce kendini inandırmalı sonra diğerlerini…

Yalan da bütün icatlar gibi insanoğlunun en büyük icadıdır!

Toplum tarafından hoş karşılanmasa da yan cebime koy gibi bir yaklaşım var.

Toplumun çoğunluk kesiminde ve sık sık da başvurulan bir yöntem ne yazık ki!

Her milletin, ulusun yalan söyleme katsayısı farklı farklıymış.

Sadece bir örnek verelim;

Mesela Amerikalılar, kişi başı günde ortalama iki yalan söylüyorlarmış.

Şaşıracağınız veya tam tersini düşündüğünüz bir bilgi daha aktarayım sizlere;

Türkiye’de eğitimli kişiler daha çok yalan söylerken,

ABD'de eğitimsiz kişiler daha çok yalan söylüyormuş.

Yine dünya ölçeğinde yapılan bir araştırma da ise;

Yalanların yüzde 80’nini,

Toplumun yüzde 20’si söylüyormuş

Kalan yüzde 20 yalanı da,

Toplumun diğer kalan, yüzde 80’ni söylüyormuş.

Uzmanların belirttiğine göre, sık sık yalan söyleyenlerin, belirgin öne çıkan iki özelliği varmış.

Birincisi;

Ahlaki zayıflık ki… Bu zaaf yalan söylemeyi herhangi bir ahlaksızlık olarak görmez ve algılamaz.

İkincisi ise;

İnsan/insanlar baskı altında iken, mesela gergin iken veya herhangi bir durumdan dolayı korkmuş iken

veya kaygılı iken, yalan söyleme ihtiyacı duyuları.

Bir de sürekli yalan söyleyenler diye bir grup varmış ki evlere şenlik!

Onlar da ruh halleri iyi iken ve işleri güçleri tıkırında iken, yalan söylemeyi tercih ediyorlarmış.

Haydaaa… Niye?

Çünkü bu durumdan keyif alıyorlarmış da ondan.

Sakın unutmayın,yalan söyleyen tipolojiler de öyle sizin bildiğiniz gibi pek aptal insanlar değillermiş ha...

Mesela meslek gruplarını şöyle bir göz önünde bulundurduğunuzda hangi mesleklerin, yalanı ne şekilde hangi sıklıkla becerebildiklerini az-çok tahmin ediyorsunuzdur.

Yalan söyleyen insanların, sosyal becerileri güçlüdür ve belli bir zekâ seviyesine sahiptirler.

Bilim adamları diyor ki;

Nörofiziksel bulgular, yalan söylemek için yüksek bir hafıza kapasitesine sahip olmayı gerektiriyormuş çünkü bu durum, insan IQ ile güçlü bir şekilde ilişkili.

Bu işin tüccarı Swift arkadaşın dediği gibi:

“Yalan söyleyen biri, ne kadar önemli bir görev üstlendiğinin farkında değildir oysa bir yalanı sürdürmek için, yirmi tane daha yalan üretmesi gerekir.”

Yine Nietzsche’nin dediği gibi:

“En genel yalan, kişinin kendi kendine söylediğidir, başkalarına söylenen yalanlar göreceli olarak birer istisnadır.”

Mesela son din İslam, yalanı kesin bir dille yasaklamış hatta ve hatta:

‘Yalan söyleyeni, Allah’ın düşmanı!’ ilan etmiştir.

Peygamber efendimizde yalanı şiddetle yasaklamış ve kesinlikle haramla eşdeğer tutmuştur.

‘Yalanla münafıklık, öz kardeş gibidir…’ demiş.

‘Yalan söyleyenler, verdiği sözü tutmayanlar ve emanete hıyanet edenleri…’ de münafık sıfatı ile eşdeğerdir demiş.

‘Yalan söylemeyi ve yalan yere şahitlik yapmayı…’ da, en büyük günahlardan biri saymış.

‘Şakada olsa yalan söylemeyin…’demiş.

Daha ne desin.

Buna rağmen leblebi kımın yalan söylüyorsak/söylüyorsanız Allah ne yapsın, Peygamber ne yapsın?

Bundan20-30 yıl önce, (belki halende var ama eskisi gibi yaygın değil bu öğüt) büyüklerimiz bize:

 ‘Oğlum/kızım ölsen de yalan söyleme…’ derdi bu konu da sıkı sıkıya tembihte bulunurlardı.

Ahlaki değerler açısından, etik açıdan bakacak olursak, bırakın bir Müslümanın hiçbir insanın da yalancılık gibi sıfatı olmamalıdır.

Niye?

Çünkü Müslüman veya kendini bilen insan yapacağı hatalardan dolayı, ölene kadar toplumun önünde olacak, ölünce de günahlardan dolayı Allah’a mutlaka hesap verecektir de ondan.

Bu kadar kesin ve kati hükümlere rağmen;

‘Yalandan kim ölmüş ki!’diyorsak burada bir paranoyaklık var demektir.

Evet.

Yalandan kimse ölmemiş ama yalan söyleyerek ölenlerin öte tarafta, başlarına nelerin geleceğini, öte taraf da onları nelerin beklediğini,inancımız gereği az-çok hepimiz biliyoruz.

Bakın efendim;

‘Yalancının evi yanmış kimse inanmamış...’sözü de boşuna söylenmemiş.

Birileri bundan ders/dersler çıkarsın diye söylenmiş.

Yine bir atalar sözünde:

 ‘Yılandan korkmam, yalandan korktuğum kadar…’

Bu örnek de, toplumun yalana bakışını gösteren, gayet korkutucu bir özellik değil mi?

Efendim;

‘Çok laf yalansız, Çok mal haramsız olmaz…’mış!

Yine üzülerek bir gerçeği kabul etmeliyiz ki, menfaatlerin ağır bastığı günümüz dünyasında, günümüz modern toplumlarında, yalanlar, gerçeklerden daha fazla hoşa gidiyor, daha fazla prim yapıyor.

Günümüzde boş laflara daha çok müşteri çıkıyor bu işin alıcısı daha çok oluyor.

Artık gerçeği söyleyene bile neredeyse yalancı gözü ile bakılıyor.

Çünkü yalanların çoğunlukta olduğu bir ortamda, gerçeğin yaşama şansı çok ama çok az.

Toplumu da/toplumlarında, insanlar yalan söyleme konusunda o kadar profesyonelleşmişler ki,günümüzde gerçekle yalanı birbirinden ayırmak, neredeyse imkânsız gibi…

Hele ki günümüz de,dünya bir köy kadar küçülmüşken ve bu küçülen köye, sosyal medya gibi bir alan da eklenmiş iken.

Bireyi olduğumuz bu toplum,yalanı o kadar kanıksamış ki;

Dün söylediği yalana, diğer gün neredeyse kendisi inanır hale gelmiş!

Bir de, çok yemin edenin, çokça yalan söyleyeceği gerçeği ile karşı karşıyayız.

Adam; din, iman, Kitap, Allah, Beyt, çoluk, çocuk, namus, nikâh…

Kendince daha ne kadar dinin ve toplumun kutsalı varsa sayıyor, onun üzerine yemin edip, bir şeyleri karşısındakine psikolojik bir ustalıkla kabul ettirmeye çalışıyor.

Yapma arkadaşım yapma!

Onun içindir ki günümüz insanı, tutmuş belki de kendisine en yararsız olan makineyi icat etmiş.

‘Yalan makinesi!

Hem de yalanı duyunca öten cinsten, öttüren cinsten bir icat.

İnsan bu ne garip eşrefi mahlûk!

Hem yalan söylüyor, hem de tutup, yalanına makine icat ediyor.

İcat ederken de her toplumun, her topluluğun, her ulusun psikolojik durumunu göz önünde bulundurmasını ihmal etmiyor.

Mesele Ortadoğu coğrafyasında yaşayanların, ne durumda ve hangi şartlarda yalan söylediği ile

Uzakdoğu da ki toplumların hangi durumlarda ve ne şartlarda yalan söylediğini ayrı ayrı değerlendirmeye tabi tutabiliyor.

Ya da Avrupa da ki, Amerika da ki, Afrika da ki…

Her toplumun yalana başvurma durumları, psikolojik bozuklukları, saplantıları, tepki verme, yüz kızarma, kalp çarpıntısı, heyecan katsayısı biri birinden çok farklı.

Mesela yalan makinesini Türk toplumunda ölçme ve değerlendirmeye tabi tutsan herhangi bir soru karşısında zırt pırt öterken, Avrupa da, Afrika da çok daha farklı farklı öter.

Toplum böylesine yalana boğulmuşken, tutup suni teneffüs yaptırmanın ne faydası onu da bilmiyorum.