Cemalım...

03 / 02 / 2017

Şehre kar gelmeden önce öldün sen Cemalim.

Mevsim kıştı uzun bir aradan sonra ilk defa şehrine, yağmur ve kar gelecekti.

Sense son kışını yaşayacaktın.

Bozova’nın Kepirce bir köyünde de başlayıp, Urfa’da sona eren bir hayat yaşadın o da topu topuna yarım asırdı.

Ağlamayı, gülmeyi, eğlenmeyi, bilmeyi, ölmeyi kısacası her şeyi yarım asra sığdırdın Camalım!

Henüz bir çocuktun doğduğun köyde bir dava çıkmıştı ama sonra bu anlamsız davanın adı kan davası oldu.

Babam anlatırdı o davayı ara sıra… Ben de hatırlamıyorum çünkü ben de çocuktum Cemalim. 1970’lerin başında baban ve amcan da bu davadan dolayı Urfa Cezaevinde birer hükümlü idi. Bir defasında babamla birlikte Urfa Cezaevine gitmiştim. İlk defa cezaevini görmüştüm, ilk defa babanı, amcanı ve diğer akrabalarımı görmüştüm.

Sen de henüz çocuktun o vakitler…

Babanın cezası bitip eve dönünce;

“Bu adam da kim… bizim evimizde ne işi var?”demiştin… Hatırla Cemalim

Yakubiye’nin tepesindeki evinizden, her gece şehrin ışıklarına bakıp, onları yeryüzüne inen yıldızlar sanmıştın. “Bir gece vakti evdekilerden habersiz onları tutmaya gitsem ne olur ki…” demiştin.

Yaz gecelerinde, dam yatılarında, tahtın üzerinde iken kayan o yıldızlara bakıp bakıp, kendince düş kuruyordun.

Sonra sabah olunca;

“Düş peşime ey şehir gidiyoruz…” demiştin… Hatırla Cemalim

Ortaokula başladığında, Yakubiye’den Yenişehir’e, İmam Hatibe gelip- gidiyordun, çoğu zaman yokluktan yoksulluktan dolayı, altı km. yolu yaya yürüyordun.

O zamanlar evimiz Yenişehir Sosyal Konutlarında idi…

Öğle aralarında ara ara bize uğrardın annemin ellerinden öper hal hatır sorardın.

Yaramazlıkta da sınır tanımazdın ya…

Anamın ve bizim yanımızda çok kıymatlı formika bir vitrinimiz, vitrinimizde çin çanak, cam bardaklarımız vardı. Bir defasında; “zücaciye dükkânına giren bir fil gibi hepsini tuzla buz ettin …” Ama annem kızmadı sana kazen olmuş deyip ortalığı yatıştırdı.

Bütün mahcubiyetinle ortada duruyordun Cemalim.

Hatırlıyorum da… Gençlik yıllarında MTTB (Milli Türk Talebe Birliği) gidip gelmeye başlamıştın.

Okulu zor da olsa bitirebildin en nihayetinde biraz takılarak bir biraz eğilerek, biraz doğrularak.

Sonrasında Şanlıurfa Belediyesinde İ.Halil Çelik döneminde işe girmiştin. O dönemde sonradan tanıdığım birçok arkadaşla birlikte işe başladınız. Dönemin Belediye Başkan Yardımcısı ile çok sonraları kirve olmuştun ya… Onun birçok özel işine nasıl da koşturmuştun… Adeta fedai olmuş, öl dese ölmüş gül dese gülmüştün Cemalim!

Sen iyi tanırım, tutuğunu koparan bir yapın ve yanın vardı.

Belediye Başkan İ. Halil Çelik sabah “Bismillah” deyip işe başlarken, samimi arkadaşlarınla, tekmili birden sıraya dizilir;

“emir ve görüşlerinize hazırız…” mesajını reise verirdiniz Cemalim.

Hatta Reis bir defasında;

“Allahiseviseyiz biye daha tekmil vermeyin, zanki biye k…..edisiz!” demişti…

Belediye de birçok birimde, memur amir olarak çalışmış, her işin üstesinden ne güzel de gelmiştin.

Harran üniversitesinin kurulmasıyla birlikte, birçok Belediye çalışanı gibi sen de Üniversiteye geçmiştin.

O dönem MYO Müdürü de; işe girdiğiniz, Belediye Başkan Yardımcısı olan bir ağabeyindi, İ.H Çeliğin yakın dava arkadaşı idi.

Girdiğin her yere hareket ve bereket getirdiğin gibi MYO da da; “Cemal”ini tez zamanda gösterdin. Özellikle de yaz aylarında, her sabah Okulun bahçesine hasırı serer, upuzun bir sofra kurar, bütün personel birlik ve beraberlik içersinde kahvaltı yapardınız.

O zamanlar; “hasıraltında bu kadar akrep yoktu…” Cemalim!

Milli Görüş gömleğini çıkartıp, mevcut iktidarın gömleğini giydin e ne de olsa fikrine zikrine yabancı değildin, ne de olsa iktidar olanlarda o gömleğin içinde yetişmişlerdi.

Sonra Sağlık İl Müdürlüğüne geçtin, orada da birçok birimde görev aldın, oradan oraya koşturdun durdun. Ne yoruldun ne bıktın ne usandın çalışmaktan.

Eğer bu tabir yerinde ağır ağırdır diyorsanız zatıâliniz neredeyse kurumun eli ayağı olmuştu. Ne köy bırakmıştın ne kasaba… Adım adım gezmiştin Cemalim.

Bir defa Kepirce’den Yaylak’a mezata giderken seninle aynı at arabasında yolculuk yapmıştım hatırla…

Tabi her zamanın ki gibi, yine şoför mahallinde oturuyordun.

Ben ve babam ise arabanın arka tarafında oturduk.

Sonra ben dönüp, sana bir şeyler söyleyip takılacaktım ki… Fırsat vermedin bana;

“Konuşma! Baban benim Sünnet arkadaşım, sen benim muhatabım değilsin baban konuşsun… Ele değil mi Ahmet Emmi?”

Babam bana dönerek:

-Cemal déve Çiy é…?

Ben de sana dönüp aynı ses tonuyla:

“La yeri get işiyeeee… Sen benden daha gençsen… saçi da daha bi tel beyaz yok, ne babamdan sünnet oldum deyisen..!”

-İnanmisan babaya sor!

-Babo ele mi?

-Yok, oğlum Cemal meseleyi yağniş aynadi siye

Ben de sana dönüp:

-Sen anlat hele Cemalefendi bu meseleyi… Nedir bu Babamla bu sünnet meselesini?

-Babay bi gün yolda giderken, geçmişten bir mesele açıldı, bana dönüp:

-Cemal hetirlimisen… Hanı senden sünnet olduğumuzda… falankes filankes de vardı.

Ben de:

-Yok, Ahmet emmi… Ben senden mi sünnet oldum ki…

Cemal bu; babama fırsat vermeden işi babamın üzerine yıkmış.

Evet Cemalim!

Seninle suyumuz bir dere de akmazdı ama derelerimiz aynı idi.

Tabi ki huyumuz ve suyumuz ayrı olacak ama yeri geldiğinde o suyu aynı dereye vermek mecburiyetindeyiz Cemalim.

Şen, şakrak, neşe dolu, herkesin işini gören, önüne düşen, gereken yere götüren getiren bir yapın vardı. Oysa Dışarıdan bakan birileri:

“Bu adamın hiçbir derdi, hiçbir kederi, kasaveti yok derdi.

Seninle MYO mesai arkadaşı olan Yazar Mehmet Kurtoğluna, vefat ettiğini söylediğim de, bana geçmişte Cemalle arasında geçen bir diyalogu anlattı. Kendisine:

“La Cemal oğlum… Sen ancak ya bir trafik kazasında, ya da bir kaza kurşunun da ölürsen, başka da ölmesen… Seni gibi kayıtsız, gamsız, kedersiz, dünya umurunda olmayan bir adamın, hiç bir şeyi dert etmeyen bir adamın, normal şartlarda ölmesi mümkün değil… ”

Ee… Yalan dünya bu…

Allah her birimizin ölümünü bir şekilde yazmış ve kader olarak anlımıza yazmış. Hayat nasıl baş göz üstüne ise ölüm de öylesine baş göz üstüne, yaradan nasıl takdir etmişse her şey öyle oluyor.

Tabi ki insanın dışından bakıp içini bilememiz mümkün değil.

Oysa her dert, insanın içinde ve görünmeyen bir yerin de saklıdır yeri geldiğinde oradan çıkar ve o insanı bitirir.

Cemalim; seni hastalığından önce son gördüğümde bana:

- Sen kültürel ve sanatsal yönden beni susturabilirsin ama diğer konularda benden âşık atma yoksa pişman olursan…” demiştin.

Birbirimize kırgınlıklarımız, kızgınlıklarımız, yaramazlıklarımız olmuştur.

Birbirimize karşı sözle düellomuz olmuştur ama vallahi sen yine de hoş bir adamdın.

Öyle olmasaydı Cenazende Camii hıncahınç dolmazdı taziyende insanlar dolup taşmazdı.

İçinde kin yoktu, kin tutmaya elverişli bir yapın da yoktu Cemalim.

Cenazeni Camiiye iki saat önceden getirdiler sonra annen ve kız kardeşin belirdi tabutun başında…

Bir bilsen nasıl ağladılar

Bir bilsen nasıl feryad ettiler

Nasıl figan ettiler

Nasıl da şiwan ettiler.

Anen nasıl da:

“Cemale mi rave… Memure mezin rave rave rave…” diye figanı nasıl bastı camii avlusunda.

Ölüme karşı katılaşan yüreğimiz, nasıl da gevşedi gevşedi gevşedi…

Sonra Urfa’nın yağmuru gibi ara ara yaş geldi gözlerimizden.

Sonra anneni cami avlusundan çıkardılar ardından biz İçimizden ağladık!

Bize bakıp üzülmeyesin diye, gittiğin yerde, hesabını kolay veresin diye

Bir de seni hastanede gördüğüm o son hali gözümün önüne geliyor.

Seni tanıyamadım ama sana da söyleyemedim Cemalim.

o babayiğit halin nasılda değişmişti, bedenin nasılda erimişti, kemoterapi seni bitirmişti Cemalim.

İnşallah çektiklerin günahlarına kefaret olur.

Yaradan seni de bizi de merhametiyle yargılar, şefkatiyle kucaklar.

Sen hastanede iken hiçbirimiz;

“ hakkını helal et diyemedi… Diyemezdi de…” ama biz sana hakkımız helal ediyoruz inşallah sen de helal etmişsindir hakkını bize.

Bu fani dünyada eksiklerimiz, noksanlıklarımız, kusurlarımız mutlaka oluyor olmalıda çünkü beşeriz şaşarız!

Olanları da şaşkınlığımıza ver Cemalim.

Çıktığın seyahatte o ebed yurdunda Allah yardımcın olsun yardımcımız olsun.

Bu Ölümlü dünya hepimizin gideceği yer, yurt orası olacak.

Kimse baki değil herkes fani bu dünya da “Baki olan yalnız ve yalnız Allah Azze ve Celledir…”

Seni unutmadık mezarında rahat uyu Cemalim rahat uyu…