‘İKİ BİN YILINDA DÜNYA NASIL OLACAK?’

16 / 10 / 2017

Şimdi birçoğunuz bana

‘Ağey kafayı mı yedi lo…

İki bin yılı geçeli on yedi yıl olmuş.

Sen hala iki bin yılının geleceğini mi zannediysen!

Yaw yok…

Yaw geç bunları anam-babam geç bunları!

Eskimişsen eskilerde kalmışsan iki gözüm benim!

Yaw he he…Biliyem

Eskide kalmışam,

eskimişem,

hayata küsmüşem,

dünyaya darılmışam,

herkese kızmışam…

Sız zan edisız ki ben bilmiyem!

Ma ben hırpomiyam!

İki bin yılının geçtiğinı bilmiyem mi?

Ama bi şe daha biliyem ki,

o da insanoğlu yaratılış itibarıyla

hem geçmişe hem de geleceğe merak sarmıştır,

sürekli araştırmıştır, araştırmıştır, araştırmıştır!

Bu merak üzerinden;

bazı okumalar yapmıştır,

tahminler de yürütmüştür,

tahminler sonucu bir şeyler bulmuş, buluşturmuştur,

oturmuş tarih yazmıştır.

Yazdığı tarih;

bazen resmi olmuştur

bazen  civil Defensır olmuştur!

Dünya varoldukça,

yerinde de durdukça

bu merak hiçbir zamanda bitmeyecek, tükenmeyecektir!

İnsanoğlu; sürekli yeni bir şeyler bulmanın peşinden giderken

toprağın altında bir şeyleri eşelerken,

bulduğu en ufak parçayı

fırça ile temizlerken,

inne ile kuyu kazarken

tabi ki her şeyin farkında.

Niye?

Niye olacak,

eski yaşamların, inançların, araç-gereçlerin, ne, niçin, nasılın peşinde!

Bu buluntular sayesinde, geçmiş medeniyetlerin izlerini keşfedip;

nereden gelip, nereye gittiğini, aydınlatmanın peşinde!

Bunları niye söylüyorum?

Şunun için:

Bakın Akşam Gazetesinin;

25 Eylül 1934 yılında çıkan sayısında

Yukarıda kullandığım;

‘İki Bin Yılında Dünya Nasıl Olacak?’ başlığını atmış, o gün konuyu haberleştirmiş.

Haber aynen şöyle:

Fen gittikçe ilerliyor.

Her gün insan emeğini kolaylaştıran,

yorucu işleri insan ellerinden alıp makineye bırakan icatlar çıkıyor.

Bu gidişle istikbaldeki yaşayışımız ne surette kespedecek?

Gelecek nesiller

saatte 1600 kilometre yol gidecek

2700 kilometreye kadar yükselecek tayyarelere binecek.

Her yüz km’de ancak 3.5 litre benzin yakarak

saatte 240 km hız yapacak otomobillere binecek.

Türkiye de her ailenin;

radyo ile sinemayı birleştiren bir televizyon cihazı bulunacaktır.

Yeryüzünün esaslı vazifesi olan buğday yetiştirmeye tamamı ile hasredebilmek için şimendiferler havai hatla gökyüzünde işleyecektir.

Yiyeceğimizin tamamı ise

suni, kimyevi ve basit olacak

Hap olarak alınacaktır.

İşte 2000 senesi için yapılan tahminler böyle…

Cenabı hakka şükredelim ki biz bugün

vitamin,

protein,

vesaireyi hap halinde değil

ala pirozola,

imam bayıldı

ve ayva kompostosu olarak almaktayız.’

Evet.

Demek ki 60-70-100-200 yıl sonrayı tahmin etmek tahlil etmek pek de kehanet değil.

Yani bu iş için kâhin olmaya, şapkadan tavşan çıkarmaya gerek yok.

Aklını çalıştıran insanoğlu geleceğe dair tahminlerde pek ala bulunabilir.

Bundan 66 yıl önce yapılan tahmin, öngörü, iki bin yılında fazlasıyla gerçekleşmiş durumdaydı.

Peki;’ 70 yıl sonrasının 100 yıl sonrasının dünyası nasıl?’ olur derseniz hepimiz bugünden az-çok bir tahminde bulunabiliriz.

Dünyamız gittikçe yaşanılmaz bir hale gelecek, kendi sonunu hazırlayacak.

İnsanoğlu yaptığı icatlarla, alet edevat hacetlerle kendini kanıtlamak için yine bunları kendi başında deneyecek, kendi sonunu bir şekilde hazırlayacaktır.

Beslenmeden tutunda,

iklim değişikliğine,

nükleer felaketlere,

balistik füzeler,

çevre ve iklim değişikliğine,

ozon tabakasına,

savaşlara, afetlere, sömürme hırsına, kaba kuvvetin en tepesine çıkacak dünyanın ve kendi sonunu bu şekilde getirecektir.