İYİ Kİ FOTOĞRAF VAR VE BİZ DE ONUN BİR YERİNDEYİZ!

21 / 06 / 2017

'Zaman en iyi ilaçtır...' diyorlar!

Bu biraz da hangi derde düştüğünüze bağlı değil mi?

Mesela ömrünüzden, ömür geçiyor ve siz boşluğu doldurmak ve zamanı durdurmak için bir şey yapmıyorsunuz /yapamıyorsunuz.

Hem bu dünyada ilacı yok bu derdin!

Hangi ilaca başvurursanız vurun, eninde sonunda yaşlanmaya ve ona bağlı neden, sonuç ilişkisi içerisinde yok olmaya mahkûmsunuz!

Say ki Ajda oldun ve pek kanlı oldun!

Allah’ın her gün kara balçıktan meydana gelen o vücuduna, akla hayale gelmeyen, losyonlar yosunlar sürdün, kürler denedin, bunların sayesinde biraz dinç, biraz genç kaldın ama eninde sonunda ölümden bir kaçış var mı sen onu söyle.

Yok!

Ne olursan ol

Kim olursan ol

İşin varacağı yer kıyametin kopacağı yer o kara topraktır.

Yaratılışın onunla idi bitişin de onunla olacak!

Sonra tekrar onunla yeniden bir dirilişin daha olacak.

Ondan sonra

Ya esenlik yurduna

Ya da kötülüklerin karşılığında gideceğin yerden bakamayacaksın ardına!

Yeri saati zamanı geldiğinde

Zamanda, mekânda, insan da yok olup gidecek

Bundan hiçbir şekilde kaçış yok bunu bilesin!

Belki de bu kısacık dünya hayatında

Özellikle de fotoğrafın icadından sonra,

İnsanoğlunun biraz olsun sevineceği, duygulanacağı, geçmişi hatırlayacağı

Soyuttan somuta geçeceği bir anısı olmuş oldu.

Zamanı donduran

Mekânı canlandıran

Fotoğrafın böylesine belirivermesine, şükretmek lazım.

Yıllar sonra fotoğrafa bakarak, geçmişin nasılda yaşlandığını, sarardığın ve geride kaldığını görüp hayıflanıyorsunuz.

Hayat ilerledikçe, ileri gittikçe nasılda kaçınılmaz sona doğru bir koşmanın, koşuşturmanın yaşandığına şahitlik ediyorsunuz.

Bakın bu fotoğrafı 1986-87 yıllarında, Kepirce Köyünde çekmiştim.

Teyzemin oğlunun hanımı ve kucağında oğlu Sezgin...

Yıllar içersin de büyüdü, askerliğini yaptı geldi, evlendi şimdi onunda çocukları var.

En büyük kardeş o…

Ondan sonra 9 kardeşi daha oldu...

O da yaşlanıyor her fani gibi

O zamandan bu zaman çok şey değişti aslında…

Kepirce’de kerpiç evler yıkıldı yerini betonarme evler aldı, soğuk, meymenetsiz, somurtkan ve yazın sıcak kışın buz gibi…

İşlemeli tahtlardan da geriye demir tahtlar kaldı.

Yakın bir zamanda onlarda tamamıyla yok olup gidecek.

Şimdilerde köyde/köylerde kerpiç köy evleri de kalmadı.

Ne evlerin sekiler

Ne evlerin ekmek saklanan takaları…

Ne de sazdan, gezden mertekli köy evleri

Damlar ve loğları...

Hepsi ağız birliği etmişçesine, çekip gittiler,

Bin yıllardır toprak insan ilişkisi içersin de yaşatılan geleneksel köy mimarisi, kısa bir zaman zarfında yok olup gitti.

Kerpiçten evler

Çamurdan sıvalar

Evin iç çeperlerinde ve duvarlarında;

‘çerpek’ badanalı o bembeyaz köy evlerimiz…

Ve ona bağlı olan yaşantımız kaşla göz arasında yok olup gitti!

Bir şeyleri

Bir şeylerin yerine ikame etmekle

Ne yazık ki bu şeylerin yerini

O şeyler tutmuyor… 

Zamanın serkeşliği

Mekânın/mekânların çürümüşlüğü…

Bizi adeta sarhoş ediyor.

Ve günümüzde eskiye özlem

Sancı gibi bir yerimizden girip ve yanımızdan çıkıyor.

Şu fotoğrafa iyice bakın!

(Fotoğraf yoksa bu anlattıklarım çerçevesinde hafızanızda bir fotoğraf canlandırın)

Fotoğrafın orta kısmında ayakta olan ve sütun gibi duran bir şey var…

Gördünüz mü?

Üzerinde;

El, yüz ve ayak yıkamak için kullanıla bir kab var

İşte kabın üzerinde durduğu ‘o şeyin’ ne olduğunu bileniniz var mı?

Ya da bu sütun gibi duran bu şeyi merak edenleriniz var mı?

Neyse… Onu sizin merakınıza bırakıyorum.

Bakalım hele kaç kişi, bu sütunun ne işe yaradığını bilebilecek.

Sol tarafta ki kapı ahırın kapısı

O kapıdan girdikten sonra

İçeride başka bir kapı daha var

O kapıyı açtığınızda karşınıza bir oda çıkıyor.

İşte orası hayvanlar için, saman konulan ve kışın hayvanlara verilmek üzere saklanan yer…Anadilimdeki ismini sorarsanız;

'Qadin…'

Yani saman konulan yer...

Şimdi her şey yerli yerine oturdu mu?

Oturmadıysa fotoğraf hafızamızı geri çağırıyor.

‘Gel…’ diyor

‘Sana söyleyeceklerim var...’diyor!

Avdoulla heyecanlanıyor

Sanki o, o fotoğrafı hiç çekmemiş gibi…

Zaman bizi kendine çağırıyor.

Sessiz sakin bir edayla: ‘yaklaş…’ diyor

Bu fotoğrafı çeken ve yıllar sonra bakan biri olarak,çok duygulandım Avdoulla.

Beni yadırgayabilirsin…

O zaman hangi duygu ve düşüncelerle çekmiş olmalıyım ki…

Bilmiyorum…

Ya da şimdi hatırlamıyorum

Veyahut hatırlamak istemiyorum...

Ama unutma;

Anılar, analarımızdır bizim.

Müşfik, sevecen ve olabildiğince bizi kucaklayan bir ana…

Fotoğrafı bırakıp iki de bir yüzüme bakıp

Beni yargılama ve yadırgama Avdoulla!