Leyla!

06 / 01 / 2017

Her sabah nasıl da düşerdim okul yoluna

Okul yolu uzak, tıpkı sana olan uzaklığım gibi, ulaşılması zor belki inişli çıkışlı bir yol benim ki…

Düşerdim okul yoluna sabahın ıhlamur saatinde.

Tabi o vakitler;

Kuvvetli ayaklarım vardı

Kuvvetli bacaklarım

Kuvvetli kaslarım vardı

Bütün çavım, çabam, koşuşturma,

Sabah sabah derse yetişmekten ziyade,

Seni bir lokma görmek,

Gönlüme mutluluk zerk etmek,

Pır pır eden kalbimi,

Mesut ve mesrur etmekti Leyla.

Evden sabahları, şehir içi Otobüslerinin önce çıkardım,

Yenişehir Sosyal konutlarında otururduk

Abideden, Eski vilayetin oradan, Köprübaşına… Anca okula varırdım.

Okulumuz; antik Daisan ırmağının kenarına inşa edilmiş iki katlı betonarme eski bir yapıydı. Bizden önce de, birkaç okula yardım ve yataklık yapmış olmalıydı…

Her sabah okula gidiş - gelişimi dini bir ritüel gibi tekrarlar dururdum.

Ve her sabah gururla okula, ilk ayak basan ben olurdum,

Sanki ay’a ilk ayak basan benmişim gibi…

E haksız da değildim hani…

Yol boyunca, çöpçüler,

Uçup uçup konan güvercinler,

Kış aylarında gürültü şampiyonu olan zevzirler,

Sokak kedileri,

Sokak köpekleri olurdu genellikle…

Gece şehrin üzerine çöken günahlar, sabahın ilk ışıklarıyla dağılır,

 Şehir o saatte sakin, bir o kadar da dingin olurdu.

Zengin değildik, lakin fakirde sayılmazdık bu hayatta Leyla

Hani olana şükredendik

Olmayana da tüküren değildik!

Olunca yiyen,

Olmayınca geveleyendik!

Aç kaldığımız günlerde olurdu, tüm aç kalanlar gibi…

Akşamları, yiyecek bir şey olmayınca,

Annem bizi eski zaman çiroklarıyla avuturdu

Sonra kendi dilinde;

“qise şewé rakevin!” derdi!

Annem, kendi anadilinden başka dil de bilmezdi… Hala da bilmez, bilse de konuşmazdı her nedense…

Bizler o yaşta niye başka dil konuşmadığını anlamazdık.

çoğu zaman ele karşı utanırdık, sıkılırdık!

Annem Okur-  yazar da değildi zaten.

Babası;

“ Köy yerinde, kız çocuğunun okulda ne işi olur…” diye göndermemiş vakti zamanında okula…

Vakti zaman dediğim; bin dokuz yüz kırkların sonu

Niye yalan söyleyeyim;

Okumak güzel bir şey sevdiğim.

Şimdi hatırlıyorum da;

Seni ilk gördüğümde, uyuyan kalbim, soğuk kış gününde, üzerine bir tas soğuk su dökülmüş gibi fırlamıştı yerinden!

Seni görene kadar sağlam bir duvar olan o kalbim;

Yağmur görmüş,

Fırtına yemiş,

Rüzgârla aşınmış, zar-zor ayakta duran bir harabeye dönmüştü!

Ha döküldü, ha dökülecek, durup dururken, sahibine iş çıkartacak bir duvar gibi…

Sen de biraz beni anla Leyla!

Gün boyu gözlerine bakar, derinliklerinde nasıl kaybolurdum!

Elaydı gözlerin… Belaydı başıma gelen… Aşkla birlikte Leyla!

Okula adım attığın ilk anda, ders araların da, okul çıkışlarında seni nasıl özlerdim bir bilsen.

O an da ben, ben de değildim artık,

Ben sendeydim artık

Ama sen

Bende değildin Leyla!

Söyle;

Niye sende bende değildin Leyla… Niye?

Dil sustu mu, bakışlar konuşmalı derler

Yani bir dili olmalı

Leyla’nın bir dili olmalı!

Hadi ben, kendi dilimde anlatayım sevgimi

Sen de; kendi dilinde anlatmalısın bana sevgini…

Suskunum!

Ahh… Cesaretim yok yok yok Leyla… Yok!

“İlk aşk unutulmaz…” derler…

Sen unuttun mu?

Aşkın ismi her geçtiğinde;

Miden bulandı mı?

Kustun mu Leyla, kustun mu aşkın üzerine?

Oysa ben ilk âşık olduğumda,

Başı çekilmiş bir kuş gibi ayaküstü titrerdim, çırpındım, bir kenarda gizli gizli ağladım… Ağladım!

Sustum!

Okulun ikinci dönemi başlamıştı artık.

Okul yöneticileri etkinlik olsun öğrencilerde görsün diye bir “şiir okuma yarışması ” tertip etmişlerdi.

Ben de; “fırsat bu fırsat oğlum” dedim

“Hadi çık şiirini oku, âlem şair görsün.”

Ve çıkıp ilk defa “Aney” şiirini okudum:

“Aney okuyacağam

  Mühendis olacağam

  Siye yengi yengi

  Eyzeler alacağam!” dedim…

Nerden bile bilirdim ki çok sonraları, okuyup, mühendis olacağı mı?

Şiiri okudum, alkışlar arasında kürsüden indim.

Şiir yazan biriydim ama topluluk önünde, ilk defa şiir okuyan biri olmuştum o gün… Şiir okurken nasılda renkten renge girmiş, utanmış, sıkılmıştım!

Hele ki o topluğun en ön sırasında uzaktan uzağa sevdiğin varsa… Gönül koyduğun varsa…

Bir çift bakışını görmek için sabahın erken saatlerinde yolla koyulduğunu varsa...

Neyse… Şiir okuma yarışmasında ikinci olmuştum.

Hocalarımız 1.2.3… olanlara hediye takdim ettiler benim payıma bir kitap düştü.  Bu ödüle; Sevindim…

Sevdiğimin karşısında heyecanlandım

Arkadaşların karşısında utandım…

İlgiden Sıkıldım…

Sonrasın da;

Özgüvenim tavan yaptı,

Kendime güvenim arttı

Daha nasıl anlatayım, nasıl anlatayım ki Leyla tarif edilmez duygularımı!

Bir de yanıma gelip tebrik etmiştin.

 “Daha ne olsun...” dedim kendi kendime.

Biraz da bundan cesaret alarak, sana hediye etmek için gidip bir kitap almıştım.

Hatırladın mı?

Aldığım Kitabı cafcaflı bir şekilde ambalajladım, getirip sana takdim ettim.

Peki, sen ne yaptın:

“Ben bu hediyeyi kabul edemem.” dedin…

Etmedin de…

Kitaba olan saygım, sana olan saygımdan daha çokmuş meğer çünkü Sana aldığım o kitabı;

Ne yırttım,

Ne çöpe attım,

Ama hepsini, ama olanın hepsini, içime attım.

Sadece ismini bir defa daha okuyayım diye ambalajını üsten hafifçe açıp;

Bir daha hediye ettiğim o kitaba baktım:

“Renklerin Savaşı…”

Evet... Evet… Kitabın ismiydi “Renklerin savaşı!”

Ne yazık ki bir birimizi severken de

Birbirimize böyle aleni savaş açarken de,

“renk vermemiştik!” iki medeni insan gibi…

Ne bileyim…

Belki beni sevmemiştin,

Seviyormuş gibi yapmıştın olamaz mı?

İnsan; o saf, o masum hal üzere taşıdığı duyguları, geleceğe taşımak istiyor ama o yaşta, ne gelecek var, ne de görülecek bir hesap var orta da çünkü ailenin ve toplumun gözünde henüz toysun.

Olsun!

Bak aradan bunca zaman geçti, arkadaşlar; “sana aldığım o kitabın akıbetini soruyor bana Leyla?”

O kitap;

Otuz yıldan fazladır kütüphanemde ki diğer yüzlerce kitabın yanında, mahcup bir edayla rafta duruyor.

Tıpkı ilk günkü gibi…

Öylesine sessiz, sedasız bir şekilde duruyor olması gereken yerde.

Onunda gönlü kırgın ama kızgın değil sana Leyla!

Hayat önce bize bir yol çiziyor sonra devreye kaderi koyuyor ve bizi o yolda yürümeye mecbur ediyor.

Şimdi sen ayrı yerde, ayrı yolda yürüyorsun

Ben ayrı yerde, ayrı yolda yürüyorum

Bize yıllar önce çizilen yol bu yol ve biz bu yolda yürüyoruz.

Bana kırılma ama kitapları senden daha fazla seviyorum Leyla

Niye deme?

Kitaplar yanımda ama sen yoksun yanımda…

Gözden Irak olan gönülden ırak olur…”

yoksa sen bunu bilmiyor musun Leyla!