Mescidi Nebevi Yeşil Kubbe

28 / 04 / 2017

Nihayet otel odamıza yerleşiyoruz, onuncu kattayız, pencereyi yarı beline kadar açıyorum. Mescidi Nebevi ve Yeşil Kubbe, bütün ihtişamıyla gözümün önünde duruyor, ben de birkaç dakika öylece hareketsiz seyrediyorum.

Aşağı inip oraya kadar koşasım geliyor

Nebinin huzuruna varasım geliyor

Esselamun Aleyküm ya Resulullah diyesim geliyor!

Mescidi Nebevi dedim de…

Peki, Mescidi Nebevi ne zaman inşaa edilmiş merak ediyor musunuz, ?

Hemen söyleyelim;

Son Peygamber, kutlu Nebi S.A.V ile birlikte Medine’ye hicret eden Resulullah ve onun dava arkadaşları tarafından inşa edilmiş.

Resulullah bizzat Mescidin, inşaatında taş taşımış, bedenen çalışmış.

Peki, Yeşil Kubbe de kimler metfun?

Yeşil Kubbede sadece Hz. Muhammed Efendimiz yok Halifeler Ebu Bekir R.A ve Ömer bin Hattab R.Akabirleri de Resulullah S.A.V ile yan yana ebedi istirahatgâhların da uyuyorlar.

Bir rivayete göre Aişe Annemiz buraya yani Yeşil Kubbenin bulunduğu yere defnedilecekmiş ama o yerini, adil halife, adalet timsali Hazreti Ömer efendimize bırakmıştır.

‘Nebevi"  kelimesi, Arapça’da; ‘peygambere ait’ yer manasına geliyormuş.

Mescid-i Nebevî’nin anlamı ise; ‘Peygamber Mescidi’ imiş…

Mekke-i Mükerreme de bulunan Mescid-i Haram'dan sonra, inancımıza göre yani Müslüman dünyası ve inancına göre ikinci en kutsal mescit olarak tanınmakta, bilinmekte.

Medine de bulunan, ‘Mescid-i Nebevî’ ya da ‘Mescid-i Nebi’ ilk yapıldığı haliyle durmuyor?

Tabi ki hayır.

İlk yapılışından günümüze çok değişiklikler olmuş.

O günün koşullarında çok basit bir şekilde inşaa edilmiş ise de günümüz ile ilk yapılışında ki görünümü çok farklı tabi ki… Mesela sütunları, hurma kütüklerinden, işte efendim çatısı, hurma dallarından, ne bileyim işte duvarları taşlardan meydana geliyormuş.

O dönemlerde, bitişiğinde ev varmış, yani bugünkü Peygamber efendimizin kabrin olduğu yer de kerpiçten bir ev yapılmış.

Yani Mescit ilk yapıldığında, ne mihrabı, ne de minberi varmış, onun için Kutlu Nebi Cuma hutbelerini ve vaazlarını, minber olmadığı için, ağaç kütüğü üzerine çıkarak cemaatten hafifte olsa bir yükseklikten yapıyormuş.

Yine Mescidin ‘Suffa’ denilen bir bölümü fakirlere ayırmış.

Mescit; Peygamber efendimizin vefatından yaklaşık 22 yıl sonra bir deprem ve çıkan bir yangın sonrası yanmış, geçen zaman zarfında; Emeviler, Abbasiler, Memlukler ve Osmanlılar, Suudi Karalığı tarafından, zaman zaman onarımlar yapılmış, yıkılan yerler tamir edilmiş, genişletme çalışmaları yapılmış, halen de yapılmaktadır.

Umrede, ikinci günümüzdeyiz.

Babamla sabah namazına gidiyoruz.

İnsanlar akın akın dört bir taraftan mescidi Nebeviye gelmiyor adeta su misali akıyor.

Herkesin üzerinde rahat elbiseler var ayaklarında terlik, sabah ezanı hangi makamla okunuyor bilmiyorum ama müezzinin sesi Medine göklerinde yankılanıyor.

Ezanı dinledikçe, köle Bilal‘dan Hz. Bilal’e geçişinin resmigeçidini bir an olsun anımsamaya çalışıyorsunuz.

Dönemin cahiliye Arap toplumunu, barbar toplumunu, medeni bir seviyeye çıkartan, insanları özgürleştiren, kâinatın tümüne hitap eden, İslam Dini ve akaidi o döneme yeni bir soluk getirmiş.

Son Peygamber ve onun getirdiği ilahi nizam; kavmiyetçiliği, insan rengini, konuştuğu dilin hiç bir öneminin olmadığını üstüne basa basa vurgulamış, özellikle de ırkçılığı, kan davasını, köle ticaretini, kız çocuklarını diri diri gömen toplumu uyarmış, dinin emri gereği, gelen vahiy ile yasaklamış.

Önemli olanın, takva olduğunu, yaratıcıya yaklaşma konusunda, şirkten uzak durulmasını, yaratıcıya hiçbir şeyin eşdeğer ya da aracı olarak tutulmamasını emretmiştir.

En güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderilen Kutlu Nebi, hakkın, hukukun, erdemin, güzel ahlakın bu dinin temel kuralları olduğunu belirtmiş, bu özelliği ile kısa zaman içerisinde bütün bir coğrafyayı kuşatmış yığınla kitlelerin bu dine girmelerini sağlamıştır.

İşte böylesi duygular içerisinde Mescidin her noktasını gezmek, görmek, ibadet etmek, hakikaten bir bahtiyarlık.

Yine eğer yanlış saymadıysam, Mescidin yedi minaresi var, estetik açısından da güzel bir görüntü arz ediyorlar, hele gece ışıklandırmaları, bir başka güzel minarelerin.

Cennet-ul Bakiye, mezarlığının kuzey batı ucunda inşaatlar devam ediyor.

Büyük bir ihtimalle Mescidi Nebevinin genişletme çalışmalarının bir parçası olsa gerek.

Onlarca, yüzlerce, koca koca vinç her tarafı kaplamış durumda.

Resulullahın Mezarı şeriflerinin, yani Yeşil Kubbenin yanında durup başta Peygamber efendimize ali efradına selam verip birer Fatiha okuyorum.

Resulullah efendimizin makamı şeriflerinin, mezarı şeriflerinin, ilk defa bu kadar yakınına sokulabildim. Babamla içeri geçip sabah namazını kılıyoruz.

Her taraf ışıl ışıl, kemerler, revaklar, sütunlar göz alabildiğince uzayıp gidiyor.

Bu manzara, beni sanki bin yıl geriye götürüyor… Maa Mağribe, oradan Endülüs’e, Kurtuba’ya, Elhamra’ya… Yani Endülüs Emevi devletinin bir zamanlar kök bulduğu, sonra sök saldığı ve uzunca bir süre burada hüküm sürdüğü yere… Hüküm sürerken de İslam medeniyetinin estetikte, sanatta, mimaride, kültürde doruk noktaya ulaştığı bu topraklar nedense bir an gözümün önünde canlanıyor.

Mescidi Nebevi’deki mimari tarz, kemerler, sütunlar o dönemi çağrıştırıyor ama ne yazık ki bin yıldan daha fazla geride kalan o medeniyetin estetiğini yakalayamamış üzerine pek bir şey koymamış günümüz mimarisi, o estetiği yakalaması da mümkün değil.

Burası Mescidi Nebevi… İki milyar Müslüman için büyük bir öneme sahip.

Yerler mermer ama kemer ve sütunlar betonarme kaplama ve kaplamalarda suni mermerden yapılmış yani doğal mermer kullanılmamış.

‘Niye suni mermer…’ diyeceksiniz çünkü istediği şekli vermek kalıba dökmek mümkün.

Bu tarz yapıların, girintisi, çıkıntısı işlemeleri, süslemeleri bol olur.

İşte böylesi durumlarda suni mermer daha bir kolaylık sağlıyor da ondan.

Yeşil Kubbenin arka tarafında orta kısmında mescidin üstü açık…

Böyle bir tarz tasarlanmış.

Bu tarz yapıların, sıcak geçen mevsimsel nedenlerden dolayı ve yağışın çok az olduğu Ortadoğu coğrafyasında yer yer rastlamak mümkün.

Bu tarz cami ve mescitleri Mısır’ın Başkenti Kahire’de Tolunoğlu Camiinde de görmüştüm.

Yeni yapı bazı camilere de uygulamışlar.

Ama Mescidi Nebevi’deki fark, o bölümde yani üstü açık bölümde, açılan-kapanan dev şemsiyeler yerleştirmişler, bu şemsiyelerde, çok rahat bir şekilde açılıp - kapanan cinsten devasa şemsiyeler.

Yaz aylarında özellikle sabah ve ikindi vakitlerinde bazı durumlarda geceleri bu şemsiyeler açılarak, içeriye hava sirkülasyonu sağlanıyor.

Gündüz sıcaklarında ise kapanarak, gölge olmasına imkân veriyor.

Yine her sütunun özelliklede yerle bitişen noktalarına merkezi sistem ile çalışan soğutma sistemi var ve çok ustaca bir şekilde buralara yerleştirmiş.

Yine Kutsal Kitabımız Kur’an-ı Kerimi okumak isteyen herkesin çok rahatlıkla ulaşabilmesi için kolonların sağına soluna raflar yapmış adamlar.

Ayakkabıların konulması için birçok noktada ayakkabılıklar var.

Girişte galoş, naylon poşet alınarak ayakkabılar içerisine koyulup buralara bırakılıyor çıkarken de çok rahat bir şekilde ulaşabiliyorsunuz.

Yine koridorlara ve iç kısımdaki birçok noktaya, büyük mataralar içerisine zemzem suyu konulmuş, isteyen istediği dakika da, buradan rahatlıkla, bir içimlik plastik bardaklar da, zemzemi içebiliyor.

Mescidin bazı noktaları, çok iyi ışık almasına rağmen ışığın ulaşamadığı yerlere, karanlıkta kalan noktaların ışıklandırmalar da çok mükemmel bir şekilde yapılmış.

Yanan ışıkların hiçbirinde kablolar görmek mümkün değil.

Her şey sütunların içerisine, yukarıda, tavanda, kemerlerin içerisine çok ustaca gizlenmiş.

İnsanı rahatsız eden herhangi bir görüntü kirliliğine pek şahit olmuyorsunuz.

Her şey yerli yerinde, süslemeleri de cabası…