Neyzen Fethi Efendi...

15 / 05 / 2017

Urfa'nın 58 Meydanında,

1853yılında, savığ bi kış gününde zerzembede dünyaya gözlerini açmış Fethiefendi…

Ebesi bütün mehelenin ebesi, Helepli Emnesimiş

Ravilerin aktardığına göre Fethiefendi doğduğunda, 3 kilo 300 gr. mış

Ve o da her sabiisubyankımın, ağlayarak bu vefasız dünyaya gözlerini açmış.

Henüzifağ yaşında, babasının terzilik yaptığı Mençek Hanına gidip-gelmeye başlamış.

İlk terzi çıraklığı deneyimini burada yani babasının tükeninde yaşamış, serçe parmağına inniyibatıraraktan mesleğe merhaba demiş.

Soynasında mesleğinde bi hayli ilerleme kaydetmiş,

Dünyanın söküğünü dikmiş, birilerinin iliğini açmış,

Onun-bunun köyneğine, çeketine,bi sürü düğme tikmiş.

Fethiefendi, üsküfü ilk gördüğünde, süzgeç zanetmiş, hayretler içinde kalmış!

Merakını giderme adına bi gün babasına:

'Babo… Bu süzgeç, niye bu kadar ifağ, bundan ne süziler…' deyince...

Babası Eziz Efendi;

'Oğlum Hana gelen-giden yabancıları bundan süziğ…‘ demiş!

O da elesine inanmış... Hem babasının gendine henek yaptığını nerden bilecağ ki güçük Fethi…

Yaşı büyümüş, yaşı büyüyünce Fethiefendi de büyümüş, bu durum karşısında babası Eziz efendi oğlunun yulvarını biraz olsun gevşetmiş.

Üzerinde ki yük kalkınca Fethiefendi rahatlamış, tükkene, artık daha serbest bir şekilde gidip –gelmeye başlamış.

Evden tükkene, tükkenden eve gidip-gelirken, güzergâh olarak, eski mevlağananın içinden vurup, kazancı bedihin demliklere kup taktığı tükenin öğüne çıği, soynakalaycı Abdo emminin tükenin yan çaprazından, mehkeme zuvağına giri oradan elli sekiz Meydanına çiği,soyna da Reji tetirbesinin en dar yerinden sapi sola sapi, ordan geri çıkmi çünkü evleri o tetirbe de…

O da her kurre Urfalı uşağlar kımın cesaretini iki kaşının tam ortasının üzerinde daşi.

Bi lokma büyümüş ya… Gözübi şeyi görmi, meydana yetişmeden bir madar var

Sehebi sebeh sebeh, atı madara getirken, gidip atın kuyruğundan çekip bi kaç tiyv koparmaz mı?

Niye?

Niye olacak, zevzirlere, yusuftutanlara fak kuracak onun için.

Neyse…

Fethiyeefendi her gün çizo-vizo bir yoldan tükkene gidip–geli ama gidip- geliken yolda akıllı dur mi?

Evlerinin tetirbesinden çıkar-çıkmaz gendi gendinebi şeyler mırıldani…

Kabaltından geciken sesini bi lokma yükseldi, çetrefilli zuvağ aralarında daha da bağıri,gendi gendine hoyratlaroği,

En çok da:

‘Daracık zuvahta yara kavuştum

Yar aşağı, ben yuğarı savıştım...’ türküsünü çığıri.

Gerçi o yaşta;  aklı‘yar’ a basi mı deyecağsız… Olsun…İler de içinde hep ‘yara’ olarak kalacağı için,

‘yar’ meselesine, dahao ifağ yaşında alışmaya başli oğlancağız!

Heyatlı evler de, o güzelim çardaklara kurulan ve perdenin ucunu hefiffçee açıp aşağıya bakıp ‘ecebe aşağıdan kim geçi’ diyen dayzam kızlarından, iki göz görmeden körlamasına işmar edi, saçını tımar edi,gendi gendini bele bihoş edi Fethiefendi…

Bi gün Fethiefendi gene çardakta, ayağında halhalından, burnunda ki hızmasında gendine işmar eden bir dayzam kızını görünce dayana mi arka cebinden eynesini çıkarıp dayzam kızanın takasınatuti.

A Gördiyız mı babo!

Tam bu esnada, kızın abisine yakalanmaz mı?

Kızın Abisi, o el yapımı havara güllesini, arkadan Fethiefendiye fırlatmaz mı?

Babo gülle Fethiefendinin belinde patli, un ufak oli, soyna paramparça oli, ondan soynayere tökıli!

Neysene…

Genebigün:

‘Kalanın altında üç ağaç incir… ‘ türküsünü okumaya başliii babası yanıbaşında ağanın birinin şelvarının balağını teğeledimiş, oğluna müdahale edi…

Niye?

Niye olacak! Oğlının büyüdığını artık zencırı kırdı-kıracağ tavına geldiğini ayni, ondan baboş.

Babası Ezizefendi, oğlunun bu terziliğ mesleğini yapmayacağını her gün kirirşi kıracağını bıldığı üçunbi an önce bu işe,biçara aramağa, biçara bulmağa başli.

Ha az kalsın unudacaktım…

Bu arada taka da duran Filipısmarka radyosunda;

‘Çav Bella, Çav Bella…’ parçasına kulak misafırıoli o da:

 ‘Valawka,çıbellaçıbella…’ ye deyip, Ernestoya ,Mençek Hanından biselam gönderi!

O aralar alt kattaki tükkenlerinden birine gelip-giden Kıdey Hafız aklına geli.

Bigün, Kıdey Hafızın, bele; ’Kıdeykıdey’ Hana giriş yaptığını görünce,Fethienediyi kolundan tutuğu kımın,aşağıya ini:

"Hafızefendi! Hafızefendi! Al bu, köleyi; ‘eğitimisen, terbiyemi edisen ne edisen et! HışHışı seni beşiği benim olsın…’ deyi.

O arada Fethiefendi,böyükbi saygıyla,Hafızın yanına çömeli, elini öpi, hayır duesini ali.

Çömelme esnasında, Hafızın cebinde ‘Ney’i görününce, denek zanedi,çok korkhi.

Devirsi gün babasına:

‘Babo, benartık Hafızın yanına getmeyacağam…’ deyi!

Babası;‘niyeçoğ mı gidip-geldi Fethi…’deyince;

'Yok Babo! Hafızın delikli değeneği var, vurdu mı ses çıkari…'

Tabi babası oğlunun bu anlatım karşısında;Hafıza işkileni,içinden bi lokma buğzedi.

Günler su kımın akıp gidi, Neyzen Fethiyefendiböyi, orda-burda Ney üflemağabaşli, 

Ve 'Ney'ini de artık rehetlıkla eve getirip-götürmağabaşli.

Babası- Anası bi gün Neyi camhananın yanında ki takada görünce dayanamamışlar:

'Fethi oğlum, bu Ney in nesi?

Fethiefendi;'

Ney'in nesi olacak aney, görmimisen Ney işte!’

Anası ve babası Neyin ne olduğunu pek anlamamışlar ama durumu da peşinen kabullenmişler.

Fethiefendibi gün Neyini almış, evlerinin damına çıkmış.

O narin kamışvari Neyinden Urfa divanını çalmağa başlamış

O esnada, Reji tetirbesinde gölgelenen bütün pıssıkler,

Damdamatarda dinlenen bütün taklacı kuşlar,

Kurtuluş mektebinin çatısında ziç eden bütün kıytler, bi an da etrafına toplanmağa başlamış.

Mübarek… deyisen belki Orfeous olmuş… ellavekil…bi aslan eksik Neyzenin sıfrasında!

Neyzen, hızını alamamış olacak ki aşağı enmiş anasına:

'Aney hele o Liri mi getir'deyince…

Anası:

‘Vışşşoğlımbız ondan ekmek açıyığ...’ demez mi?

Fethiefendi efendiliğini bozmamış, pozıntıya vermemiş hetta içinden gülmağa başlamış.

'Aney ben senden Tiri değil, Liri istiyem…' demiş.

İştebelesibi ortamda ve Aile de yetişen bu müziğin dehası,

Kendi çağının harika uşağıve bu işin karakuşağı,

Gelmiş- geçmiş müzik literetüarının efendisi

Uzun yıllar Urfa da müzik meşketmiş,

Bu şehri sevmiş bilmem neyinde naşketmiş!

Gel zaman get zaman Neyzen FethiefendininUrfa da hoyrat okumadığı mağara,

Sesini test etmediği hemam kalmamış.

Gene aynadilar , bi gün yanlışlıktan Cincıklı Hemama girmiş,

Avratlar Fethiefendiyi karşılarında görünce:

Biri diğerine:

‘VışşşvışşşEşşe, Herıf Leyla, herıf dört köşe…’deyince;

Fethiefendi de cesaret hâsıl olmuş, bir hoyrata asılmış, avratlar;

‘ Dağdağan yemiş bülbül kımın…’göbek daşına çakılmış kalmış!

İnancıyız olsın; o cıncıklı hemam var ya o Cıncıklı Hemam… bi an da,Vezir Hamamına dönmüş!

İştebelesi bir müzik ustadıdır Fethiye Efendi arkadaşlar.

Ne yazık ki günümüzde adını, sanının, pek bilen yoktur.

Oysao, bu torpağların öz çocuğudur.

Şimdi biribiriyıze ;

Niye; bizuvağa, bi tükene, bi AVM ye ismi verilip ismi yaşatılmideyiseyiz,

Valla ben de bilmiyem.

Ha… Sehebi yok diye mi?

Onu da bilmiyem biye sormayın!

Gidin Hemey Şazeye sorun.