SEN NE GÜZEL KOMŞUMUZDUN NAİLE ABLA!

26 / 01 / 2018

Yıllar… Uzun yıllar evveldi.

Takvimler, Şubat tatilini gösteriyordu.

1973 yılında Şehitlik İlkokuluna; üzerinde ‘Devrim ilkokulu’ yazan, barakadan bozma binasında,

Kara önlüğüm, beyaz yakam, çantam, cızmam… O çamurlu okul yolunda gidip-gelirdim.

Babam vilayette memurdu.

İşte tam bu sıralar Babam anneme; kendisine Yenişehir de lojman çıktığını söylemiş.

O zamana kadar hep avlulu evlerde oturmuşuz.

İlk defa lojmana çıkacaktık.

Çocuk aklımla, lojmanın ne olduğunu da bilmiyorum ya...

Ee… Ne de olsa, Lojman kelimesi bile kulağa hoş geliyordu.

Bu şans sonrası, kiracılıktan bir nebzede olsa kurtulacaktık.

Mıxsımor’dan, Yenişehir mahallesine taşınacaktık.

Sanki Urfa’dan İstanbul’a taşınacakmışız gibi sevinmiştim o gün...

Okulun birinci dönemi bitmiş, ara döneme girilmişti.

İlkokulun yarısını, Şehitlik ilkokulunda, diğer kalan yarısını da, oturduğumuz lojmana yakın Şair Nabi ilkokulunda tamamlayacaktım.

O zamanlar Yenişehir Mahallesi bomboştu.

Yenişehir’in bahçeli, müstakil, bahçesinde envaı türlü meyve olan, Urfa taşından (nahit) yapılmış varlıklı kişilerin evleri,Yenişehir Camisi, Şair Nabi İlkokulu, Yenişehir Sağlık Ocağı, Yenişehir Karakolu Askeri Lojmanlar,İmam Hatip Lisesi, Bir de Sosyal konut/konutlar…

Sosyal konutların biri Bayındırlığa diğer birkaçı ise Urfa Belediyesine aitti ve bunların tamamına yakını boştu, yani henüz vatandaşa veya belediye personeline dağıtılmamıştı.

Hatta onlardan sorumlu bir bekçi vardı hatırlıyorum adı Abuzer miydi neydi…

Çocuklar lojmanların; camını, kapısını kırmasın diye bekçilik ederdiburada… Evi de bu lojmanlarda birinde idi, bu adamcağızın.

Şimdiki DSİnin yerinde ise, Tugay Komutanlığının Pentatlon sahası, onun hemen arkasında Öğretmen Okulu yani Eğitim Enstitüsü, doğusunda ise Yenişehir çamlığı vardı.

Biz Yenişehir karakolu ve Yenişehir Sağlık Ocağının arkasında bulunan, o uzun ince balkonu olan Bayındırlığın mülkiyetinde olan lojmana taşınmıştık.

Bu bina altmışların başında, Sosyalist ülkelerin mimarisi baz alınarak inşa edilmiş.

Tek blok halinde 30 daire şeklinde inşa edilmiş.

Yapı zemin ve iki kattan ibaret idi… bina giriş kapısı tek merdivenden sağlanıyordu, herkes bu merdiveni kullanmak zorunda idi

Merdivenlerin sağında 18 daire, solunda ise 12 daireden ibaretti.

Her kattaki komşular birbirlerinin kapısının önünde geçmek suretiyle evlerine ulaşabiliyorlardı.

Daha eve adım atar-atmaz, sizi iki kişinin yan yana geçmesi mümkün olmayan, 2 metre uzunluğunda bir hol karşılıyordu.

Sağ taraf da; 6 metrekare bir mutfak

Sol taraf da; 4 metre kare lavabo ve banyo,

Devamında 12 metrekare bir salon

Sağ tarafta 9 metrekare bir yatak odası

Ve 2 metrekare büyüklüğünde bir balkon vardı.

Hani Şairin:

‘Eviniz kutu gibi küçücük bir evdi…’demesi vardı ya işte o demek ki boşuna değilmiş.

Toplam da 35 metre karelik bir lojman, daire, çardak, konak…

Artık adına ne derseniz deyin, o size kalmış.

Ee… Babamız memur ya…

Ne de olsa sınıf atlamıştık.

Babam, annem, ben, kız kardeşim ve iki erkek kardeşim…35 metrekareye sıkışan 6 nüfus ve bizim yaşam alanımız, nefes alıp verme alanımız.

Hem… Neyimize yetmez değil mi?

Devlet baba seni lojman sırasına koymuş, sonra kura sana çıkmış, lojmana layık görmüş!

O lojmanlarda, öyle isteyen herkes de verilmiyor.

Orada ikamet etmek için, bir sıfat gerek, bir unvan gerek, bir statü gerek.

Mesela bizim Şair Nabi okulunun Müdürü Mustafa Sak beyefendi vardı.

Bizimle aynı katta lakin dört kapı ötemizde otururdu.

Her kapımızın önünde gidiş- gelişlerinde hazır ola geçer, asker selamına dururdum.

E bir yerde öğrencilik de askerlik değil mi, askerlik de disiplin değil mi?

Kütüphaneci İbrahim Emmi,

Mübaşir Mehemed Efendi,

Nuri baba, Naile Hanım, Valinin Şoförü Muzaffer beğ…

Ve daha adını hatırlayamadıklarım…(ölenlere Allahtan rahmet diliyorum)

1973 yılının soğuk bir kış ayında işte böylesi koşullar altında, bu mahalleyetaşınmıştık.

Şair Ahmet Muhip Dranas Fahriye Abla şiirinde sanki bizi anlatmış, Naile ablayı anlatmış.

Baksanıza;

Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar

Kapanırdı daha gün batmadan kapılar

Bu afyon ruhu gibi baygın mahalleden

Hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın sen!

Hülyasındaki geniş aydınlığa gülen

Gözlerin, dişlerin ve akpak gerdanınla

Ne güzel komşumuzdun sen fahriye abla

Şairin mahalle algısı ile bizim Naile ablamızın nezdimizde ki algısı neredeyse birebir örtüşüyor:

‘keskin bir kömür ve odun dumanı ve kokusuyla dolardı’

Tabi ne elektrikli sobalar icat olmuştu,

Ne de doğalgazın esemesi okunuyordu.

‘Eviniz kutu gibi küçücük bir evdi

Sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi

Güneşin batmasına yakın saatlerde

Yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede

Yaz kış yeşil bir saksı ıtır pencerede

Bahçede akasyalar açardı baharla

Ne şirin komşumuzdun fahriye abla…’

Şiirde geçen ev tarifine, balkon tarifine bakar mısınız:

‘Eviniz kutu gibi küçücük bir evdi

Sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi…’

Mısraları ne kadar da Naile ablanın evini tarif eder gibi...

Topu topuna; 35 metrekare kutu gibi bir ev ve yalnız başına yaşayan Naile ablamız…

‘Önce upuzun sonra kesik saçın vardı

Tenin buğdaysı, boyun bir başak kadardı…’

Esmerdi… Esmer ‘buğdaysı’ bir tendi, Naile ablanın ki…

O günün şartlarında, modern Cumhuriyet kadını, serbest yaşayan, açık giyimli, toplumun katı değer yargılarına direnen, kendi ayakları üzerinde duran bir Naile abla!

Kimi kimsesi pek yoktu… Ama güçlü bir kadındı.

Bir annesi, bir de başka bir şehirden zaman zaman gelip-giden,‘teyzem..’ dediği bir kadının dışında.

Kız çocuklarının;

Ayıp, hatta günah sayıldığı o dönemin Urfa’sında, sırasıyla ilkokul, ortaokul, liseyi bitirmiş.

Liseyi; 1950 başında Urfa Kız mektebinde okumuş, mezuniyeti sonrasında da, Valilikte işe başlamış.

Okuma serüveni de babamın bana anlatımlarından yola çıkarak söylüyorum… Babası büyük ihtimalle ölmüş, annesi ile birlikte; Yenişehir’de Urfa’nın zengin ve yerli ailelerinden olan, Necati Aksoy’un evinde, günlük ev işlerini bakıyorlarmış, hizmetlerini yapıyorlarmış.

Necati Aksoy kim derseniz?

TBMM 14-15. Dönem Urfa CHP milletvekilliği yapmış,ileri görüşlü, cumhuriyetin değerlerine sıkı sıkıya bağlı biri.

O dönem kızlarını okula gönderen Necati Aksoy, onu da‘okusun..’ diye kızları ile birlikte mektebe kaydetmiş.Naile ablanın okul serüveni de işte bu şekilde başlamış.

Gelelim bekâr kalmasına…

Gençliğinde birçok taliplisi olmuş ama o kimseleri pek de beğenmemiş.

Özelliklede askeri kesiminden, subay, astsubay arkadaşları olmuş, evlilik teklif etmelerine rağmen o kabul etmemiş, onun sevdiği beğendiği erkeklerde, onun teklifini kabul etmemiş.

Kim bilir belki de sevdiği gence kavuşmayınca, o da evlenmemeye yemin etmiş.

Belki de şairinde dediği:

‘Hülyasındaki geniş aydınlığa gülen

Gözlerin, dişlerin ve akpak gerdanınla

…’

Çocukluğumuzda bizleri çok severdi.

Beni ve kız kardeşim bir defasında Tugay Komutanlığının içersinde ki gazinoya götürmüştü orada yazlık sinemada film izlemiştik hala aklımın bir köşesinde duruyor.

Sahneyi ve şarkı söyleyen birini, ilk defa orada canlı canlı görmüştüm.

Bekâr olunca haliyle asılan, laf atan, taciz eden de çok oluyordu.

Bir defasında eve geç gelmiş olmalı ki, sarhoş bir iki adam kendisin takip etmiş lojman önüne kadar gelmişler, bağırıp-çağırıp, gecenin o vaktinde nara atıyorlardı.

Bizlerde gece yarısı uykumuzdan o gürültü, patırtı ile uyanmıştık.

Sonra lojmanın bıçkın delikanlıları tehlikeyi savuşturmuşlardı.

Annem halen anlatır.

Naile abla; yarı şaka yarı gerçek, benim küçük biraderimi annemden istermiş.

İşte Ben evlenmedim, yalnızım bana Koçero’yu ver… Diye

(Kardeşimin adı Kemal’di, birazda yaramaz olduğu için ona Koçero diyordu)

Annem de hep yok dermiş.

‘Vışşş ben nasıl oğlımı veriyem, ben delimiyem!’ Dermiş.

Tabi babamın mesai arkadaşı ve şefi olması hesabıyla, diğer komşularımızdan daha fazla bir hukukumuz vardı…

Şairin dediği gibi:

‘Önce upuzun sonra kesik saçın vardı

Tenin buğdaysı , boyun bir başak kadardı

İçini gıcıklardı bütün erkeklerin

Altın bileziklerle dolu bileklerin

Açılırdı rüzgarda kısa eteklerin

Açık saçık şarkılar söylerdin en fazla

Ne çapkın komşumuzdun sen fahriye abla

Eskiden hayat birilerine nesirdi ama özgürleştikçe şiir tadına ve kıvamına geldi.

Şair Ahmet Muhip Dranas; komşumuz Naile ablayı görmeden, Fahriye abla üzerinden ancak bu kadar isabetli bir anlatım bir gönderme yapabilirdi bu güzel mısralarıyla…

Naile abla bugün seksenini aşmış artık.

Sesiz bir çığlık gibi gelip geçen bir hayat

Ve geçmişte kalan anılar…

Sağlıklı mutlu, huzurlu bir yaşam seninle olsun Naile Abla!

Sen ne güzel komşumuzdun:

‘Önce upuzun sonra kesik saçın vardı

Tenin buğdaysı , boyun bir başak kadardı!

…’

Ve neredeyse aralıksız kırk yıla aşkın bir zaman, vilayette çalıştı, yaş haddinden emekliye ayrıldı.

Halen hayatta kendisine uzun ömürler diliyorum ve bir defa daha diyorum ki:

‘Sen Ne Güzel Komşumuzdun Naile Abla..!

…’