URFA’YI TANITAN ÜÇ KİTAP…

08 / 12 / 2017

Günümüzde üniversitelerin olmadığı şehir kalmamış gibi…

Kaç vilayet varsa o kadar da üniversitemiz var.

Tabi nitelikleri ve nicelikleri necedir o tartışılır.

Peki; buralarda ne gibi ilimler ve bilimler üretiliyor?

Filmler üretiliyor demiyorum bilimler üretiliyor diyorum.

Ne gibi bilimsel çalışmalar yapılıyor-yapılmıyor bunların çetelesini tutmak bizim işimiz ve işlemimiz değil.

Küreselleşen dünyada, dijitalleşen çağ da münferitte olsa ne gibi başarılara imza atıyorlar bilmiyoruz.

Bilim adamlarımız günümüz dünyasında saygın bir yere sahipler mi- değiller mi?

Onun da kriteri nedir, ne değildir bilmiyoruz konumuzda değil.

Gelelim Urfa’mız, üniversitemize.

‘Bin yıl kadar köklü, yirmi beş yıl kadar genç…’ olan üniversitemiz, bu işin/işlerin neresinde acaba?

Adını dünyanın ilk İslam Üniversitesinden (Medrese ilim, bilim külliyesi) alan, Harran Üniversitesi bu şehre ne kadar faydalı işler yapıyor acaba?

Umudumuz iyi işler yapıyor/yapılıyordan yana...

Örnek mi? 

Özellikle son dönemlerde, şehirle ilgili araştırma yapan akademisyenlerin sayısında, gözle görülür bir artışın olduğunu söylemek mümkün.

Urfa’da ki arkeolojik kazı alanlarındaki çalışmalar,

Yayın sayısın artması sadece bir-iki örnek.

Peki; bu artış yeterli mi?

Değil… Lakin bu artış günden güne devam ederse, hem şehrin kadim tarihine, hem sosyalleşmesine, hem ekonomik yapılanmasına, sanatsal olarak farkındalık yaratmasına katkı sağlayacaktır.

Bu artışkadim şehrin bir kazanımı olacaktır.

Şimdi sizlere, son dönemlerde üniversitemizdeki akademisyenlerin birkaç çalışmasını tanıtmaya çalışacağım.

Tarih bölümünde akademisyen olan;

 Prof. Dr. Abdullah Ekinci,

Doç. Dr. Mehmet Emin Üner

Edebiyat Bölümünde Prof. Dr. Kaplan Üstüner’in kitaplarından biraz bahsedeceğim.

Emekli öğretim görevlisi İlahiyatçı Prof. Dr. Alparslan Açıkgenç ile Harran Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Abdullah Ekinci’nin:

‘ŞANLIURFA’  The City Of Cıvılızatıons Where Propeths Met isminde ki 250 sayfalık kitabı… İngilizce olarak hazırlandı ve bu alanda bir boşluğu dolduracak inşallah.

Şanlıurfa’nın;

Tarihi, siyasi, kültürel, coğrafi ve dini yönden tanıtımını ele alan ve okuyucuya yansıtan kitap, 167 ülkeye dağıtımı sağlanacak.

Kitapta eleştireceğim tek nokta, fotoğrafların neredeyse %70-80 bendenize ait olmasına rağmen ve katkı sağlayan diğer arkadaşların da isimleri, neredeyse mikroskopla okunacak vaziyette kerhen de olsa yazılmış.

‘Ne yapsınlar işte isimlerinizi yazmışlar…’ diyenlere teşekkür edecek değilim.

Bu işin düzenleyicileri, yazarı çizeri, katkı sağlayanı da dâhil, biraz daha büyük bir punto ile isimleri yazmaları gerekmez miydi?

Kimse kusura bakmasın kitabın dili gavurca olabilir ama ben duygularımı Türkçe ve net bir şekilde ifade ediyorum.

Fotoğraflar; tam sayfa, silme sayfaları kaplamışken, isimlerin mikroskopla okunacak büyüklükte yazılması, kimin ve kimlerin ayıbı onu da sizlerin takdirine bırakıyorum…

Kaldı ki, Batı’da, uygar dünyada, sanata, sanatçıya verilen değer belli…

Hele ki yayınlanan böylesi bol görsel soslu kitaplarda ve akademisyenlerin de imzası varsa, adamlar tutar, kitabın orta yerine;

‘ByFoto’ falankes, filankes yazar!

Biz de ise… Aman aman kimse görmesin sonra ayıp olur, günah sayılır yani biz de etik kurallar, böyle çalışır.

Telif hakkını da saymıyorum onu kitabın ‘Dizin’in dibine gömüyorum.

Bizim yazarımızda da, çizerimizde de, akademisyenlerimizde de, böyle etik bir anlayış yok maalesef.

Birkaç yüzyıl değil bin kaç yüzyılda geçse de…

‘Ah Batı, ah Batı… Ama ağbatı bize bir türlü olmaz, bilesiniz.

XXXXXX

Yine Tarih bölümünde Doçent olan, şimdiye kadar Urfa ile ilgili birkaç çalışması da olan;

Doç. Dr. Mehmet Emin Üner hemşerimiz de, Osmanlıca gibi ulaşılması zor ve zahmetli olan belgeleri ulaşarak onları okuyarak, redakte ederek eski dilin çuvalından alarak yeni dilin eleğinden eleyerek;

‘URFA Gümrük Defterleri, Transkripsiyon ve Değerlendirme (H.1148-1153 / Miladi 1736-1741) yıllarındaki belgeleri okumuş, Urfa’nın o dönem ait, sosyal hayatını gün yüzüne çıkarmış.

Kitap; Şanlıurfa Ticaret ve Sanayi Odası Yayınları arasında 2017 de, 360 sayfa olarak yayınlanmış.

Adı üzerinde, Gümrük yani malın, emtianın giriş - çıkışı iş ve işlemlerin yapıldığı yer.

Kitaptan ilginizi çekecek birkaç örnek vermek gerekirse:

‘Abdurrezakın sekiz merkep yükü sabunından gümrük alınmıştır.’

Ya da: ‘Diyarbekirli Nuzo’nun bir yük kendirinden bac alınmıştır.’

Mehmet Karut’un dört defa eşyasından gümrük alınmıştır.’

Bazarbaşı oğlu Müslümün bir yük lülesinden gümrük alınmıştır.

Boyacı Babo oğlunun otuz bir buçuk batman boyasından gümrük alınmıştır.’

Bey kapusundan, Seyyid Mustafa’nın yedi yük penpe ve iki yük sabınından gümrük alınmıştır.

Arap İdrisin dört yüz yirmi altı bezinden ve puşularından gümrük alınmıştır’

Yahudi Salomonun üç yük lülesinden gümrük alınmıştır’

KürdOsmanın abasından gümrük alınmıştır’

PenpeciHamo oğlunun dört yük penpesinden alınmıştır’

Taşra mahalle bekçisi hasan Beşe ve Kör oğlan yediyle yağ kaçıran Emirden alınmıştır’

GermujluYazo’nun dört yük kendirinden bac alınmıştır’

Tabi ki inne ile kuyu kazarcasına bu belgeleri gün yüzne çıkarmak, o dönemi de bilen biri olarak, transrapsiyonun yapmak gün zahmetli bir işi, çalışma kıymete haiz bir çalışma olmuş.

XXXXXXX

Diğer bir kitap ise Fen Edebiyat Fakültesi öğretim Görevlisi Prof.Dr. Kaplan Üstüner’in Nabi ile ilgili çalışması.

Türk şiirinde hikemî tarzın en büyük temsilcisi olan Nâbî’nin, Divanında yer alan “Mesnevî Der-Senâ-kârî-i Sultân Muhammed Hân Müzeyyel Be-Medh-i Musâhib Mustafâ Paşa” başlıklı mesnevisidir.

Şairi; İstanbul’da tanıtan,

Yüzüne devlet kapısını açan ve sonraki şiirlerinin bir prototipini teşkil eden müstakil bir eser görünümünde...

Bu mesnevide hemşerimiz Şair Nabi;

Urfa’dan İstanbul’a geliş öyküsünü ve burada Musahip Mustafa Paşa ile karşılaşmasına kadar geçen süre zarfında yaşadıklarını anlatıyor.

İstanbul’a geldikten sonra kaleme alınan ve bilinen ilk manzume olan bu Mesnevi Nâbî’nin hayatının dönüm noktası olmuş olmalı...

Taşradan gelen bir şairin, kendini edebî çevrelere kabul ettirebilmesi hakikaten çok zor.

Onun içindir ki Yusuf Nabi, bütün hünerini sergileyerek bu mesnevisini kaleme almış.

Prof. Dr. Kaplan Üstüner Hoca yorumlayarak, büyük bir gayret göstererek, bu çalışmayı, hem edebiyat dünyamıza hem de Nabi’nin hemşerileri olan bizlere, kazandırmıştır.

Kitapta Nabi’nin beyitlerinden örnekler veren ve karşılarına da günümüz Türkçesi ile açıklamalarını veren yazar, kitabın sonuna bir de sözlük eklemiş.

Niye?

Okuyan kişinin, eski Türkçe ile yeni Türkçe arasında ki zaman farkını ortadan kaldırsın, anlamasına yardımcı olsun diye.

Yine kitabın sonuna, söz dizinini yerleştirerek hangi kelimenin hangi sayfalarda geçtiğin ayrıca belirtmiş.

Kitap 187 sayfadan meydana gelmekte.

Konu şu başlıklar altında toplamış:

Eser hakkında genel bilgiler,

Eserin Muhtevası,

Nabi’nin sergüzeşti,

Padişah IV Mehmede övgüsü,

Muhasip Mustafa Paşaya Övgüsü,

Medhiyelerinmuakayesesi,

Kitapta ki 137 No’lu beyti sizlerle paylaşıyorum:

Varsın a âsitane-i şâha

Yüzünü sürsen e o dergaha

Açıklaması:

Padişahın bulunduğu yere (yani İstanbul’a) gitsene!

O dergâha yüzünü sürsene!

Şair Urfa’dan kalkıp İstanbul’a gidiyor,

Yüzünü sürülmesi gereken yerlere sürüyor ve Şair Nabi oluyor.

Gitmese idi olur muydu?

Olurdu ama Şair Nabi olmazdı.

Na/bi kalırdı.

İstanbul’a Payitahta gitmekle en azından herkesin tanıdığı bildiği bir Şair oldu.

Arkadaşlara çalışmalarından dolayı teşekkürler ediyoruz.

Urfa’yı tanıtan böylesi çalışmaların sayısının, günden güne artmasını diliyoruz.

Böylesi köklü bir şehrin,

çok kültürlü bir şehrin, sadece tekil bir pencereden değil,

çok renkliliğin var olduğu,

çok kültürlülüğün var olduğu damardan girilerek,

geçmişte ve günümüzde bu şehirde var olan ulusların, kavimlerin kültür sanat eserlerinin de gün yüzüne çıkmasını,

Ermenice, Süryanice, Kürtçe, Arapça, İbranice dillerinde de, varsa eserlerin üniversitemiz, akademisyen hocalarımız tarafından tercüme edilerek, bu şehre, insanlığa kazandırmalarını temenni ediyoruz.