15 TEMMUZ FETÖ DARBESİ

16 / 07 / 2017

Nur içinde yatsın rahmetli babam, FETÖ’nün deccal olduğunu söylerdi. Çünkü deccalla ilgili “Suret-i haktan görünecek, Yahudilerle işbirliği yaparak müslümanları arkadan vuracak” şeklindeki rivayetlere tam olarak uygun düşmektedir, derdi. O zamanlar babamın çevresindeki insanların çoğu bunu ciddiye almıyor, siyasi bir tarafgirlikten dolayı söylediğini sanıyordu. Yine o zamanlar Fetullah Gülen hareketinin bir terör örgütü olduğu da ortaya çıkmamış, mensuplarınca “Hocaefendi”, halk arasında da “Fetullah Hoca” şeklinde tanınıyordu.

Millet düşmanlığında sınır tanımayan çeşitli faaliyetleri ortaya çıkınca, söz konusu bu hareketin bütün İslam düşmanı dış güçlerle ilişkisi bulunan devleti ele geçirmek için yuvalanan bir terör örgütü olduğu anlaşıldı ve devlet literatüründe de “FETÖ” şeklinde ifade edilmeye başlandı. Son olarak 15 Temmuz gecesi şahit olduğumuz askeri darbe girişimi babamı haklı çıkardı. Kırk yıldır TSK içinde yuvalanan FETÖ mensupları çılgınca bir darbeye teşebbüs etti. Tankları halkın üzerine sürdüler, helikopterlerden halkın üzerine zalimce ve insafsızca kurşun yağdırdılar.  248 masum insanı şehit ettiler. 2196 insanımızı da yaraladılar. Milletin parasıyla beslendiler, milleti korumak için milletin parasıyla alınan silahları millete doğrulttular. Milletin uçak ve helikopterlerinden milleti taradılar, ateş altına aldılar. Şimdi bu yapılanlar ve bunun emrini veren örgütün başı, “Suret-i haktan görünecek, Yahudilerle işbirliği yaparak müslümanları arkadan vuracak” şeklindeki ihbar-i nebeviye tam olarak uygun değil midir?

Aslında yıllardan beri bu örgütün başının neye hizmet ettiği ve kötü niyeti birçok faaliyetlerinden ve müslümanlara karşı takındığı tutumundan anlaşılıyordu. Bütün müslümanlara bir bahaneyle düşmanca bir tavır içine girdiği gibi, “Dinler arası diyalog” projesi ile de bütün kâfirlerle dost olmuştu. Kur’an’ın emrettiğinin tam aksine müminlere karşı şiddetli, zalim kâfirlere karşı hoşgörülü ve merhametliydi. Filistinli mazlumlara karşı diş bileyen ama acımasız İsrail’de bir-iki yahudinin ölümüne vaazında ağlayacak kadar merhametli tutumunu herkes bilmektedir. Şimdi anlıyoruz ki İsraillilere ağlaması da müslümanlara düşmanlığından kaynaklanan bir siyaset gereğiydi. Çünkü terör ruhlu olanlarda gerçekte acıma yoktur.

Allah’ın Musa (AS)’a indirdiği Tevrat’ı tahrif eden Yahudi’nin maşası durumundaki FETÖ’nün, hizmetkârı oldukları Yahudi zihniyetini aynen sürdürdüğü de açıkça görülmüştür. Çeşitli desiselerle Kur’an’ı ve Kur’an ahlakını tahrif etmeye çalıştıkları gibi, bu zamanda Kur’an’ın en önemli tefsiri olan Risale-i Nur eserlerini de “sadeleştirme” safsatasıyla tahrif etmeye kalkıştılar. Böylece bulaşmadıkları, zarar vermedikleri bir İslami bir değer veya kurum kalmadı.

Oysa FETÖ’nün başının Bediüzzaman ve Risale-i Nur’la hiçbir olumlu ilişkisi yoktur. Bediüzzaman Kürt olduğu için kendisiyle görüşmeye gitmediğini kendisi itiraf etmiştir. Ancak FETÖ’nün başı, vefatından kısa süre önce görüşmeye gittiğinde Bediüzzaman tarafından reddedilmiş ve kovulmuştur. Hatta o sırada orada bulunan bir talebesine FETÖ için, “Bu münafığa dikkat edin!” demiştir. Bediüzzaman ve Risale-i Nur’u ağızlarına ve evlerine almayan bu hain örgüt, son yıllarda Bediüzzaman’ın varisleriymiş gibi Risale-i Nur’a el atıp tahrif etmeye cüret etmiştir.

İslam’ı kullanan, din kisvesi altında faaliyet göstererek İslam’a ve İslam milletine ihanet eden FETÖ’nün İslami görüntüsüne, dikkat çekici bir tarzda uygun düşen bir Hadis-i Şerif’i de zikretmek istiyoruz:

Ebu Said-i Hudrî (RA)’den rivayete göre Resululllah ASV şöyle buyurdu: “Bu ümmetin İçinde öyle bir kavim türeyecek ki, onların namazlarına bakarak siz kendi namazınızı küçümseyeceksiniz. Kur'ân'ı okuyacaklar fakat boğazlarını —yahut gırtlaklarını— geçmeyecek. Ok'un avı delip geçtiği gibi dinden çıkacaklar. (Hani) avcı, ok'una ok'un demirine, giriş yerine bakar da acaba ok'a kandan bir şey yapıştı mı? diye nasıl şüphe eder.” (Müslim, Zekât, 147 Hadis no: 2455)

İbn Mace’nin kaydettiği Abdullah bin Ömer’in aynı hadisin rivayetinde ise, “Nihayet bu cemaatın sürdürdüğü hile ve aldatma esnasında veya onların askerleri arasında Deccal çıkıverecektir.” cümlesi de bulunmaktadır. (İbn Mace, Sünne, 12, Hadis no: 174.) Bu da rahmetli babamın sözüne önemli bir kanıttır.

Unutulmamalıdır ki din-i mübin-i İslam, mübarek ve büyük bir denizdir. İçinde asla leş barındırmaz. Kazara içine bir leş düşse er geç kıyıya vurup içinden çıkaracaktır. Tarih içinde gerçekleşen bu türden birçok olay bunun açık delilleridir.

Hak şerleri hayr eyler. Bu ihanet darbesi şer görünse de bütün milleti bir ve beraber duruma getirmiştir. Bu mel’un darbe teşebbüsünün birinci yıldönümü vesilesiyle şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize sıhhat ve afiyet dilerim. Yine de büyük bir badire atlatan milletimize geçmiş olsun dileklerimi sunarım. İsabetli öngörüsü nedeniyle de babamı da bir kez daha rahmetle yâd ediyorum.