APTALCA TUTUMLAR

10 / 10 / 2017

Rahmetli babam aramızdan ayrılalı tam iki yıl oldu. Onun yokluğuna hâlâ alışabilmiş değiliz. Kabrini her ziyaretimizde kendisine ve bütün ehl-i imanın ölmüşlerine rahmet ve mağfiret duaları okuyor, hayırla yâd ediyoruz. Ancak boğazda düğümlenen bir hüzünle birlikte ister istemez bazı düşüncelere de dalıyorum.

Geçen gün mutat ziyaretlerimizden birini yaparken, babamın mezarı çevresindeki mezarlara dikkat ettim. O boş olan bölge iki yıl içinde dolmuş, yüzlerce insan ölmüş. Demek ölüm durdurulamıyor, Sırası gelen herkes bu kapıdan içeri giriyor.

Çoğu mezarların üzerine dünyevi rütbe ve makamlarının da yazıldığını gördüm. Ancak insanın ruhuna işleyen gerçek şudur ki, dünyevi görevi, makam ve rütbesi ne olursa olsun hepsi aynı miktarda bir yer kaplamış, hepsi aynı toprakla buluşmuştur. Bütün mezarların içi aynı toprak ve aynı boyuttadır. O halde bütün dünyevi rütbeler kabrin kapısına kadardır. Masraf edilmiş bakımlı mezarların dış görüşünden başka hiçbir fark görülmüyor. Tabii berzah âlemindeki durumlarını görmüyoruz. Ümit ederiz ki hepsi orda da rahattırlar, rahmet içindedirler.

Mezarların bu durumunu görüp herkesin sonunun bu olacağını öğrendikten sonra hayatta olanların da kendilerine çeki düzen vermeleri gerekir. “Nasihat istersen ölüm yeter” şeklindeki büyük sözün anlamı burada çok daha net görünüyor. Basit ve geçici hevesler uğruna kalp kırmak, dünyada bırakıp gideceği fani mal için çatışmak, kavga etmek, düşmanlıklar oluşturmak asla akılla bağdaşmaz. Mezarların eşitliğini görüp basit dünyalıklar için Allah’ın yasaklarını çiğnemek, zulüm ve hileler yapmak, boş şeyler uğruna çırpınıp durmak, ancak “aptallık”la izah edilebilir. Başka izahı yoktur.

Yüce Allah, kullarına karşı anne ve babadan, kıyas edilemeyecek kadar daha şefkatli ve merhametlidir. İnsan olsun, hayvan olsun bütün anne ve babalara verilen şefkat, Yüce Allah’ın rahmetinden küçük bir yansıma durumundadır. O’nun kullarına yaptıkları da çok zengin ve şefkatli bir babanın oğlu için yaptıklarıyla ölçülemeyecek kadar hesapsız ve sınırsızdır. Bütün mahlûkatı insanın hizmetine seferber etmiştir.

İnsan, bütün yaratılmışların en şereflisi olabilecek bir mahiyette yaratılmıştır. Bu hedefe yönelik olarak gereken her türlü donanım verildiği gibi, ilahi bir program süreci içinde peygamberler aracılığıyla bir eğitime tabi tutulmaktadır. Büyüklerimizin “eşref-i mahlûkat” dedikleri bu ilahi konum, ancak vahyin eğitimiyle kazanılabilir.

Yüce Yaratıcının insandan bekledikleri, insanların da yaptıkları her işteki hedef ve beklentileri durumundadır. Her alanda, her ne amaçlanmışsa onun en iyisini elde etmek herkesin isteğidir. Meyve veya sebze yetiştiren insan, en iyi ürünleri elde etmeyi hedefler. Çürükleri daldan koparıp atar. Hiç kimse tarım işinde çürük ürün elde etmeyi istemez. Okullarda, dershanelerde öğrenci yetiştirenler en iyi bir sonucu amaçlarlar; kötü ahlaklı, âsi, topluma bela olacak kimselerin çıkmasını istemezler. İşte bu hayat sürecinde, “eşref-i mahlûkat” hedefi için uygulanan ilahi programla Allah,  kullarının en iyi olmasını istemektedir. Kur’an’ında “O Allah’tır ki amel bakımından hanginizin en iyi olduğunu imtihan etmek için ölümü ve hayatı yarattı” (Mülk, 2) buyurarak bu isteğini açıklamıştır.

Kötülerle arkadaşlık yapan ve okuldan kaçıp eğitimini yarıda bırakan öğrenci gibi, İlahi eğitimden kaçarak hedeflenen sonuca ulaşamayan kullar, aptalca bir tutum içine girerler. Hiç bir düşünce ve davranışları akıllıca olmaz. Kâinattaki en aptal yaratık duruma düşerler. Hayatları tersliklerle dolu olur. Toplumları bu yönüyle biraz inceleyebilenler, bu durumu hemen fark ederler.

Yaşlılığın kaçınılmaz olduğu, güç, güzellik ve sağlığın bir gün elden çıkacağı kesin olduğu halde, hiç böyle bir şey olmayacakmış gibi gençliği boş şeylerle zayi ederler ve değerlendirmezler. İbret alınması gereken her olay karşısında, avcıyı gören deve kuşunun başını koma sokarak ondan kurtulduğunu zannetmesi gibi gözlerini yumarak gece olduğunu sanırlar.

Gelip geçici azıcık bir dünyalık mal veya makam için ebedi olacakmış gibi önem verir ve ona sarılırlar, onun üzerine her türlü kavgayı yaparlar. Bir koyun için birbirlerini öldürürler, sonra da barış yemeği için yüz koyun keserler. Yanlış anlaşılmasın, doğru olan bu ikincisidir, bir insanın gönlünü kazanmak yüzlerce koyundan daha değerlidir. Binlerce kez el değiştiren ve ona sahip olanın dahi bırakıp gideceği şüphesiz olan bir parça arazi için birbirlerini öldürür, aileleri yok ederler. Oysa akıllıca düşünenler bilirler ki, bu dünya süslenmiş, bezenmiş güzel bir gelin gibidir; herkese gülmüş ama kimseyle evlenmemiştir, hiç kimseye yar olmamıştır. Ama ne yazık ki dünyanın bu durumunu bile bile herkes onu elde etmek için canhıraş bir şekilde çaba sarf etmektedir. Kimse kusura bakmasın bu, aptallık değil de nedir? Eşref-i mahlûkat olması beklenen insanın bu tür aptalca tutumları kabul edilmez bir kusurdur.

Mezarıyla dahi bize nasihat eden babama ve vefat eden bütün ehl-i imana Allah’tan rahmet dilerim.