AŞK FİTNESİ

26 / 02 / 2018

Hiçbir çiftçi, büyük değer verdiği, etrafına duvar örüp taşlarını bile ayıkladığı tarlasına diken ekmez. Çift sürülmüş, tertemiz hale getirilmiş tarlaya ekin ekilmezse, dikenler ve yabancı otlar istila eder. Hatta ekin ekilmiş olsa da bir süre sonra tarlada dikenlerin ve ekine zarar veren yabancı otların çıktığı görülür. Ekinin sağlıklı yetişmesi ve istenen ürünlerin elde edilmesi için sadece sulamak yetmez; tarlayı defalarca temizlemek, çapalamak, dikenleri ve yabancı otları ayıklamak gerekir. Bu da yetmez, ekinlere musallat olan zararlı böceklerden, sineklerden, kuşlardan da etkin şekilde korumak icap eder.

Aileler ve okullar, kâinatın en değerli meyvesi olan çocukların yetiştirildiği tarla gibidir. Nitekim bu çocuklar, Allah’a abd ve asker olacak ve geleceğin toplumunu oluşturacak mahiyettedir. Saksılarda ve seralarda tohum ekilerek yetiştirilen fideler, belli bir düzeyden sonra uygun tarlaya ekildiği gibi, ailede çekirdekten, tohumdan yetiştirilen çocuklar da fideler hükmünde okullara teslim edilir. Ancak kısa sürede çocukların etrafını zararlı unsurlar sarar. Şeytanların etkisiyle, bir takım huy ve duyguların kötülüğe eğilimi, yeterli kontrolün sağlanmaması, tehdit edici unsurlardan yeterince korunmaması, ilgisizlik yahut şımarıklık gibi nedenler, çeşitli kötü alışkanlıkların oluşmasına yol açar. Bunun sonucunda da çocukların ve özellikle gençlerin eğitimi olumsuz şekilde etkilenir, istenen düzeyde yetişmeleri engellenir.

Hiçbir ana-baba üzerine titredikleri, büyük bir şefkatle bağlandıkları, her türlü fedakârlığı yaptıkları çocuklarının kötü alışkanlıklar edinmesini istemez, teşvik etmeleri hiç mümkün değildir. Her ana-baba çocuklarının kendilerinden daha üstün olmasını, eğitimleriyle en mükemmel ve iftihar edecekleri bir duruma gelmelerini isterler. Ancak çiftçi ve tarla örneğinde dediğimiz gibi, sadece istemekle olmuyor. En güzel şekilde yedirmek, giydirmek, her isteğini karşılamak da yetmez.

Aynen ailede olduğu gibi hiçbir okulda, gençlere bulaşan kötü alışkanlıklar, madde bağımlılıkları yahut kötü davranışların eğitimi verilmemektedir. Aşk, ahlaksızlık, oyun, kumar gibi muzır hal ve davranışların eğitimi yoktur, teşvik de edilmemektedir. Ancak istenmediği halde, böyle bir ders ve eğitimin verilmemesine rağmen bu kötü tutku ve günahların tarlayı saran dikenler gibi gençler arasında yayıldığı görülmektedir. Okulların, sınıfların duvarlarında, sıralarda, kitap ve defterlerde gençlerin tehlikeli vaziyetlerini gösteren yazılar, şekiller, simgeler görülür. Kalp ve içine saplanan ok figürleri, ahlaksızlık kokan cümle ve sözcükler, hatta kaderi suçlayıcı ya da “tapınma” ifade eden küfür sözleri gençlerle ilgili tehlikeli gidişatı gösteren ürkütücü sembollerdir.

Aslında gençlik insanın en güzel dönemidir. “Biz, hiç şüphe yok ki insanı en güzel biçimde yarattık” (Tin, 4) ayetindeki “en güzel biçimde” ifadesiyle gençlik kast edildiği tefsirlerde anlatılır. Güç, kuvvet, güzellik, cesaret ve duyguların yoğun olarak ortaya çıktığı dönemdir. Ancak bir o kadar da tehlikelidir. Hz. Ali Efendimizin deyimiyle “gençlik delilikten bir şube”dir. Aklın henüz olgunlaşmadığı, kötülüğe eğilimli çeşitli duyguların tam olarak ortaya çıkıp faaliyet gösterdiği bir dönemdir. Aynen ekinlerin etrafını saran dikenler ve yabancı otlar gibi, gençlerin etrafını saran bu duygular, şeytanların da yönlendirmesiyle gençlerin akli melekelerinin gelişmesine ve insanı mükemmelleştiren yüce duyguların faaliyetine engel olur. Bu itibarla zararı defetmek yahut en aza indirmek için, akıllıca bir tedbir, sıkı bir takip ve gözetim gerekir.

Gençleri tamamen serbest bırakmak, tehlikeli duygulara özgürlük tanımak, aklın da olgunlaşmamasına sebep olur. Artık şer yoluna girmeleri önlenemez. Özellikle lise gençliği arasında akıllıca düşünmeyi ortadan kaldıran bir sarhoşluk hali oluşur ve birçok günahı barındıran ve çeşitli kötülüklere yol açan “aşk fitnesi” bilgisayarı ele geçiren virüs gibi akla ve kalbe yerleşir, iffetsizliğe yol açar. Şeytan ve nefis bu çirkin vaziyeti genç adama gayet süslü ve masum gösterir. Kalbi karartan günah kirleri “sevgi” kılıfı içinde temiz görünür. Oysa bu, gerçek bir sevgi olmadığından cinayetlere kadar varan günahlara sürükleyen şeytani bir tuzaktan ibarettir. Şeytani kaynaklı aşk, ancak bir beladır.

Gençlik döneminde aile ve okulun elbirliğiyle ve tam bir ittifakla bu gençleri kontrol altında tutmaları gerekir. Bediüzzaman’ın deyimiyle, “gayr-i meşru muhabbetin neticesi merhametsiz azap çekmektir.” Unutulmamalıdır ki bu azap sadece âşık olanı değil, bu duruma sebep olanları ve toplumu da yakalar.