AŞURE GÜNÜ VE TATLISI

29 / 09 / 2017

FETÖ’nün temel özelliği, dini kullanarak yükselmeye basamak yapmaktı.Bunun için halkın dini duygularını sömürmekten ve İslami değerleri kendi çıkarlarına alet etmekten geri durmamışlar, özellikle çıkar sağlamada reklam olabilen bütün dini motifleri olabildiğince kullanmışlardır. Hatta Yahudilerin Tevrat’ı tahrif etmelerine benzer bir biçimde bir takım dini etkinlik ve ibadetleri amacından saptırarak çarpıtmışlardır.Bu itibarla, dinde olmayan yeni bidatlerin ortaya çıkmasında da FETÖ’nün önemli bir rolü vardır.

Kendilerine reklam olan ve çıkar sağlamada kullandıkları hayırlı gün ve gecelerde düzenledikleri program ve etkinliklerle dini duyguları sömürmeyi başarmışlardır. Onlardan biri de Aşure dünü ve tatlısıdır. Hatırlarsınız, tüm okullara, öğrencilere, resmi ve gayr-ı resmi tüm kurumlara Aşure tatlısı dağıtırlardı. Bunun masrafını yardım olarak topladıkları paralardan karşıladıkları gibi, bunun sayesinde de önemli meblağda himmet topluyorlardı.

İslam öncesi gelenekten gelen Aşure günü orucuİslam’ın ilk yıllarında uygulanmış sonra da serbest bırakılmıştır. Aşure kutlaması sadece o gün oruç tutmakla sınırlıydı, ne tatlısı, ne de törensel programları vardı. Oysa FETÖ, Aşure’ye öyle bir anlam ve önem yükledi ki, Ramazan ve Kurban bayramları gibi hatta daha da önemli bir gün olarak görülmeye başlandı.Programlar bir günle de sınırlanmadı, bir haftaya yaygınlaştırıldı.

İslami kaynaklarda Aşure günü orucu vardır; bunun dışında aşure tatlısının veya aşure şenliklerinin yeri yoktur.

Kök anlamı “onuncu” demek olan Aşure kelimesi, Muharrem’in onuncu günü olması itibariyle bu kutsi günün özel ismi haline gelmiştir.

İslam öncesinde Muharrem kutsi aylardan kabul edildiği gibi, Aşure de kutsi günlerden sayılıyordu. Kureyş müşriklerinin dahi Aşure günü oruç tuttukları rivayet edilmiştir. (Buhari, Kitabu’s-Savm, 944.) Yahudiler, Aşure gününün kurtuluş günü olduğunu söyleyip o günde şükür orucu tutuyorlardı. Ashab-ı Kiram’dan gelen bazı rivayetlerde, Ramazan orucundan farz kılınmasından önce, Aşure orucu mü’minlere farz kılınmıştı, ancak Ramazan orucu farz kılınınca Aşure orucunu tutup tutmamak arasında serbest bırakıldılar. Hz.Aişe annemizin rivayetine göre Peygamber (ASV) şöyle buyurdu: “Aşure orucunu tutmak isteyen, onu yine tutsun; onu terk etmek isteyen de onu terk etsin."(Buhari, Kitabu’l-Hac,47.)

Bu hadis rivayetlerinden anlıyoruz ki, İslam’dan önce kutsi kabul edilen Muharrem ve Aşure’nin İslam’da da hayırlı günlerden olduğu onaylanmıştır. Allah’a isyan olmadığı takdirde, diğer milletlerin değer verdiği özel günlerine saygı göstermenin İslam’ın bir sünneti olduğu da anlaşılmaktadır.

Ayrıca bilinmelidir ki, Allah tarafından özel bir değer bahşedilen gün ve gecelerin değeri, yalnız Allah’ın tayiniyledir. Yoksa insanlarla ilgili herhangi bir olayın gerçekleşmesiyle değildir. Örneğin İsrailoğullarının Mısır’dan kurtuluşu Aşure gününü kutsal kılmamıştır. Çünkü, Musa (AS)’dan çok önce Nuh (AS) zamanında da Aşure gününün kutsal olduğu bilinmektedir. Ancak bazı mühim olayların Aşure gününe rastlaması bir tevafuktur.

Aşure günü diğer bazı İslami kavramlar gibi ne yazık ki asıl maksadından saptırılmıştır. Hadis kaynaklarında Aşure “oruç günü” olarak ifade edilmesine karşın, günümüzde oruç yerine “Aşure tatlısı” olarak yaygınlaşmış, hafızalarda bu şekilde yer etmeye başlamıştır.Aynen Ramazan-ı Şerif’in, nefis terbiyesi esas alınan “oruç ayı” olmasına karşın, günümüzde “bol çeşitli yemek ayı” durumuna dönüştürüldüğü gibi…

Diyorlar ki: “Nuh (AS)'ın gemisi dağa konunca gemide artakalan yiyeceklerden Aşure tatlısı yaparak selamete kavuşmanın sevinciyle hep birlikte yediler. Ondan beri bu gelenek halinde devam etti." Eğer bu doğru olsaydı, Hz. Nuh (AS)'ın gemisinin konduğu yörede bu gelenek olurdu. Nitekim Kur'an'la sabittir ki, Nuh (AS)'ın gemisi Cudi dağına konmuştur; Nuh (AS)'ın kabri de Cizre'dedir. Şırnak’ın “şer-nah”, onun da “şehr-nuh” (Nuh şehri) kökeninden geldiği de makul bir görüştür. Buna rağmen Cizre’de, Şırnak’ta ya da Cudi çevresindeki hiç bir şehir ve köyde Aşure tatlısı geleneği bulunmamaktadır. Demek ki bu geleneğin Hz. Nuh’la bir ilgisi yoktur.

Kanaatimce Hz. Nuh (AS)’ın yemeği, fantezi değil, ihtiyaç ve zorunluluktan açlığı bastırmak için arta kalan zahireyi değerlendirerek yaptığı bir yemek olabilir.  Oysa günümüzdeki Aşure, ihtiyaçtan değil, çeşitli malzemeler katarak keyif ve eğlence için yapılan fantezi bir tatlıdır. Nuh (AS)’a da dayandırmakla bir kutsallık kazandırmak istemişlerdir. Aşure tatlısını Nuh (AS)’a, tirit ve kabak yemeğini Peygamberimize (ASV) isnat etmekle yemeklere kutsallık kazandırmak ve peygamberlerle özdeşleştirmek yanlış bir tutumdur. Çünkü “Yemek için yaşamak değil, yaşamak için yemek” İslam’ın bize sunduğu en önemli düsturlardandır.

Aşure gününde gerçekleşen bir de hüzünlü bir olay vardır. Başta Hz. Hüseyn efendimiz olmak üzere Peygamber ASV’ın torunlarının Kerbela katliamında şehid edilmeleri, Aşure gününe gölge düşürmüştür. Bu nedenle o gün için mü’minlerin hafızasında bu katliamın hüznü işlemiştir. Öteden beri sevinç günü olan Aşure’yi bir nevi hüzün gününe dönüştürmüştür. Bunu unutmak mümkün değildir. Ancak bu katliamın sorumluluğu Aşure gününe ait değil, mel’un Yezit ve avanesine aittir. Bu nedenle bu ciğer parçalayan olayın vebalini Aşure gününe yükleyip onu asırlar boyu yas günü olarak düşünmek, sünnete aykırı görülmüştür.