BAŞKASINI DA KENDİSİ GİBİ DÜŞÜNMEK

13 / 10 / 2017

İslam’ın diğer dinlerden, düzenlerden ayrılan en önemli temel ilkelerinden biri “başkasını da kendisi gibi düşünmek”tir. Dünya hayatında huzur ve mutluluğu sağlayan ilahi bir kanundur. Toplumda merhameti egemen kılmanın, insanca ve uygar yaşamanın vazgeçilmez bir kuralıdır.

“Başkasını da düşünmek” gerçek imandan kaynaklanan bir erdem, bir aydınlıktır. İslam’ın ortaya koyduğu toplum projesinin ve iki dünya mutluluğunu sağlamaya yönelik yol haritasının temelini oluşturur. Bu erdem yardımlaşmayı, o da dostluğu, kardeşliği, sevgi ve saygıyı doğurur. Bunun sonucunda da toplum bir vücut haline gelir. Tüm insanlığa model olsun diye Asr-ı saadette insanlığın seyidi Peygamberimiz (ASV)’ın eliyle böyle bir toplum meydana getirilmiştir. Hakir görülen topraktan gülleri, çeşit çeşit çiçekleri, leziz nimetleri yaratan Allah, putperest ve vahşi bir toplumdan yer ve gök halkına parmak ısırtan en uygar sahabe toplumunu çıkarmıştır. İşte bu toplumun mayası, güçlü imandan elde edilen “başkasını düşünme” ilkesidir.

Söz konusu bu ilkenin, imanın tezahürü olduğuna dikkat çekmek üzere Peygamberimiz (ASV): “Hiçbiriniz kendi için istediğini kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olamaz.” buyurmuştur. (Buhari, İman, 7; Müslim, İman, 71.)

Hadis-i şerif, başkası uğruna kendi hakkından vazgeçmeyi değil, kendi hakkı kadar başkasının da hakkı bulunduğunu bildiriyor. Yani başkasını da kendisi gibi düşünmek bir fedakârlık değil, bir haktır. Başkasının hakkına saygı duymaktır. Çünkü bu dünyaya gönderilen her insan, Yüce Yaratıcı tarafından gönderilmiştir. O’nun dışında hiç kimsenin tercihi ya da müdahalesi ile değildir. Bu nedenle hiç birinin diğerinden ayrıcalığı olmaksızın herkes yaşamaya, bu dünyadan istifade hakkına sahiptir ve bu hayatta ortaktır. Her bir insanın haklarını belirleyip bildiren ve yeryüzündeki her şeye ortak kılan yaratıcıdan başkası değildir. Onun için hiç kimsenin diğerini engellemeye, ortak olan hususlarda velev ki basit de olsa yalnız kendini düşünmeye hakkı yoktur.

Günümüz Müslüman toplumunda, Peygamberin (ASV)’ın “iman etmiş olmaz” tehdidine rağmen İslam’ın bu temel ilkesine genel olarak uyulmadığını görüyoruz. Unutulmamalıdır ki yalnız kendini düşünmek, düşüncesizliktir.

En basit bir hususta bile başkasını düşünmeyen kimsenin, daha büyük bir menfaatte hiç düşünmeyeceği açıktır. Günlük hayatın her alanında, işlemlerde yalnızca kendini düşünerek başkasının hakkını dikkate almayanların çokluğu nedeniyle çeşitli sıkıntıların, haksızlıkların hatta kavgaların yaşandığı bilinmektedir. Otobüse binme, trafikte, doktora muayene olma gibi basit haklarda bile yalnız kendini düşünerek sıra ihlali yapanlar, daha büyük çıkarları elde etme konusunda başkasına hak tanır mı? Hak ihlali olmasın diye sıramatik cihazlar yaygınlaşmıştır. Müslüman toplumunda bu numaratörlere gerek kalmamalıydı, her Müslüman başkasını da kendisi gibi düşüneceği için, sorunsuz bir şekilde işlemler yürütülürdü. Üzülerek ifade edeyim ki yalnız kendini düşünmeye dayanan hak ihlalleri, toplumumuzda çoğu zaman bir beceriklilik, bir marifet, iş bitiricilik sayılmakta ve imrenilmektedir.

Başkasını düşünmek, sadaka vermekten ibaret değildir. Sadaka, kendi emeğiyle helal olarak elde ettiği rızıktan muhtaçları da yararlandırmaktır. Oysa “kendi için istediğini kardeşi için de istemek”, sadakayı da içine alan daha kapsamlı, hakkaniyetin ve adaletin gereği bir zorunluluktur. İman, kişinin düşünce ve amellerine etki edemeyecek ölçüde zayıf olunca yalnız kendini düşünme bencilliği ortaya çıkar. İman gücü kişideki sınırsız bencilliği kontrol altına alamayınca bunun doğal sonucu olarak kişi, “çıkar elde etme” konusunda yalnız kendini düşünür, en küçük bir zarar söz konusu olunca da yalnız kendi derdine düşer.

İman insana, yaşadığı toplumda başkalarının da kendisi kadar hakları olduğu bilincini kazandırmasının ötesinde, toplumun selameti için gerektiğinde bazı haklardan feragat edebilme erdemini de kazandırıyor. Gerçek müminler bunu yaşamaktadırlar.