ÇOCUKLARIN DİN EĞİTİMİ-2

08 / 12 / 2017

Çocukların eğitiminde anne ve babanın görevlerini belirtmeye çalışmıştık. Bu yazımızda aynı konuya devam edeceğiz.

Anne ve baba, çocuğa verdikleri emir ve yasaklara en başta kendileri uymalıdırlar. Anne ve babanın emir ve yasaklarına kendilerinin uymadığını gören çocuk bunu ciddiye almaz, hiçbir faydası da olmaz. Peygamberimiz (ASV) ne emretmişse kendisi on katını yapmış, neyi yasaklamışsa en başta kendisi sakınmıştır. Etkili olmanın en temel yolu budur. Örneğin çocuğa tv dizisi yasaklayan baba kendisi diğer odada izlerse, o yasağının hiçbir değeri olmaz.

Çocukları sokaktan alıkoymak gerekir. Akşam güneş battıktan sonra çocukların sokağa çıkması engellenmelidir. Peygamber (ASV) “Güneş batıp gece karanlığı bastığında yahut akşamladığınız zaman, çocuklarınızı dışarı çıkmaktan men ediniz. Çünkü şeytanlar, o sırada etrafa dağılırlar, faaliyete geçerler.” (Buhari, Eşribe, 22.)buyurmuştur. Ne yazık ki toplumumuzda buna riayet edilmediğini görüyoruz. Gece yarısında bile sokaklarda ve parklarda çocuk sesleri duyuyoruz. Bunların ana-babalarında nasıl bir yürek var ki bunca tehlikeye rağmen umursamıyorlar, çocuklarına sahip çıkmıyorlar?İnsanlar tavuklarını bile başıboş bırakmazken ne yazık ki çocuklarını sokakların insafına terk ediyorlar.

Anne ve baba çocuklarının arkadaşlarına dikkat edilmeli, bu konuda onları takip etmeli, gözetim altında tutmalıdırlar. Bu takip hissettirilmeden ve olumsuz bir tavır takınılmadan yapılmalıdır. Fitne ihtimali olan yerlere gitmelerine ve kötü arkadaş edinmelerine engel olunmalıdır.Unutmayınız ki arkadaş, insanı aziz de eder, zelil ve rezil de eder. Kötü arkadaş insi bir şeytan olarak onu dinin ve ana-babanın istemediği yönde saptırır. Hele çağımızda manevi tehlikelerin her türlüsüne çok rahat maruz kalınmaktadır. Kötü arkadaş şeytandan daha tehlikelidir. Çünkü şeytan görünmeden sadece vesvese verir, arkadaş ise, görünen samimi bir dost olarak her zaman onun yanındadır.

Hz. Ali efendimizin “gençlik delilikten bir şubedir” sözü unutulmamalıdır. Gençlerde akıl henüz olgunlaşmamıştır. Öyleyse aklı olgunlaşmış olanlar gençlere sahiplilik etmelidirler.  Onların bu yapısına uygun bir muamele gösterilmeli, aklın olgunlaşmasına çalışılmalıdır. Duyguları rencide edilmemelidir. Olgun insanlara, yaşlılara özgü bir davranış ve anlayış beklenmemelidir.

Eskiden sapık şeytani inançsızlık tehlikesine karşı çocukları ve gençleri korumak gerekiyordu. Günümüzde ise daha büyük bir tehlike eklenmiştir. O da “Müslüman sapkınlar” diyebileceğimiz şeytani hareketlerdir. Peygamber (ASV)’a saygısızlık eden, Kur’an’ı sıradanlaştıran, dini değerleri ayakaltına alan, hadisleri inkâr eden sapkın hareketlerden de çocukları ve gençleri uzak tutmak gerekmektedir.

Ailede dine önem verilmelidir. Eğer anne baba dini eğitime öncelik vermezlerse çocuğun buna önem vermesi beklenemez. Ailelerin çoğunluğunun çocuklarını dünyevi faaliyetlerde yarıştırmaktan, dini konuları düşünmeye bile fırsat bırakmıyorlar. Oysa ailede namaz başta olmak üzere ibadetlere, dini bilgilere, dini temizlik işlemlerine önem vermeli ve öğretmelidir. Çocuklar, namazı, abdesti, temizliği, ezanı, ailede öğrenmelidirler. “Aman çocuk dünyasını kurtarsın da dini sonra da öğrenir” düşüncesi, çok vahim bir hatadır. Bu çocuklardan dini bir eğitim beklenemez.

Çocukların eğitimi, arkadaş kontrolü ve takibi için özellikle babanın zaman ayırması gerekir.“Ben çok yoğunum, işlerim çoktur, zamanım hiç yoktur” gibi mazeretler, kabul edilmez, bir şey ifade etmez. Çünkü çocuk yetiştirmek araba sürmeye benzer, en küçük bir hata hayata mal olabilir, hiçbir mazeret kişiyi kurtarmaz. Hasta bir kimse, ben çok yoğunum, işim çok” diyerek doktora gitmemezlik edebilir mi? Böyle yapan kimse tedavi edilmiş sayılır mı? Ayrıca “yoğun” dedikleri bütün çalışmalar da çocukları için değil midir?

Anne ve baba çocuklara saygıyı öğretmek için en başta kendileri birbirlerine saygılı olmalı ve birbirlerine değer vermelidirler. Eşine saygı göstermeyen, değer vermeyen, he fırsatta onu azarlayan bir babanın, çocuğuna verebileceği hiçbir şeyi yoktur. Çocuğun ruhunda karmaşık düşünce ve duygulara neden olur, hırçınlığı önlenemez.

Çocuklarda ve gençlerde beslenme şekli ve besinler değiştiği gibi, din eğitiminde verilmesi gerekenler de yaşlara göre değişir.  1 yaşındaki çocuğa lahmacun veya çiğköfte verilemediği gibi, 15 yaşındaki gençten de bamya yemeğini sevmesi beklenemez. Bamya yiyebilmesi için otuz yaşlarına gelmesi gerekir. Din eğitiminde de böyledir. Hadisle sabittir ki 7 yaş öncesinde çocuğa namaz öğretilemez. O halde 7 yaş öncesi çocukları camiye ve namaza götürmek yanlıştır. Oyun çağındaki bu çocuk, namazın ciddiyetini kavrayamaz; camiyi oyun yeri, namazı da bir oyun olarak görmesine sebep olur. “Bu amcalar po..larını dikmiş, ne güzel oynuyorlar” diye düşünür.

Namaz öğretimi mutlaka 7 yaşından itibaren olmalı. Hareketli, heyecanlı gençlerden de ihtiyarlardaki sükûnet ve olgunluk beklenmemelidir. Bu konuda zorlayıcı davranmak, onları dini yönden kaybetmeye, ileriki yaşlarda dinden soğumalarına neden olur.

Çocuklara Allah sevgisi kazandırılmalı, Allah’ın nimetleri ve bütün nimetlerin hazineleri olan cennet anlatılmalıdır. Gençlere ise Allah korkusu verilmeli, haramlardan kaçınmaya alıştırılmalı, cehennem anlatılmalıdır.