Dünya Kadınlar Günü

07 / 03 / 2017

Çok eski çağlardan beri kadınlara uygulanan zulüm ve şiddet, bir çok insani gelişmelerle övünülen asrımızda dinmemiş, aksine artarak devam etmiştir. Kadınlar günü tahsisi de kapitalistlere hizmet etmekten öteye gitmemiştir.

8 Mart 1857 tarihinde Amerika’nın New York şehrindeki bir tekstil fabrikasında çalışan kadın işçiler, çalışma şartlarının iyileştirilmesi için greve başlayınca, polis müdahale ederek işçilere saldırmış ve onları fabrikaya kilitlemiştir. Ardından yangın çıkmış (veya çıkarılmış), işçilerin barikatlardan kaçamaması sonucu 120 kadın işçi feci şekilde yanarak can vermiştir.

Kadınları kötü şartlarda çalıştıran, emeklerinin hakkını vermeyen zalimler, onları kışkırtan ve grevi organize ederek belaya sürükleyen de aynı zalimlerdir. Sonuçta acımasız bir şekilde üzerlerine polisi salan ve 120 kadının yanarak ölümüne yol açanlar da aynı zalimlerdir. Hatta yangını çıkaranların da aynı zalimler olduğu kuvvetle muhtemeldir.

Kadınları kullanmaktan çekinmeyen onlara her türlü zulmü reva görenler, bu acı olayı da kullanmaya çalışmışlardır. 1910 yılında Danimarka’da yapılan Sosyalist Kadınlar Konferansında bir teklif üzerine 120 kadın işçinin öldüğü gün olan 8 Mart “Dünya Kadınlar Günü” olarak kabul edilmiştir. 1921 yılında Moskova’da yapılan Komünist Partiler toplantısında 8 Mart bu kez “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” şeklinde adlandırılmıştır. Aynı yıl Türkiye’de de kutlanmaya başlanmıştır. 1977 yılında ise Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü” olarak anılmasını kabul etmiştir. Dikkat ederseniz, kadınlara sahip çıkma görüntüsündeki çabalarıyla ön plana çıkanlar, onları sömürmekten, bedensel ve cinsellik yönüyle kullanmaktan başka düşünceleri olmayan, hiçbir değer tanımayan acımasız sosyalistler, komünistlerin ve kapitalistlerdir. Bu çabaların altında bir hinlik olduğu ve kadınların hayrına olmadığı açıktır.Kadınları tenzih ederim ama, kurtların toplanıp “koyunlar günü ilan edelim, koyun haklarına saygı duyalım..” demelerine benzer.

Ancak daha acı olan şudur ki, gerçek hak, adalet ve güzellikler Peygamberimiz (ASV)’ın getirdiği İslam dininde bulunduğu halde, kadın haklarıyla ilgili hiçbir çabanın İslam âleminden çıkmayışıdır.Birçok toplumsal etkinlikler kâfirlerin ve batılıların insafına terkedilmiştir. Çünkü Peygamber (ASV)’dan ve sahabe döneminden sonraki Müslümanlar da kadın hakları konusunda sabıkalıdırlar.Asırlar öncesinden nübüvvet gözüyle ümmetinin geleceğini gören Peygamberimiz (ASV): “Allah’ım, ben iki zayıfın hakları konusunda zorlanıyorum: Kadın ve yetim.” şeklindeki duasıyla, ümmetinin İslam’ın hedeflediği şekilde kadın ve yetim haklarına riayet etmeyeceğini Allah’a şikâyet etmiştir. (Ahmed bin Hanbel, Müsned, IV, 633, Hadis no: 9916; İbnMace, Sünen, Edeb, 3678.)

İnsanlığın başlangıcından beri kadın haklarına yönelik ilahi emirlerin gereği yapılmamış, bireysellikten öteye geçmemiştir. Tarihin her döneminde kadınlar horlanmış, şiddete ve haksızlığa uğramış, esir hayatı yaşamışlardır. Esirliği kabullenmeyen kadınlara hiçbir toplumda hayat hakkı tanınmamıştır.

Kadınlar “annelik”, erkeler ise “babalık” fıtratıyla yaratılmışlardır.  Annelik, kuvvetten çok “şefkat” gerektirdiği için kadına rahmet-i ilahinin bir tecellisi olarak büyük bir şefkat yüklenmiştir.  Genel itibariyle erkeğe, kadından daha fazla bir güç ve irade verilmiştir. Çünkü hem kadını hem çocukları koruyup gözetmek bunu gerektirmektedir. Erkeğin gücü, kadının gücünden fazladır; buna karşılık kadının şefkati erkeğin şefkatinden daha çoktur. Ayette erkeğin güç ve yöneticilik vasfına şöyle dikkat çekilmiştir:

“Allah'ın onlara fazladan vermiş olduğu nimetler ve mallarından yaptıkları harcamalar sebebiyle, erkekler kadınlar üzerinde güçlü, koruyup gözeticidirler. Saliha kadınlar ise itaatkârdırlar; Allah kendilerini nasıl korudu ise, onlar da kocalarının yokluğunda onların hukukunu korurlar.” (Nisa, 34.)

Annenin, kendisine verilen şefkati çocuğunun dünya ve ahiret mutluluğunu sağlamak için kullanması gerektiği gibi, babanın da kendisine verilen güç ve iradeyi, eşini ve çocuklarını çeşitli tehditlerden korumak ve onları yönetip kollamak için kullanması gerekir.

Bütün semavî uyarılara rağmen çoğu erkeklerin kendilerine verilmiş gücü kadınlara şiddet uygulamada, onları tutsak gibi sindirmede kullandıkları tarih boyunca görülmüştür. Güçlerini amacına uygun olarak değil, kötüye kullanmış olmaktadırlar. Ancak İslam’ın zuhuruyla ve âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber (ASV) çabaları sonucu kadın haklarına saygısızlık ve şiddet azalmaya başlamıştır. Başta köleler olmak üzere, köleler gibi muamele gören kadınların ve bütün ezilmişlerin kurtarıcısı olmuştur. Müslümanların yüreklerini merhametle doldurduğu gibi, yeryüzüne o zamana kadar görülmemiş bir merhamet anlayışı getirmiştir. Kadınlara hiç hayal bile edemedikleri haklar tanınmıştır. İslam’ın ve İslam Peygamberinin çabalarının etkisiyledir ki, ehl-i küfür arasından bile kadınlara karşı insaflı ve vicdanlı insanlar ortaya çıkmıştır.

Kur’an ve sünnetle bildirilen ve saadet asrında en mükemmel şekilde uygulanan kadın hakları ne yazık ki sonraki asırlarda İslam’ın birçok güzelliği gibi akamete uğramıştır. Müslümanların kadınlara yönelik haklara riayeti kısmen duyarlılığını yitirmiştir. Kadına şiddet arttığı gibi, Kur’an’la bildirilen bir takım hakları görmezden gelinmiştir. Örneğin yöremizde miras hakları büyük ölçüde verilmemektedir; istek dışı evliliklere zorlanmaktadırlar; kadının satılması anlamına gelen başlık parası yer yer devam etmektedir; Kadınlar cahiliye dönemindeki gibi dövülmekte, adeta kocaya tanınmış bir hak olarak görülmektedir; Kız doğuran kadınlar kendi suçlarıymış gibi değersiz görülmekte ve horlanmaktadırlar.

Peygamber (ASV), hanımları tarafından zaman zaman incitilmiş, hatta bu tutumları o dereceye varmış ki Kur’an ayetiyle uyarılmışlardır. Buna rağmen hiç birine en küçük bir fiske dahi vurmamıştır. Hz Aişe annemiz (RA): “Peygamber (ASV) hayatı boyunca hiçbir hizmetçiyi dövmemiş, hiçbir hanımına tokat atmamış, hiçbir kimseye eliyle vurmamıştır." demiştir.Hanımına şiddet uygulayan Müslümanlar bu hakkı nereden alıyor? Acaba bu tavırlarında kimi örnek alıyorlar? Bir Müslüman için Hz. Peygamberden başka bir örnek olabilir mi?

Müslümanların kadınlara yönelik olumsuz tutum ve davranışları ne yazık ki İslam’ın gerçek hakkaniyetini ve rahmet anlayışını gölgelemektedir.

Müslümanlar, kadınlara yönelik tutumlarını yeniden gözden geçirmeli, kadını yaratanın kurallarını hakkıyla uygulamalı ve O’nun elçisini örnek almalıdırlar.