EN YÜCE MECLİS

20 / 12 / 2017

Sözlükte kök anlamı “doldurmak” olan mele’ kelimesi, “ileri gelenler, eşraftan olanlar, sözü dinlenir saygın kimseler topluluğu” anlamlarında kullanılmaktadır.  Kur’an-ı Kerim bazı kavimlerin ileri gelenlerinden, yöneticilerinden söz ederken mele’ kavramını kullanır. Kur’an’da bir de “mele-i a’lâ”dan söz edilmektedir. “En yüce meclis” anlamına gelen bu kavram Kur’anda iki ayette yer almıştır:

Birincisi: Saffat Suresi’nde, dünya semasının yıldız süsleriyle bezenip donatıldığı, inatçı ve asi her türlü şeytandan korunduğu belirtildikten sonra, 8. Ayette: “Onlar (şeytanlar), Mele-i A’lâ'ya kulak verip, olup bitenleri asla dinleyemezler. Dinlemeye kalkışsalar her yönden sürülüp atılırlar.” Buyrulmuştur. Şeytanların, Mele-i A’la’daki konuşmaları gizlice dinlemeye teşebbüs ettikleri, bilgi kaçırmak istedikleri, ancak bunu başaramadan oradan kovuldukları ayetten anlaşılmaktadır.

Diğer ayet ise, Sâd Suresinde geçmektedir. “Büyük bir haber”den bahisle, peygamber (ASV)’a hitaben: “(De ki) Mele-i A’lâ tartışıp dururken, benim hiçbir bilgim yoktu” buyurmuştur. Sözü edilen “büyük haber” hakkında açık bir bilgi verilmemekle beraber, sonraki ayetlerde “Hz. Âdem (AS)’ın yaratılması” konusu olduğu anlaşılıyor. Başta Tirmizî olmak üzere birçok hadis kaynaklarında yer alan hadis-i şerif’te, mele-i A’la’da tartışılan konuların, dereceler ve kefaretler hakkında olduğu belirtilmiştir. İbni Abbas (RA)’dan rivayet edilen hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur:

“Rabbim bana “Ey Muhammed!”  buyruğuyla seslendi. “Buyur Rabbim, emrindeyim.” dedim. Buyurdu ki: “Mele-i A’la hangi konuda tartışır?” Dedim ki: “Dereceler ve keffaretler hakkında ve cemaate gitmek, soğuk zamanlarda abdesti tam almak, namazdan sonra namazı beklemek. Bunları sürekli yapan kişiler iyi yaşar, iyi ölür. Günahı konusunda da anasından doğduğu günkü gibi olur.” (Tirmizi, Tefsir, 3234.)

“Hikmetli (hükmedilmiş) işlerin hepsi, o gecede ayırt edilir.” (Duhan, 4) ayetinde hikmetli işlerin belirlenmesine Mele-i Ala’nın da katıldığına işaret edildiği görüşü de bildirilmiştir.

Mele-i A’la, kimi âlimlere göre meleklerin ileri gelenlerinden, kimisine göre Arş-ı A’la’da bulunan meleklerden ve kimi âlimlere göre de meleklerden, peygamberlerin ruhlarından ve Allah’ın rızasını kazanmış salih kulların ruhlarından oluşan bir yüce topluluktur. Mele-i A’la’da meleklerin yer aldığında ittifak edilmiştir. Ancak, peygamberlerin ve salih kulların ruhaniyetlerinin de bu kutsi kurulda yer aldığı ihtilaflıdır. Bunu savunan âlimler görüşlerini hadis rivayetlerine dayandırmışlardır. Genel kabul, meleklerle birlikte insanlardan da peygamberlerin ve salih kulların ruhlarının bu yüce meclise katıldıkları yönündedir. Hatta yöremizde din hocaları için kullanılan “mele” tabiri, Mele-i A’la’nın üyesi olmaya dair bir temenniden dolayı söylenen bir kavramdır. Vefat etmiş Müslümanlar için kullanılan “merhum” tabiri de buna benzer. Çünkü ölen kimsenin rahmete ya da azaba eriştiği insanlarca bilinmez. Ama Müslüman için “rahmetli” veya “merhum” tabiri kullanılması, rahmete kavuşmasına yönelik bir husn-ü zan ve hüsn-ü niyetle bir duadır. Aynı şekilde “mele” tabiri de, dini bilen ve din hizmetinde gayret sarf eden kimselere Mele-i A’lâ’ya katılmasına yönelik bir temenni, hüsn-ü zan ve iyi niyetle söylenen dua hükmündedir.

Mele-i A’la mensupları toplanır, dünyadaki hayatın gidişatı, Allah’ın dinine, emir ve yasaklarına itaat konularında müzakereler, zikir, tesbih ve sohbetler yaparlar. Onların oluşturduğu manevi hava Allah’ın dilemesiyle yeryüzündeki insanlara hissettirilir, iyilikler konusunda teşvik ve eğilim oluşturur. Yeryüzü sakinlerince kutsi ve güzel sözler, ibadet ve iyilikler çoğalır hayırlı Salih ameller artarsa, Mele-i A’la, Allah’tan insanlara merhamet etmesini dua ederler. İnsanlar kötülükleri, küfür sözlerini ve şerri arttırırlarsa, bu durumda Mele-i A’la, Cenab-ı Hak’tan rahmet hazinelerinin kapılarını kapatmasını niyaz ederler. Böyle olunca da insanlar arasında bunalım, huzursuzluk, sıkıntı ve darlıklar çoğalmaya başlar. Bazen olur ki hayvanlar, bitkiler bile insanların işledikleri günahlardan zarar görür. Peygamber (ASV) denizin dibindeki balıkların bile günahkâr ve zalimlerden şikâyet ettiklerini bildirmiştir.