Fakir Zenginler

17 / 02 / 2017

Fakirlik ve zenginlik sosyal bir vakıadır. Her alanda olduğu gibi fakirlik ve zenginlik olgusuna da İslam’ın kendine özgü bakışı vardır. Dünyanın en vahşi toplumundan, en medenilere efendi olan bir toplum çıkaran İslam’ın toplumsal kriterleri, farklı dinlere mensup olanlarca da önemsenmelidir. İslamiyet, zekât ve sadaka ile fakirleri güvence altına almıştır. Bununla iki sosyal grup olan zengin ve yoksul arasında köprü oluşturarak dostluk ve kardeşlik kurmuştur. “Veren el, alan elden üstündür” düsturunu ortaya koyarak da zenginliği teşvik etmiştir. Zekâtın, İslam’ın şartlarından olması da bunu destekleyen bir delil olarak önümüzde durmaktadır. Bazılarının zannettiği gibi fakirlik teşvik edilen bir durum olmamıştır. Hiçbir hareket, mensuplarının fakir olmasını istemez, fakirlerden oluşan bir hareket de hiçbir sonuca ulaşamaz.

Ancak zenginlik, kolayca elde edilebilen bir meziyet değildir. İslam’ın zenginliğe bakışı farklıdır. Hadis-i şerifin bildirdiğine göre zenginlik sadece mal çokluğuyla değildir. Malın yanında bir de o malda tasarruf yeteneğinin bulunması, İslam’ın arzuladığı zenginliği belirler. Yani aslında zenginlik bir kültürdür, bu kültürü elde etmekle ancak zengin olunur. Bu nedenle Peygamberimiz ASV "Zenginlik mal çokluğuyla değildir. Bilakis zenginlik nefis zenginliğiyledir" buyurmuştur. Diğer bir rivayette de “kalp zenginliğiyledir” şeklinde ifade edilmiştir. [Buhârî, Rikak 15; Müslim, Zekât 120, (1051); Tirmizî, Zühd 40, (2374).]

İşte hadiste veciz olarak ifade edilen “nefis ya da kalp zenginliği” zenginliğin iç temeli olarak malda tasarruf yeteneği olan zenginlik kültürünün ifadesidir. Yoksa sadece mal çokluğu zenginlik demek değildir.

Mal çokluğu elde etmesine rağmen İslami ölçülerde zengin olmayan iki türlü insan vardır. Birisi: Malda tasarruf yeteneğini elde edemeyen kültürsüz zengindir. Bu kimse gerçek manada yoksuldur. Kendine de topluma da faydası olmaz. Bu tip zenginliğe “hormonlu zenginlik” de diyebiliriz. Hormonlu besinler gibi faydası yok, zararı çoktur.

Mal çokluğuna sahip oldukları halde zengin olmayanlar, gönül itibariyle fakir durumundadırlar. Çok parası olduğu halde harcamasını bilmeyen kimse, bir günde tekrar yoksul duruma düşebilir. Sahip olduğu zenginliğin kendisine de yoksula da faydası olmaz. Oysa zenginlik kültürüne sahip kimse serveti kendine hizmetkâr etiği gibi, birçok yoksulu da istifade ettirir. İslam’ın istediği zenginlik, mala, paraya olduğundan fazla değer vermek değil, kendisine ve kamu yararına sunmakla gerçekleşen zenginliktir. Onun için Müslüman, firavunların taptığı dünya malını köle ve hizmetkâr eder.

Dünya malı Cenab-ı Hakk’ın kullarına hayatta rahat etmek ve ahiret hayatına hazırlanmak için sunduğu bir ihsandır, bir lütuftur.

Diğeri ise, zenginlik kültürü elde etmesine rağmen İslam’ın mal ile ilgili prensiplerine uymadığından tehlikeli duruma götüren zenginliktir. Mal çokluğu insana inanılmaz ölçüde bir haz vermektedir. Eğer ilahi kurallara dayanan bir kültür olmazsa bu haz, şımarıklığa ve sonuçta azgınlığa götürür. Kişi kendini kendine yeterli görmeye başlar. Rabbine muhtaç olma düşüncesi de içinden silinmeye başlar. Oysa kulluk demek Rabbine karşı muhtaç olma inancının sürekli diri olması demektir. Alak suresinde bu durum “istiğna” kavramıyla ifade edilmiş ve “insan kendini istiğnada görünce azgın olur!” buyrulmuştur. Malı kendisini ebedi bırakacakmış gibi bir kuruntuya kapılır. Bu duruma gelen kul, kendini herkesten üstün gördüğü için, başkalarını küçümsemeye, alay etmeye ve insanlarla eğlenmeye kalkışır. Kulluğunu da inkâr eder ve gittikçe firavunluğa dönüşür. Böyle bir kul kendi ahiretini heba ettiği gibi, toplum için de tehlikeli bir duruma gelir. Bu nedenle Kur’an, Hümeze Suresinde, insanlarla alay edenlerin mal ile şımardıklarını ve “ebedileştirme” kuruntusunu taşıdıklarını haber vererek, şiddetle uyarmaktadır. Malın, dünya hayatını ebedileştirme gibi bir özelliğinin olmadığını ama Cehenneme sürükleme özelliği bulunduğunu bildirmektedir.

İslam’ın istediği zenginlik tipinde mal ve servet, her şeyden önce Allah’ın ihsanıdır, kulun şükretmesini gerektirir. Hiçbir zaman övünmeye neden olmaz, sadece araçtır, amaç değildir. Servetin kişiye kazandırdıkları olduğu gibi, kazandıramadıkları da çoktur. Yani mal, hayata ve hayrata hizmet eden bir araçtır. İnsani değerlere ve ahiret hayatına hazırlanmaya hizmet ettiği ölçüde değerlidir. Bunun bilincinde olan insanlar, dünya malına olduğundan fazla değer vermezler. Daha önemli hedeflere basamak olarak kullanırlar.