GEREKSİZ HÜZÜNLER

02 / 05 / 2018

İnsan, duyuları, düşünce, yetenek, kalp, hayal gibi hassalarıyla kâinattaki bütün varlıklarla bağlantılıdır. Çok çeşitli ve çetrefilli bu bağlantılardan, sınırsız olarak zevkleri, lezzetleri ve sevinçleri doğmaktadır. Bunlara ilişkin insanın istekleri de sınırsızdır.

İnsanın, yeme-içme, giyim gibi maddi lezzetleri yanında manevi duygularını da tatmin eden, zevk veren, lezzetlendiren ve sevindiren çok geniş kapsamlı bir istek ve ilgi alanı vardır.Lezzet ve sevinçlerin ayrılma veya sonlanmaları, insana acı ve hüzün verir. İnsanın ilgisini çeken nimet ve güzelliklerin tamamı takdir-i ilahi ile fani kılınmıştır. Bu nedenle “zeval-i lezzet elemdir”(lezzetin bitmesi acıklıdır) kuralı hüküm sürüyor. Bu lezzetleri edinmek çoğu zaman kişinin elindedir ama ayrılığını, faniliğini önlemeye gücü yetmez.  Faniliğe engel olamaz. Kendi de fani olan, faniliği önleyemez.  Bu açıdan her lezzette ıstırap ve elem saklıdır.

İnsanın istekleri hayalinin yetiştiği yere kadar uzanır, hatta kâinatın dışına taşar. Buna karşılık gücü, elinin yetiştiği yere kadardır. Yani isteği sınırsız ama gücü kısıtlıdır. Elde edemediğine de üzülür, elinden çıkana da hüzünlenir. Böylece insan, hayatı boyunca elem ve hüzünlerle boğuşup durmaktadır.

Bunu anlayan kâmil ve akıllı insanlar, sadece kısıtlı ve zorunlu lezzetlerle iktifa etmişlerdir. Başlarına yeni elem alanları açmamak için birçok isteklerden, lezzetlerden vazgeçmişlerdir. Daha büyük bir lezzet için küçük lezzetlerden feragat etmek başlı başına bir lezzet olduğu gibi, baki lezzetler için fani lezzetleri terk etmek de büyük bir lezzettir.

Hayat için zorunlu olan durumlarda lezzet de elem ve hüzün de kaçınılmazdır. Sabır göstererek bu hüzünlere katlanılabilir. Ama zorunlu olmayan, faniliğinden başka bir özelliği bulunmayan, sırf yüzeysel güzelliğine aldanarak birtakım lezzet ve keyifler edinmekle, sonu elem olması itibariyle kişi, kendi isteğiyle ve aslında gereği de yokken başına elem sarmış olur.Hele haram kılınmış lezzetler zehirlidir; görünüşte keyif verici olsalar da gelip geçtikten sonra zehri ruhu yakar.

Bir de tamamen gereksiz sevinçlerin yol açtığı gereksiz üzüntüler vardır.Örneğin en basitinden evde kuş beslemek, seslerini dinlemek, akvaryum balıklarıyla ilgilenmek lezzet ve keyif verir. Ama balıkların ya da kuşların ölümleriyle gelen ayrılık, daha önce hayatında yer almayan yeni bir hüzün açmış olur.

Bir futbol takımına düşkün olan nice insanlar, takımın galibiyetine sevinir ama mağlubiyetinde hüzün yaşar. Oysa gerçekte bu takımla maddi- maneviveya nesebi hiçbir bağıya da hiçbir çıkarı bulunmamaktadır. Böylece bu takımı tutmakla hiç yoktan başına hüzün sarmış olur. Hatta futbol yine de reel bir olgudur, tamamen hayal ürünü filmlerdeki kahramanlardan birinin ayrılığı ya da film icabı ölümü bile yanıltıcı alışkanlık ve aşırı düşkünlük hissi nedeniyle gerçekmiş gibi bir elem yaşatır.

Ahiret hayatıyla ilgili ebedi bir hedef olmaksızın çok mal, çok evlat, dünya ve içindeki güzelliklere çok düşkünlük, sonları açısından fanilikleri yönünden içinden çıkılmaz acılarla sonuçlanır. Çocuklarının yetiştirilmesinde zorlanarak büyük sıkıntılar yaşayan bir alimin, nükteli şöyle bir sözü vardır: “Helal bir zevkin ömür boyu süren bu kadar sıkıntısı varsa, haram zevkin ne kadar dehşetli olacağını varın siz düşünün..”

Ne kadar çok lezzet istenir ve gereği olan tatminler edinilirse, her birinin ayrılığı yüreğinde ve ruhunda yaralar açan hüznü, elemi sonuç verir. Söz konusu bu lezzetlerin zahiri zevklerine kanıp, faniliklerini unutan insan, bunların teker teker terkiyle sarsılır. Hatta bazıları “alışkanlık” haline gelir, bunun ayrılığı daha elemli olur, kişinin psikolojisini bozabilir.

İnsan yalnız Baki olan Rabbine düşkün olmak, O’nun emir ve yasaklarına bağlanmak, hislerini ona göre kullanmak zorundadır. Bu yönde tasarlanmıştır.Allah’ın rızasına uygun olgunluğa erişmiş kâmil insanlar,“Faniyim, fani olanı istemem.İsterim, fakat bir yar-i Baki isterim!” diye duygularını dile getirmişlerdir.