HASTANEDE BİRKAÇ GÜN

14 / 03 / 2018

Allah kendisini sıfatlarıyla tanıtmak için kâinatı yaratmıştır. “En güzel isimler” anlamını taşıyan Esma-i Hüsna Allah’ın sıfatlarını ifade eden isimlerdir. Kâinattaki bütün eserler ve gerçekleşen tüm faaliyetler Esma-i Hüsna’yı yansıtmaktadır. Bu itibarla Kâinat, Allah’ı bize tanıtmaya yönelik Esma-i Hüsna’nın yansıtıldığı ilahi eserlerin ve faaliyetlerin teşhir salonu durumundadır.

Allah’ın güzel isimlerinden biri “şifa veren” anlamındaki Şafi ismidir.Bu kutsi ismin tecelli ettiği yer başta hastaneler olmak üzere hastalar ve hastalıklardır.“Her şey zıddıyla bilinir”kuralından hareketle, sıhhatın anlaşılması için hastalık, tokluğun anlaşılması için açlık gerekir. Bu nedenle “Rezzak” ismi açlığı gerektirdiği gibi “Şafi” ismi de hastalığı gerektirmektedir. Çünkü rızık verdiğinin anlaşılması için rızka muhtaç olma hali, Şifa’nın anlaşılması için de şifaya ihtiyaç bulunmalıdır.

Ancak durum böyle olmakla beraber, hastalık kişinin yanlış tutumundan kaynaklanmaktadır. Yani hastalık insandandır, şifa Allah’tandır.  Kur’an, Şuara suresinde Hz. İbrahim AS’ın“O beni yarattı ve bani hidayet ediyor. O bana yediriyor ve O bana içiriyor. Ben hasta olduğumda, O bana şifa veriyor. O bana ölümü verecek ve beni diriltecektir.” (Şuara,78-80) şeklindeki Rabbini tanıtan sözlerine yer vermiştir. Dikkat edilirse, “yaratan, hidayet eden, yediren, içiren, şifa veren, ölümü veren ve dirilten” fiilleri hep Allah’a dayandırmıştır. Ancak hastalık için “beni hasta eden” demeyip de “ben hasta olduğumda” şeklinde hastalığı kendisine dayandırmıştır. Bu da hastalığın, kulun yanlış tutumu sonucu gerçekleştiğine işaret etmektedir.

Annemin rahatsızlığı nedeniyle birkaç gündür Gaziantep Tıp Fakültesi Hastanesinde refakatçı olarak bulunuyorum. Şanlıurfa’da bir özel hastanede kısmi felç teşhisiyle beş gün tedavi edildikten sonra doktorunun ve dost-arkadaş çevremizin teşvik ve tavsiyesiyle annemi apar topar Gaziantep Tıp Fakültesi Hastanesine getirdik. Elbette tedavisini yapacak olan hocayla da önceden bağlantıya geçmiştik. Hocanın tedaviyi kabul etmesi üzerine getirdik. Ülkemizde sağlık alanındaki güzel gelişmelere rağmen ne yazık ki referans, aracı bulma zorunluluğu gibi bazı olumsuzluklar halen devam etmektedir.

Hastane yönetiminden kaynaklanan bazı aksaklıklara şahit oldum. Herkes biliyor ki devlet, sağlık alanında gerekli hiçbir masraftan kaçınmaz, hastane ihtiyaçları için para akıtmaktan çekinmez. Hal böyle iken bu hastanede sadece hastanın yemeğini veriyorlar. Görevlilere sorduğumda, “refakatçının yemeği yoktur, başınızın çaresine bakın” diyerek kesip attılar. Oysa madem refakatçı isteniyor, neden onun yemeği verilmesin? Bugüne kadar refakatçıya yemek verilmeyen bir hastaneyi ilk kez gördüm. Ayrıca refakatçı için battaniye ve örtü de verilmiyor. Verilmesi için torpil gerekiyor.

Nüfusumuzun hayli çok olduğu, doktorların kapıları önündeki yoğunluktan anlaşılıyor.Her şehirde özel ve kamuya ait açılan çok sayıda hastaneye rağmen ihtiyaca cevap vermediği aşırı kalabalıktan ve servislerdeki doluluktan belli oluyor.Bir yatağın boşalması için üç saat boyunca annemi girişte beklettiler. Asansörlerdeki kalabalık da azap vericidir. Annemi alt katlara indirmek için beklerken, asansörler üç kez gidip geldiği halde tıka basa dolu olmasından indirmeye muvaffak olamadık. Hasta ziyaretçileri ve yakınlarının genç oldukları halde bir kat için bile asansöre biniyorlardı. Bendeniz gut hastalığından dolayı aksayan ayağıma rağmen merdivenleri kullanıyordum.Asansör bekleyen hastaya yol vermeyen, adım atmaktan aciz,tembel, vurdumduymazbir nesille karşı karşıya olduğumuzu gördüm. Üstelik her tarafta “Sağlığınız için asansörleri değil, merdivenleri kullanınız” uyarı yazısı bulunuyordu. Çağımızda İslam’ın kurallarına uyulmadığı gibi bu ve buna benzer diğer kurallara da hiç uyulmadığını gördüm.

Başka zaman bize yetmeyen, çok çabuk geçtiğinden yakındığımız vakit, hastanede bir dakikası bir saat hükmünde, geçmek bilmiyor. Tabi acı çeken hasta için zaman daha da ağırlaşıyor. Fuzuli’nin şu dizeleri hastane gecelerini tam olarak tanımlıyor:

Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkıt ne bilir,

Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç saat!

Yani: “En uzun geceyi takvim yapanlar ve yıldız falcıları ne bilir;gecenin kaç saat olduğunu dert, hüzün ve kedere müptela olmuş olanlara sor!”

Hal dilleriyle şifa isteyen hastaların endişeli bekleyişleri arınmış duru bir kulluğu yansıtmaktadır. Görenlerin merhametini çeken o simalar, Erhamu’rahimin’in merhametini çekmez mi? Kul üzerindeki bu etkisinden hastalığın insana musallat olmasındaki bir hikmetinin de duru bir kulluğa dönüş olduğunu anlıyoruz. Hadis-i Şerifin bildirdiğine göre hastalık, sabreden müslümana bir saatini bir günlük ibadete çevirerek sevap kazandırdığı gibi, günahlarına da kefaret olmaktadır. Günah kirlerinden temizleyerek kalb ve ruhunu berraklaştırıyor. Hastayla beraber gelen yakınlarının tedirginlikleri bazen gerginliğe dönüşüyor. Hastadan çok, yakınlarının gergin olduğunu gördüm.

İslam, hastalık ve hastayla ilgili olarak bir kültür ortaya koymuştur. “Şafi” isminin tecellisi, kulun sabrederek manen safileşmesi ve sevap yönünden kazanımları düşünülürse hem hasta için hem yakınları için bir huzur ve sevinç vasıtası olur. İslam’ın bu düşüncesi, sabır ve olgunluk kazandırır, hastanın hastalığını önemli ölçüde hafifleştirir. Unutulmamalıdır ki hastalıkta stres ve ümitsizlik acıları ağırlaştırır, hastalığı iki- üç katına çıkarır. Oysa ümit, teselli ve Şafi isminin sahibine sığınma huzuru, tam tersine hastalığın ateşini söndürür, müthiş bir rahatlık sağlar. Ümitsiz hastalara ümit verilince sanki iyileşiyorlar.

Doktorun yaptığı da aslında bir tür teselli vermektir, Allah’tan şifa istemeye yönelik bir fiili dua olmaktan öteye geçmez. Bazen olur ki doktor refakatçiden farksız olur, elinden hiçbir şey gelmez. O halde her şeyi elinde tutana sığınmak lazımdır. Hastanede birçok yere asılan “Size şifa veren ellere zarar vermeyin!” yazısı dikkatimi çekti. “Şifa veren eller” sözüyle doktorlar kastediliyordu. Bu sözün yanlış olduğunu oradaki bir yetkiliye de söyledim. Çünkü şifa veren ancak Allah’tır. Doktor sadece şifa isteme fiilini ve sebeplerini gerçekleştirir.

Hastanede ilmin ne büyük etkin bir nur olduğunu gördüm. Acılar içinde kıvranarak getirilen hastalar, doktorun yanına ulaştırılınca, kendisine gelen güven ve ümit sayesinde rahatladığı görülmektedir. Bu rahatlama doktorun ilmine duyulan güven nedeniyledir. İlim, Allah’ın sıfatıdır; insanların edindiği tüm ilimler de O’nun ilminin yansımalarıdır. İşte güven vermesinin nedeni de budur.

Hastanede yapılan duaların, ibadetlerin halisane olduğunu gördüm. Çünkü halisane ibadet, kulun acizliğini gerçekten anlamasıyla mümkündür. Hastalık, acizliği en gerçekçi tarzda yaşatıyor.

Hastanenin küçük bir dünya olduğunu gördüm. Yeryüzü halkı gibi orada da herkes geçici bir süre için bekliyor. Tıbbi işlemlerin sonuçları doktora gösterildikten sonra kimi yüzlerde sevinç kimilerinde de burukluk ve hüzün görülüyor. Bu da mahşeri andıran bir durumdur.

Annemin rahatsızlığı nedeniyle ziyaret eden, telefonla veya mesajla geçmiş olsun dileklerini bildiren, bizi yalnız bırakmayarak manevi destek ve moral veren tüm akraba, arkadaş, dost ve öğrencilerime teşekkür ederim.