HEVÂ PUTU

03 / 10 / 2017

Yüce Allah, insanı en güzel surette, başka varlıklarda bulunmayan çok kapsamlı ve muhteşem bir donanımla yaratmıştır. Bu itibarla insan, bütün Esma-i Hüsna’nın üzerinde tecelli ettiği, Yüce Yaratıcı’nın en mükemmel eseridir. Öyle ki, Kur’an’ında insanın yaratılışını anlattıktan sonra “en güzelini yaratan Allah’a tebrikler olsun!” buyurarak, insanı yarattığından ötürü kendisini tebrik etmektedir. (Müminûn, 14.)

Rabbini tanıyacak ve O’na itaat edecek bir tasarımla yaratmıştır. Bu nedenle din duygusunu insanın fıtratına yerleştirmiştir. Doğuştan gelen söz konusu bu duygunun eğilimiyle ve tahrikiyle insan Rabbini tanımak ve ona itaat etmek için bir arayış içine girer. Yüzme fıtratıyla yaratılan ördek yavrusunun yumurtadan çıkar çıkmaz su araması, bal yapma fıtratıyla yaratılan arının çiçek araması,yahut yeni doğan bir yavrunun emme fıtratıyla annesinin sütünü araması gibi..

Bu, annesinin memesini emme fıtratıyla yaratılan bebek örneğini biraz daha açalım:

Yeni doğan yavru, emmekten ve ağlamaktan başka hiçbir şey bilmemektedir. Bu iki özellik doğmadan ona öğretilmiştir. Her isteğini ağlamasıyla bildirir, muhtaç olduğu sütü emmekle alır. Annesini memesini bulamayınca yalancı emzikle avunur, bunu da bulmayınca kendi parmağını emerek bu duygusunu tatmin eder. İnsandaki din duygusu da buna benzer. Bu duygunun veriliş amacı, Yüce Allah’ı tanımak ve O’na itaat etmektir. Ancak Allah’ı bulamayanlar çeşitli etkiler ve sürüklenmeler nedeniyle yalancı ilahlar, putlar edinirler. Putperestlik, din duygusunun sevki ve baskısıyla kişinin aradığı gerçeği bulamamaktan kaynaklanır. Putlarla da tatmin olamayanlar, Allah’ı bulamadıkları sürece kendi nefislerini ilah edinir ve onun isteklerine itaat ederler. Aynen kendi parmağını emerek “anne sütü emme” duygusunu tatmin etmeye çalışan çocuk gibi.

Kur’an’da, “Hevâsını kendi ilahı edineni gördün mü?” (Furkan, 43; Casiye, 23.) ayetleriyle nefsini putlaştıranlara dikkat çekilmiştir.

Bir çok ayette geçen “hevâ” kelimesi, bazı ayetlerde de çoğul olarak “ehvâ’” şeklinde bulunmaktadır. Bütün bunlar “nefsin kabul edilmez kötü istekleri” anlamında kullanılmış ve hevâsına uyanlardan uzak durulması istenmiştir.

“Hevâ” sözlükte, istek, eğilim, heves,sevgi anlamındadır. halk dilinde hevâyı açıklamak için genelde “hevâ ve heves” şeklinde ifade edilir.  İslam’dan önceki Arap şiirlerinde “aşk” anlamında da kullanılmıştır. Terim olarak,“nefsin, kısa süreli lezzet veren ama sonuçsuz, boş, hatta uzun vadede insanı çıkmaza sürükleyen, sonunda azap bulunan istek ve arzuları” şeklinde tanımlanmıştır. Başka bir deyişle,“akla aykırı ve dinin yasakladığı kötü tutkulara karşı nefsin eğilimi, ihtirası” demektir. “Haktan saparak haz ve sonuçsuz menfaatlere yönelen nefis” şeklinde de tanımlanmıştır. (RağıpİsfahanÎ, el-Müfredat)

Hemen belirtelim ki, hevâsını put edinen kimsenin durumu sonuç itibariyle parmağını emen çocuğun durumu gibi masumane bir saflıkta değildir. Çocuğun parmağını emmesi, sadece emme duygusunun baskısıyla ortaya çıkan bir yanılgı ve davranış bozukluğudur. Oysa hevâ putu, şeytanın kışkırtmasıyla oluşan bir sapkınlıktır. Şeytan, insandaki kibir, ve enaniyeti kullanarak bu duruma sebebiyet vermektedir.

Çeşitli duygularını akılalmaz bir şekilde tiner, uyuşturucu gibi maddelere bağımlı hale getirerek vücudunu ve hayatlarını harap edenler gibi, din duygusunu putlara veya nefsin hevâsına, şeytani tutkulara bağımlı duruma getirenler de maneviyatlarını ve ebedi hayatlarını harap etmektedirler.

Hevâ putu,dört şekilde ortaya çıkar: