HEVESÂT VE İTAATSİZLİK

10 / 04 / 2018

Yüce Yaratıcı erkeğe, kadından fazla güç ve kuvvet vermiştir. Ayrıca bu gücü yerli yerinde, yani ilahi isteğe uygun kullanabilmesi için akıl, idrak, güçlü bir irade, tedbir, idare ve otoriterlik gibi hasletleri yeterli tarzda lütfetmiştir. Bununla da kalmamış, kadını erkeğe muti' kılmış, onu ailenin reisi tayin etmiştir. Bütün bunlar erkekliğin bir nimet olduğunu göstermektedir. 

Ancak her nimetin külfeti, sıkıntılı ve zorlu sorumlulukları vardır. Erkeklik nimetinin de bazen beli büken, baş ağrıtan zorlukları ve sorumlulukları vardır. Elbette ki bu, sadece dediğim dedik astığım kesik anlayışıyla baskın gelmek, keyfince yaşamak, kadına köle muamelesi yapmak, üstünlük taslamak için verilmemiştir.

Erkekliğe mahsus ayrıcalıklar, sadece Allah'a abd ve asker olma yolunda yüklenen ilahi sorumlulukları yerine getirmek içindir.

Erkeklik, mazlumları korumak, mağdurları savunmak, zalimlere direnmek, hakkı desteklemek ve hukuku sağlamak içindir.

Ailedeki reislik görevi de eşini ve çocuklarını her türlü tehlikelerden korumak, geçimlerini sağlamak ve ilahi emirlere uygun bir hayat sürdürmelerini sağlamak için verilmiştir.

Ama gelin görün ki durum hiç de öyle olmadı. Erkekler çoğunluk itibariyle, İslam'ın gelişinden beri erkeklik güç ve meziyetlerini veriliş amacına aykırı olarak, şeytani gurur ve hırsta, zulümde, günah ve sefahette kullanarak bu nimeti suiistimal ettiler. Elbette amacına uygun davranan hakkaniyet sahibi erkekleri tenzih ederiz. Ancak ekseriyeti şeytani ve örfi dayatmalarla erkekliği eğlence, sefahet ve haksızlıkta kullandılar. Bunun sonucunda kader-i ilahinin tokadını yediler. Kadınlarda erkeklere karşı doğal bir inkılâp gibi genel bir itaatsizlik baş gösterdi. Sonbahardan kışa, kıştan bahara geçişte görülen ve ilahi emirle gerçekleşen inkılâplar gibi bu da Kader-i İlahi’nin fetvasıyla gerçekleşen sosyal bir inkılâptır. Kadınların erkekleri dinlememesi, artık onları büyük ölçüde dikkate almaması, erkekleri incitmiş olsa da onların çoğunluğunun kendilerine lütfedilen güç ve iradeyi suiistimal etmeleri ve amacına aykırı kullanmalarına karşılık Kader eliyle verilmiş bir cezadır.

Çoğu erkeklerin öteden beri erkeklik güç ve iradelerini, kadınlarına zulüm ve baskı aracı olarak kullanmalarına bir de nefsanî zevk ve eğlence düşkünlüğü eklendi.

Bediüzzaman, yıllar önce erkeklerin hevesât batağına düşmeleri sonucu kadınlarda itaatsizlik ve başkaldırı ortaya çıkacağını Lemeât eserindeki şu veciz sözle haber vermiş ve uyarmıştır:

İzâ teennese'r-ricâlu’s-süfehâu bi'l hevesât

İzen tereccele'n-nisâu’n-nâşizâtu bi’l-vakâhât

Yani: “Sefih (zevk ve eğlenceye düşkün) erkekler hevesâtına (nefsin hoşuna giden gelip geçici istek ve arzular) uyarak kadınlaştığında; nâşize (kocaya karşı itaatsizlik eden, kocasına buğz edip asî olan) kadınlar da utanmaz, dikkate almaz tavırlarla erkekleşirler.”

Ormanda yangın çıkınca kuru ile beraber yaş ağaçların da tutuşup yanacağı hatta orada yaşayan hayvanların da zarar göreceği muhakkaktır. Toplumları kasıp kavuran sosyal fitneler de ne yazık ki aynı durumdadır. Kur’an-ı Kerim, bu konuda insanları şu ayetiyle uyarmıştır: “Öyle bir fitneden sakının ki, içinizden sadece zulmedenlere isabet etmekle kalmaz. Şunu da bilin ki, Allah'ın cezası pek çetindir.” (Enfal, 25)

Avrupa’nın “mim”siz medeniyetinden yayılan ve İslam coğrafyasını da etkisi altına alan, erkeklerde nefsanî zevk ve eğlenceye düşkünlük ve bunun karşılığında kadınlara bulaşan utanmazlık ve kocaya itaatsizlik fitnesi, sâri bir illet, bir hastalık olarak yuvaları dağıtmaktadır. Bu fitneye bulaşmamış, İslam’ın aile hukuku ile ilgili emir ve yasaklarına riayet ederek, huzurlu yuvalarını sağlam tutan, birbirlerinin hukukunu gözeten, saygın erkek ve kadınlar azınlık olsalar da vardır, onlar bahsimizden hariçtir.