HIZIR ALEYHİSSELAM VE HIDIRELLEZ

05 / 05 / 2017

Halk arasında, Hızır (AS)’ın ölmediği, Kıyamete kadar yaşayacağı inancı yaygın olarak bulunur. Hızır (AS)’la karşılaştıklarını söyleyenlerin anlattıkları çeşitli hikâyeleri de çoğunuz dinlemişsinizdir. Genelde üstü başı düzgün, temiz kıyafetli, aksakallı bir ihtiyar şeklinde, bazen de bir dilenci olarak gördüklerini söylerler. Aniden belirir, kısa bir görüşmeden sonra aniden ortadan kaybolur. İlk etapta fark edilmese de sonradan bu şahsın Hızır olduğuna hükmedilir.

Hızır’ın halen hayatta olduğu inancı bazı âlimlerin bir kısım rivayetlere dayandırdıkları Hızır’ın ölmediğine dair açıklamalarından kaynaklanıyor. Kur’an’da, isim verilmeden “Yanımızdan kendisine rahmet verdiğimiz ve Katımızdan kendisine ilim öğrettiğimiz bir kulumuz..”(Kehf, 65.) şeklinde Musa (AS) ile birlikte seyahate çıktıkları bir kıssası anlatılmaktadır. Hadis-i Şeriflerde bu zatın, Hızır (AS) olduğu bildirilmiştir.

Halk inanışına göre, Hızır (AS), İlyas (AS) ile birlikte ab-ı hayat (hayat suyu) içerek ölümsüzlüğe ulaşmıştır. Heran her yerden çıkabilir, çeşitli kılıklarda görünebilir ve bir anda farklı yerlerde bulunabilir. Sürekli dolaşır, muhtaçlara yardım eder, bazen insanları imtihan eder. Bu nedenle “imdada yetişenler için, “Hızır gibi yetişti” denir.

Hızır (AS) ve İlyas (AS)’ın ab-ı hayat içerek ölümsüzlüğe kavuşmaları ile ilgili olarak çeşitli efsaneler üretilmiştir. Çok eski çağlardan beri birçok milletlerin mitolojisinde benzer öyküler yer almıştır. Söz konusu efsanelere göre Büyük İskenderin ordusunda arkadaş iki asker olan Hızır ve İlyas, beraberce buldukları ölümsüzlük suyunu içtikten sonra birbirlerini kaybetmişler ve yıllar sonra buluşmuşlardır. Buluştukları gün yeryüzü şenlenmiş, yeşillikler ve çiçeklerle baharın tüm güzellikleri ortaya çıkmıştır. Buluşmanın gerçekleştiği 6 Mayıs gününe“Hıdır-İlyas günü” adı verilmiş, zamanla bu bileşik kelime “Hıdırellez veya Hıdrellez” şekline dönüşmüştür.“Hıdır” asıllı Hızır kelimesinin “yeşil” anlamında olduğuna nazaran baharın yeşil örtüsü ortaya çıkınca bunun Hızır’ın her zamankinden daha yakınlarda olduğuna inanılır. Birçok kültürlerde, Türk ve İslam dünyasının bazı kesimlerinde bereket getirdiğine inanılan bir bayram olarak kutlanmaktadır.

Hızır efsanesinden hareketle Müslümanlar arasında da Hızır’la ilgili çeşitli öykülerin üretildiğine tanık oluyoruz. Aslı astarı olmayan bu hurafe hikâyeler yayılmıştır. Geçenlerde whatsApp yoluyla bir öğrencimizin bana gönderdiği bir yazıda, Hızır (AS)’ın Ayasofya’nın bir sütununa parmağını dokundurarak koca mabedi çevirdiği ve yanlış olan kıblesini düzelttiği,söz konusu bu sütun üzerinde Hızır’ın parmak izinin bir oyuk olarak halen bulunduğu uzun uzadıya anlatılıyordu. Sonra gördüm ki akıl dışı bu uydurmalara inananların sayısı az değil. Öğrencimize yazıda anlatılanların hurafeden ibaret olduğunu söyleyince şaşırdı. Bazıları da “Nasıl olur, Hızır (AS) Allah’ın izniyle yapamaz mı?” şeklinde itiraz ettiler. Ben de onlara dedim ki:“Bir parmağıyla koca mabedi yerinden oynatıp bir çırpıda kıblesini değiştiren Hızır, neden gelip de bir asırdır müzeye dönüştürülen bu mabedi tekrar camiye çevirmiyor?”

Hızır (AS)’ın hayatta olmadığını söyleyen âlimlerin en büyük delili, Hızır’ın Peygamberimizle (ASV) hiç görüşmemiş olması, görüştüğüne dair sahih bir Hadis rivayetin bulunmamasıdır. Öyle ya, Hayatta olsaydı her peygamberin müjdelediği Kâinatın efendisi Muhammed (ASV)’la görüşmesi gerekmez miydi?

Hızır (AS)’ın hayatta olup olmadığına, hayatta ise neden bazı önemli âlimlerin onun hayatta olduğunu kabul etmediklerine dair soru üzerine Bediüzzaman’ın verdiği cevap, meseleyi en güzel ve aklı tatmin edici şekilde açıklığa kavuşturmuş, böylece hayatta olup olmadığı tartışmasına son noktayı koymuştur. Sözü Üstad’a bırakıyoruz:

“Birinci sual:Hazret-i HızırAleyhisselâmhayatta mıdır? Hayatta ise, niçin bazımühimulemahayatını kabul etmiyorlar?

Elcevap:Hayattadır. Fakatmerâtib-i hayat (hayat mertebeleri) beştir. O, ikincimertebededir. Bu sebepten, bazıulemahayatında şüphe etmişler.

Birincitabaka-i hayat:Bizim hayatımızdır ki, çok kayıtlarlamukayyettir. (kayıtlı, sınırlı)

İkincitabaka-i hayat:Hazret-i Hızır ve İlyasAleyhimesselâmın hayatlarıdır ki, bir derece serbesttir. Yani, bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler. Bizim gibibeşeriyetlevazımatıyla daimîmukayyetdeğillerdir. Bazen, istedikleri vakit bizim gibi yerler, içerler; fakat bizim gibi mecbur değillerdir.Tevatürderecesinde,ehl-i şuhud ve keşifolan (maneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini gözleme yeteneğine sahip olan) evliyanın Hazret-i Hızır ile maceraları, butabaka-i hayatıtenvir (aydınlatır) ve ispat eder. Hattâmakamat-ı velâyette (velilik makamlarında) bir makam vardır ki, “makam-ı Hızır” tabir edilir. O makama gelen birvelî, Hızır’dan ders alır ve Hızır ile görüşür. Fakat bazen o makam sahibi, yanlış olarakayn-ı Hızır (Hızır’ın bizzat kendisi) telâkkiolunur. (kabul edilir, sayılır)”(Mektubat, Birinci Mektup)