İslam'ın sünnetteki sembolleri

20 / 01 / 2017

Kelime anlamı yol, kanun ve nizam olan Sünnet, İslami bir kavram olarak Allah’ın peygamberinin şahsında tüm insanlık için seçtiği nizamın adıdır. Başka bir deyişle, İslam’ın Resulullah (ASV) tarafından sahabe toplumunda gerçekleştirilen ve sonraki tüm nesiller için model olan uygulamasıdır. Kuran, Resulullah (ASV)’a itaati emrederek, O’na itaatin Allah’a itaat olduğunu bildirmiştir. (Nisa, 80) Bu nedenle O’nun sözleri davranış ve tavırları Kur’an’ın açıklaması ve nasıl yaşanılacağının göstergesidir.

  Peygamber (ASV) Allah’ın elçisi olması itibariyle, bütün söz ve davranışları ilahi gözetim altındadır. Hevadan (canı istediği gibi) konuşmadığını, ancak vahiyle konuştuğunu Kur’an-ı Kerim bildirmektedir. “O, nefis arzusu ile konuşmaz. O ancak kendisine vahyolunanı söyler.” (Necm, 3-4.)

  Yeme, içme, uyuma gibi insanın zorunlu adetleri olan beşeri ihtiyaçlarını bile sünnete uyma niyetiyle yapan kimse, âdetini ibadete dönüştürmüş olur. Ancak “şeâir” tabir edilen bir kısım sünnetler de İslam’ın alametleri, sembolleri durumundadır. Bunlar ibadetlere, kılık kıyafete ya da sosyal hayata ilişkin olabilir. Örneğin: ezan, bayram namazları, Kurban, ibadetlere ilişkin İslam’ın alametleri sayılan sünnetlerdir. Sarık, cübbe, sakal gibi sünnetler de İslam’ın kılık kıyafete ilişkin alametleri olan sünnetlerdir.

  Kılık kıyafete ilişkin alamet olan sünnetler herkes için zorunlu değil ancak uygulamaya koyduktan sonra bu sünnetlere karşı edepsizlik sayılan tavırlardan kaçınmak zorunludur. Çünkü İslam’ın şiarı olan bu sünnetler, kişisel olmaktan çıkarak kamu hukukuna yönelik bir konumdadırlar. Söz konusu bu sünnetlerin mutlaka hakkıyla yapılması, sünneti rencide edici, küçük düşürücü davranışlardan kaçınılması gerekir. Sünneti yanlış anlayan bazı şahıslar, kendilerini sünnetin uygulayıcıları olarak göstererek topluma “sünnet” diye yansıttıkları yanlış tutum ve hareketleri aslında sünneti lekelemektedir.

  Sakal sünnetini uygulayanlar, cübbe giyenler, sünnete laf getirmeyecek titizlik içinde olmalıdırlar. Ancak manevi ağırlığını taşıyabilecek olanlar bu sünnetleri yüklenebilirler. Sakal, sarık ve cübbenin temiz ve bakımlı olması gerektiği gibi, söz ve davranışların da dikkatli ve sünnete yaraşır olması lazımdır. Kirli cübbe ve sarığın, düzensiz dağınık bir sakalın sünnete karşı edepsizlik olacağı unutulmamalıdır. “Cübbe giyme sünnetine uyuyorum” diyerek Şanlıurfa’nın yaz sıcağında palto giyen kimsenin bu yaptığı, kendini komik duruma düşürmekle beraber sünnete de saygısızlıktır.

  Kişi bıraktığı sakalını “sünnet” olarak topluma yansıtmışsa, artık “benim sakalım değil mi, istediğim gibi yaparım!” diyemez. Çünkü onun bir kısım söz ve tavırları sünnete laf getirmeye, alaycıların diline düşmeye sebep olur.

  Sakal bırakmak sünnettir ama bıraktıktan sonra traş etmek de haramdır. Bir kısım Müslümanların “bazen de olsa sünneti yaşamak” adı altında ara sıra sakal bırakıp sonra traş etmeleri, bu açıdan büyük bir hatadır. Hayatı zindanlarda geçen Bediüzzaman, zalimlerce cebren kesilip sünnete hakaret olması korkusuyla sakal bırakmaktan kaçınmıştır. Bu konuda şöyle bir açıklama yapmıştır: Bu yirmi senedir bana resmi hücumlarda bazı arkadaşlarımın sakallarını kestirmeleriyle, benim sakal bırakmadığım, bir hikmet, bir inayet-i İlahiye olduğunu ispat etti. Eğer sakal olsaydı, tıraş edilseydi, Risale-i Nur’a büyük bir zarardı. Çünkü ölecektim, dayanamayacaktım. Bazı âlimler 'Sakalı tıraş etmek caiz değildir' demişler. Muradları, sakalı bıraktıktan sonra tıraş etmek haramdır, demektir. Yoksa hiç bırakmayan, bir sünneti terk etmiş olur.” (Kastamonu Lahikası, sayfa 45.)

  İslam’ın alametlerinden biri olan ezan da büyük titizlik gerektirir. Ezanın mutlaka güzel ve kurallarına uygun okunması, okuyanın güzel sesli olması lazımdır. Unutulmamalıdır ki, camide her gün beş kez okunan ezan, çevredeki çocuklar için de bir eğitim olmaktadır. Çocuklar bu ezanla büyürler ve hangi şekilde okunmuşsa zihinlerine o şekilde yerleşir. Bu açıdan da güzel ezan okumak önem kazanmaktadır. Yanlış ve uygunsuz bir makamla okunması her şeyden önce “Ezan-ı Muhammediye”ye karşı bir saygısızlıktır. Böyle bir ezanla büyüyen çocuklar, büyüdüklerinde kendileri de aynı şekilde okurlar. Onun düzeltilmesi hayli zordur.