KADININ TESKİN EDİCİLİĞİ-1

13 / 02 / 2018

Kur’an-ı Kerim, ahiret saadetine yönelik dinin kurallarını ihtiva eden ilahî bir kitap olduğu gibi, insanların dünya saadetini temin eden bilgi ve kurallar da içermektedir. Bunlardan biri de aile huzurunu sağlayan bilgilere de yer vermesidir. Örneğin şu ayetin mealini inceleyelim:

“Sükûna ermeniz için size kendinizden zevceler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koyması onun ayetlerindendir(kudretinin delillerindendir). Şüphesiz ki bunda düşünen toplumlar için ibretler vardır.”   (Rum Suresi 21. Ayet.) 

Ayetteki “Sükûna ermeniz için size kendinizden zevceler yaratması” ifadesi, kadının önemli bir özelliği olan “teskin ediciliğine” dikkat çekmektedir. Teskin etmek ise, tedirginlik, telaş endişe gibi iç duyguların etkisiyle oluşan ve zarar verici davranışların oluşmasına yol açan hareketliliği durdurmak, bu tür eylemlere yol açan duyguları dindirmek demektir. “sakinleştirme” şeklinde de ifade edilen bu kavram, içteki fırtınaları dindirme, huzur ve mutluluğa erdirme anlamını da ifade etmektedir. “sizin sükûna ermeniz” şeklinde çevirdiğimiz orijinal lafız “liteskunû ileyha” cümlesinde çoğul erkek zamirinin kullanılması, hitabın erkeklere yönelik olduğu; kadına ait “hâ” zamiriyle de sükûna erdirenin kadın olduğu anlaşılmaktadır.

Her konuştuğu vahiy olan (Necm, 3-4) ve sürekli Allah’ın gözetiminde bulunan (Tur, 48) Peygamberimizi dahi sıkıntılı zamanlarında sıkıntısını gideren ve kendisini teskin edenlerin hanımları olduğunun birçok örnekleri vardır. İlk vahiy geldiğinde O’nu teskin eden, tedirginliğini gidererek rahatlatan ve kendisine her türlü desteği veren, Haticetü’l-Kübra (R.Anha) annemizdi.

Yine teskin edici örneklerinden biri de Ümmü Seleme annemizdir. Hudeybiye anlaşması zamanında Peygamber ASV anlaşmanın yazımı ve imzalanması işlemi tamamlandıktan sonra sa­ha­belere, “Artık kalkınız, kurbanlarınızı kesip sonra başlarınızı traş ediniz!” di­ye seslendi.

Ancak Re­sû­lul­lah’a (ASV) sonsuz hürmet ve muhabbetlerine rağ­men saha­belerin hiçbirinde bu emir karşısında bir hareket görülmedi. Peygamber Efen­dimiz, emrini ikinci kere tekrarlamak zorunda kaldı: “Kalkınız, kurbanlarınızı kesip, sonra başlarınızı traş ediniz!” Fakat sahabeler, sanki bu emri duymamış gibi davranıyorlar, kurban kesme ve ihramdan çıkış işareti olan traş olma işine başlamıyorlar­dı.

Resulullah ASV emrini üçüncü kere tekrarladı. Yine sahabelerden bu konuda harekete geçen olmadı. Bu durum Peygamber (ASV)’ı üzmüştü. Kalkıp Ümmü Seleme annemizin ya­nına gitti, ashabın kendisini dinlemediklerinden dert yandı. Ümmü Seleme, şöyle diyerek teselli etti: “Ey Allah’ın Peygamberi, onları bırak, şimdi dışarı çık; sonra, ta kur­banlık develerini kesinceye ve berberini çağırtıp o seni traş edinceye kadar as­haptan hiçbirisine bir kelime bile söyleme. Çünkü sen kurbanını kesecek ve traş olacak olursan halk da öyle yapar!”

Bunun üzerine, Peygamberimiz ASV Ummu Selem’nin tavsiyesine uyarak dışarı çıkmış, hiç kimseyle görüşme­den ve hiç kimseye bir şey söylemeden, ihramını sağ koltuğu altından çıkarıp sol omuzuna atmış ve kurbanlık develerini kesmiş sonra da berberi Huzaalı Hırâş b. Ümey­ye’yi çağırıp traş olmuştu. Sahabeler de derhal kurbanlık develerini kesmeye ve traş olmaya başlamışlardır. (Ahmed bin Hanbel, Müsned, c. 4, s. 325- 326)

Bilindiği gibi erkekler, ailesinin geçim ve güvenliğini sağlamakla yükümlü kılınmışlardır. Bunun için gerekli donanım verilmiştir.  Erkeklerin güç, cesaret, gibi yetenekleri bulunduğu gibi, tedbir için duygusallıktan ziyade akli melekeleri daha yoğun ve ön plandadır. Kadına oranla erkekte şefkat kısıtlanmıştır. “Erkekte akıl ve güç şefkatten daha fazladır; kadında ise şefkat akıldan daha güçlüdür” denilebilir. Kur’an-ı Kerim, “Erkekler kadınlar üzerine koruyup gözeticidirler” (Nisa, 34.) ayetiyle erkeklerin bu yönüne dikkat çekmektedir.

Erkelerin meslekleri, ailesini geçindirme koruyup kollama görevleri nedeniyle bu özellikleri çeşitli olumsuzlukları da beraberinde getirmektedir. Günümüz tabiriyle, stres, endişe, telaş, tedirginlik, kıskançlık gibi haller kaçınılmaz olup birtakım huzursuzluklara, aklı işlevsiz hale getiren sefahete yol açmaktadır. Bazen bu duyguların yoğun baskısı aklı devre dışı bırakarak “cinnet” tabir edilen bir hale dönüşebilmekte hatta cinayetlere bile sebep olmaktadır.

İnşallah gelecek yazımızda bu konuya devam edeceğiz.