KADININ TESKİN EDİCİLİĞİ-2 (Bir önceki yazımızın devamı)

16 / 02 / 2018

Kadınlarda rahmetin tecellisi olarak katıksız, karşılıksız bir şefkat gücü vardır. Bu şefkat çocukların yetişmesi ve korunmasında önemli ve etkin olduğu gibi, erkeklerin teskin edilmesinde ve sözünü ettiğimiz olumsuz psikolojilerinin düzeltilmesinde de önemi bir rolü vardır. Bedensel olarak erkekten güçsüz olan kadın bu yönüyle erkekten çok daha güçlü konumdadır.

Yavuz Sultan Selim, hünkârı bile aciz bırakıp durduran kadının gücüne şu beyit ile dikkat çekmiştir:

Şirler pençe-i kahrımda olurken lerzan

Beni bir gözleri ahuya zebun etti felek.

(Aslanlar benim kahredici pençemde titrerken, felek beni bir ahu gözlüye esir etti)

Bediüzzaman’ın bu konuda ilginç ve makul şöyle tesbiti vardır: Nasıl ki kadınlar kahramanlıkta, ihlâsta, şefkat itibarıyla erkeklere benzemedikleri gibi, erkekler de o kahramanlıkta onlara yetişemiyorlar. Öyle de, o masum hanımlar dahi, sefahette (yasak zevk ve eğlenceye düşkünlük) hiçbir vecihle erkeklere yetişemezler. ”

Kadın suret itibariyle güzel, nazenin zinetli (süslü) olarak yaratılmıştır. “Süs içinde yaratılıp, hasımlaşmada (düşmanlıkta) açık olmayanı (tartışmayı ve kavgayı beceremeyeni) mi (Allâh'ın çocuğu yaptılar)?” (Zuhruf, 18) ayeti kadının bu güzelliğine işaret etmektedir. Ancak geçici bedensel güzelliğin yanı sıra daha önemli, kalıcı ve daimi bir güzelliği daha vardır. O da şefkati ve ondan kaynaklanan güzel ahlakıdır. Ayetteki, “hasımlaşmada (düşmanlıkta) açık olmayanı (tartışmayı ve kavgayı beceremeyen” cümlesi bu daimi güzelliği vurgulamaktadır.

Kadın yaşlandıkça zahiri güzelliği belki kaybolur ama ebedi güzelliğinin bir nevi çekirdeği olan gerçek güzelliği daha mükemmel bir tarzda ortaya çıkar. Bu da şefkat ve ahlak güzelliğidir. Bediüzzaman, eşlere yönelik yaptığı tavsiyelerinde bu gerçeği şöyle dile getirmiştir:

“Aklı başında olan bir adam, refikasına muhabbetini ve sevgisini, beş on senelik fâni ve zâhirî hüsn-ü cemâline bina etmez. Belki, kadınların hüsn-ü cemâlinin en güzeli ve daimîsi, onun şefkatine ve kadınlığa mahsus hüsn-ü sîretine (güzel ahlakına) sevgisini bina etmeli, tâ ki, o biçare ihtiyarladıkça, kocasının muhabbeti ona devam etsin.

Hem, refika-i hayatını, rahmet-i İlahiyenin munis, latif bir hediyesi olduğu cihetiyle sev ve muhabbet et. Fakat çabuk bozulan hüsn-i suretine (dış görünüş güzelliği) muhabbetini bağlama. Belki kadının en cazibedar, en tatlı güzelliği, kadınlığa mahsus bir letafet ve nezaket içindeki hüsn-i siretidir. (ahlak güzelliği)Ve en kıymettar ve en şirin cemali ise, ulvi, ciddi, samimi, nurani şefkatidir. Şu cemal-i şefkat ve hüsn-i siret, ahir hayata kadar devam eder, ziyadeleşir. Ve o zaife, latife mahlukun hukuk-u hürmeti o muhabbetle muhafaza edilir. Yoksa hüsn-i suretin zevaliyle, en muhtaç olduğu bir zamanda, biçare, hakkını kaybeder.”(Yirmiüçünci Lem’a)

Kadınlardaki şefkatin teskin ediciliği, başkalarını sevindirip mutlu etmede şefkatinin verdiği lezzet sebebiyledir. Diğer sevgilerden farklı olarak her şefkat sahibi başkasını mesrur etmekten (sevindirmekten) memnun olur. Şefkatteki lezzet, hakikidir, nısbî (göreceli) değildir, kayıtsız şartsızdır, bozulmaz, değişmez ve zıtlarına bakmaz.