Mucizenin sıradanlaşması

10 / 02 / 2017

Cenab-ı Hak, kudret ve azametini kullarına göstermek ve kendini onlara tanıttırmak için kâinatı harika eserlerle donatmıştır. Yaratıp şuurlu gözlerin bakışlarına sunduğu eserleri ve kâinatta her gün gerçekleştirdiği faaliyetleri olağanüstüdür, benzersiz ve kusursuzdur ki biz buna “mucize” adını veriyoruz. Fizik, Kimya, Matematik gibi deneysel ilimler kâinattaki bu yaratılış mucizesi eserleri incelemektedirler. Demek bu eserler, görenleri hayran bıraktığı gibi ilimlerin konusu olmakla da son derece ilmîdirler.

Ancak ateşe külleri kaplayan zaman, olağanüstü mucizelerin üzerine de bir perde çekiyor. Sıklıkla görmek ve yaşamak bir alışmışlık oluşturuyor. Bunun sonucunda da “harikalık” perde altında kalıp sıradanlık meydana getiriyor. Hayrette bırakan harikalığı gizleyen perdeye biz “ülfet perdesi” diyoruz. Bu perdenin gizlemesi sonucu, akılları hayrette bırakan mucize, sıradan bir duruma geliyor. O halde ülfet perdesi gerçeklerin üzerini örten bir perdedir. Eskiden “tabiat” şimdi de “doğa” dedikleri şey aslıda ülfet perdesinin değişik isimleridir. Mucizeyi sıradanlaştırma çabasından ibarettir.

Çiçeklerden böceklerden tutun, göklere ve yıldızlara kadar her şey mucizedir. Eğri büğrü çubuklara çamur yedirilerek salkım salkım üzümlerin yaratılması; küçücük zehirli bir sineğe en güzel bir gıda olan balın yaptırılması; ineklerin, koyunların birer fabrika gibi çalıştırılmaları;kupkuru bir tarladaki karpuzlardan her birine bir kova kadar şekerli su doldurulması; tuzlu denizlerde tuzsuz balıkların yaratılması ve yağmurun yağması gibi eserler ve olayların hepsi mucizedir.

Örneğin, sürekli göz önünde cereyan eden ve insan gözünde sıradanlaşmış olan yağmuru ele alalım: Her yıl yeryüzüne düşen yağmur suları bir araya gelse, Akdeniz büyüklüğünde bir deniz meydana gelir. Demek ki her yıl Akdeniz büyüklüğündeki bu deniz, gökyüzüne kaldırılıp yeniden yeryüzüne indiriliyor, yer altı kanallarında dolaştırılıp kaynaklarla insan istifadesine sunuluyor. Hiç yağmur yağmayabilirdi, yağmur durmayabilirdi ya da damla olarak değil de oluk halinde yağabilirdi. İşte bu üç felaketten bizi koruyan Allah, meleklerini seferber ederek yağmuru rahmete dönüştürüyor.

Mucizelerin her gün tekrar etmesi, ülfet perdesinin kaplamasına yol açar. Söz konusu bu ülfet perdesi zamanla mucizeyi sıradanlaştırır ve bu da gafleti sonuç verir. Gaflet, sürekli zinde tutulması gereken aklın hayretini, merak ve ilgisini söndürür.

Allah’ın eser ve icraatlarındaki benzersizlik ve kusursuzluk yani mucizelik algısı, Kudret ve vahdaniyetini akla hissettirmektedir. Bu da kulun Allah’a bağlılığını arttırır, imanı kuvvetlendirir. Oysa ülfet perdesinin yol açtığı sıradanlık ve gaflet, bu bağı zayıflatır. Şeytanın bir vesvesesi veya zayıf bir şüphe dahi kulun yaratıcısıyla ilgisini koparabilir. Ülfet perdesi bu açıdan tehlikelidir.

Ülfet perdesinin zihinlerdeki bir diğer sakıncası da şudur: Harikalıktan düşen, yaratılış düzeninin genel kuralına aykırı ve mükemmel fıtratın dışına çıkan nadir ve istisnai bazı durumlar,kişinin dikkatini çeker. Şeytanın kopardığı teşvik velvelesinin eğilimiyle insan ona odaklanır.Ama sayısızca yaratılan kudret mucizeleri sıradanlaştığı için, ilgisini çekmez. Örneğin iki başlı veya üçayaklı bir insanın doğumu istisnai ve süregelen fıtri yaratılışın dışındadır. Böyle bir istisnaya odaklanır ama milyarlarca vücutça muntazam doğanlar onun ilgi alanına girmez.

Dikkatli bir tefekkür, mucizenin üstünü örten ülfet perdesini yırtabilir.Kur’an-ı Kerim sıklıkla “Düşünmüyorlar mı? Niçin düşünmüyorlar? Niçin tefekkür etmiyorsunuz?” şeklinde tefekküre ilişkin uyarılarda bulunmaktadır. Peygamberimiz (ASV) “Bir saat tefekkür bazen bir sene ibadetten daha hayırlıdır” buyurarak bu tefekkürün önemine dikkat çekmiştir. (Suyutî, Camiu’s-sağir, 2/127

Kur’an-ı Kerim’in en önemli belağat özelliklerinden biri de ülfet perdesini yırtarak mucizeyi nazara vermesidir. Kur’an, bununla ilgili örneklerle doludur.“Onlar deveye bakmıyorlar mı nasıl yaratıldı?”(Ğaşiye,17) ayetiyle bir kudret harikası olan ve insanların gözünde sıradanlaşan devenin yaratılışına dikkat çekerek düşünmeyi ve mucizelik yönünü görmeyi sağlamıştır.

Mucizenin sıradanlaşmaması için Kur’an’ı okuyup anlamak, ayetlerinde tefekkür etmek ve bununla düşünceyi canlı tutmak yeterlidir. Şeytanın zihindeki tahribatı da önlenmiş olur.