MUHARREM

26 / 09 / 2017

Allah’ın yasakladıkları için kullanılan “haram” kelimesi, Arapçada “saygın, hürmete layık” anlamına da gelmektedir. Zaten saygınlık, saygın olmayan bir şeye yapılan muamelenin yasaklanmış olması demektir. Türkçede saygı anlamında kullanılan “hürmet” kelimesi de aynı “haram” kökünden gelmektedir.“Haram kılınan” anlamındaki “Muharrem” kelimesi, ay hesabına göre düzenlenmiş olan hicri kameri yılın ilk ayıdır.

Kameri takvim, Müslümanlar için büyük öneme sahiptir. Her şeyden önce oruç, Ramazan ve Kurban bayramları, hayırlı geceler gibi önemli ibadet ve günlerimiz, kameri takvimin içindedir.  Ne yazık ki birkaç yaşlı büyüğümüzden başka bu takvimi takip eden kalmamış görünüyor. Kameri ayların isimlerini bilmeyenler çoğunluktadır. Hicri yılbaşı geliyor, çoğumuzun haberi bile olmuyor.

İslam öncesinde insanlık tamamen bozulmuş olsa da, Allah’ın hükümlerinden beşere hayat sunan bir takım kalıntıları bulunuyordu. Onlardan biri de Muharrem ayının hürmetiydi. Bu ayda kan dökmenin haram olduğu kabul edilirdi. Muharrem ayına girildiğinde, her türlü saldırı, baskın ve savaşlara son verilirdi.

 İslam’dan önceki Araplar arasında saygı duyulan ve haram aylardan sayılan Muharrem, hadis-i şeriflerde “Şehrullah: Allah’ın ayı” unvanıyla nitelendirilmiş ve gerçek saygınlığına kavuşturulmuştur.

İslam’dan önce savaşlar, saldırılar, yağmacılık ve soygunlarla keşmekeş bir hayat süren Arabistan toplumu, Kur’an ifadesiyle “ümmî” yani okuryazar olmayan bir toplumdu. Düzenli bir devlet yapısına sahip olmadıkları gibi, düzenli bir takvimleri de bulunmuyordu.Savaş ve her türlü baskınların yasak olduğu haram ayları biliyorlardı ama istedikleri zaman haram ayların yerlerini değiştirerek her türlü şenaati işliyorlardı. Nesi’ adı verilen bu tutum, Kur’an-ı Kerim’de şöyle yerilmektedir: “Nesi’, (Haram ayların yerini değiştirme), ancak küfürde ileri gitmektir. Kâfirler bununla sapıklığa düşüyor ve Allah'ın haram kıldığı süreyi denkleştirmek için onu bir yıl helâl, bir başka yıl da haram kabul ediyorlar; böylece Allah'ın haram kıldığı şeyi helâl sayıyorlar. Kötülükleri onlara işte böyle hoş görünüyor. Kâfirler güruhunu Allah hidayete erdirmez.” (Tevbe,37)

İslam öncesi dönemde, hem ay hesabı hem de güneş hesabının bir arada kullanılmasından oluşan bir takvim revaçtaydı. Söz konusu bu takvime göre, Kameri ayların isimleri aynen kullanılıyordu ama senede 13 ay bulunuyordu.Çünkü ay hesabına göre bir yıl, güneş yılından on gün eksik olduğundan ayların yeri sürekli değişir. Araplar bu ayları sabitleştirmek için, her biri 28 gün olan 13 aylık yıl hesabını kullanıyorlardı. Bu durumu ayların isimlerinden de anlamak mümkündür. Örneğin kameri aylardan olan Ramazan ayı “Ramda’” kökünden olup “aşırı sıcaklık” anlamındadır. Çünkü Cahiliye döneminde Ramazan ayı her zaman temmuz ayında bulunuyordu. Sıcakların fazlalığından ötürü bu isim verilmişti. Aynı şekilde peygamber (ASV)’ın doğduğu ay olan Rebiu’l-evvel ayının ismindeki Rebi’ kelimesi “bahar” anlamındadır. Peygamber (ASV)’ın doğumunun miladî takvimle 20 Nisan olarak tespit edilmesi de Rebiu’l-evvel ayının anlamıyla uyumlu olarak bahar ayı olduğunu doğrulamaktadır.

Kur’an-ı Kerim, güneş ve ay hesabını birbirine karıştırıldığı 13 aylık hatalı takvim uygulamasına son verdi. Nazil olan ayette şöyle buyruluyordu: “Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu, dosdoğru dindir. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin. Müşrikler nasıl ki sizinle topyekün savaşıyorlarsa, siz de onlara karşı topyekün savaşın. Bilin ki, Allah takva sahipleriyle beraberdir.” (Tevbe,36)

İslam dini namaz vakitlerinde, tarım ürünlerinin öşründe ve hayvanların zekâtındagüneş hesabını esas almıştır. Çünkü namaz vakitleri güneşin doğuşu batışın itibariyledir; zekâta tabi bu iki tür servetin zekâtı ise senenin muayyen mevsiminde,hasat zamanında verilir. Zekât verilecek ay gün değişebilir ama sene güneş senesidir, değişmez. Oruç, hac kurban, ticaret mallarının zekâtı gibi ibadetlerde ise ay hesabıyla olan kamerî takvimi esas almıştır. Kur’an-ı Kerim bununla ilgili olarak,“Sana, hilâlleri soruyorlar. De ki: “Onlar, insanlar ve hac için vakit ölçüleridir.” buyurmuştur. (Bakara,189)

Sahabe arasında “Hicretten önce veya sonra, hicretten şu kadar yıl önce ya da sonra” şeklinde tarih başlangıcı olarak gayr-ı resmi kullanılan Hicret, Hz. Ömer döneminde Hz. Ali’nin teklifiyle sahabe şurasında oy birliğiyle resmen tarih başlangıcı olarak kabul edildi. Hicret yılından başlatılan ve ay hesabına göre düzenlen Hicrî takvim kullanılmaya başlandı. Eskiden beri yılın ilk ayı olarak kullanılan ve hadis-i şeriflerle de daha çok saygınlık kazanan Muharrem ayının da yılın ilk ayı olarak devamına karar verildi.

Yeni Hicrî yılın tüm Müslümanlar için hayırlara vesile olmasını niyaz ederim.