ORUÇ ÖFKESİ

05 / 06 / 2018


Ramazan-ı şerif orucu, yılda bir ay yapılan bir ibadet olmasına rağmen namazdan hemen sonra gelen İslam’ın temellerini oluşturan rükünlerinden biridir.Aslında oruç, dinin direği olan namazın, kulluğun temeli olan şükrün, duanın ve diğer ibadetlerin ne denli önemli ve vazgeçilmez olduğunu insana en gerçekçi şekilde kabul ettiren bir ilahi eğitimdir. Çünkü oruç nefsin şımarıklığını dizginler, firavunca gururunu kırar; bollukta iken yokluğu, fakrı, güçlü iken güçsüzlüğü, acizliği, burnu havadaki nefse hissettirir, ona boyun büktürür. Böylece abd olduğunu, hiç bir şeye malik olmadığını uygulamalı olarak öğretir.

Yüce Allah,ilahi tenezzül olarak Kur’an-ı Kerim’in insanla buluşmasına büyük önem vermiştir. Bu müthiş olayın ilk adımı olan Levh-i Mahfuzdan indirildiği geceyi “Kadr” diye adlandırarak bin aydan daha hayırlı olduğunu ilan etmiş, Kur’an’ın indirildiği ay olan Ramazana da büyük değer vermiştir. Bu kutsi ay boyunca kalpler, zihinler ve ruhlar Kur’an’la en azami şekilde buluşup faydalansın, en yüksek tarzda onunla hemhal olsun diye bütün dikkatlerin Kur’an’a odaklandığı bu sürede nefsin taşkınlıklarına fırsat vermemek için, en iyi dizginleme şekli olan orucu emretmiştir.

Ramazan-ı Şerif bütün bu ilahi değerdeki özellikleri yanında kullara da uhrevi ve dünyevi büyük kazanımlar sunmaktadır. Düşünün, bu ayda gündüz vakti yeme-içmeyi terk etmek ibadet, akşam ve sahurda yemek-içmekibadettir. Yani yemiyorsunuz ibadet, yiyorsunuz yine ibadet olmaktadır.Uyumamak ibadet, uyumak yine ibadet. Kısacası bu ayda haramlar dışında her ne yapsan ibadet sayılmaktadır. Oruçlunun her hali Allah katında güzel görülmüş ve büyük mükâfatlarla karşılık bulacağı bildirilmiştir. Ancak oruçlunun, oruçtan kaynaklı öfkeli hali güzel değil çirkin görülmüştür. Oruç öfkesi, bu saygın ve mükâfat dolu bu oruç ibadetini değerden düşürmektedir. Bu itibarla kabul edilmez bir durumdur.

Oruç öfkesinin birkaç nedeni olabilir, Hangisinden gelirse gelsin, uhrevi kazanım açısından tehlikeli olabilecek sonuçları vardır.

Oruç yalnız Allah’ın emri olduğu için tutulur ve gerçekten tutuluyorsa Allah’ın emri dışında bir gerekçeye dayanması mümkün değildir. Çünkü söz gelimi bir kimse gösteriş için, toplumdan çekindiği için vb. nedenlerle tutuyorsa, fark edilmediği, bilinmediği yerde tutmaz; tutar görünür ama gizlice yer, içer. Ama kişi toplumun veya çekindiği şahısların bildiği ve gördüğü alanın dışında kaldığında da gerçekten tutuyorsa Allah’ın emri için tutuyor demektir. Buna rağmen kişi öfkeleniyorsa, bu öfke doğrudan Allah’ın emrine yöneliktir, onu hoş karşılamamaktan onu içine sindirememekten kaynaklanır. Bu durumda oruç öfkesi kerhen bir itaati ifade eder. Zoraki bir bağış, minnetli ve eziyet verici bir iyilik, makbul olmadığı ve saygın bir değer taşımadığı gibi, öfkeli oruç da Allah’ı severek itaatten yoksundur. Böyle olan şahıslar, Allah’ın emrini yerine getirme hazzından da mahrumdurlar.

Oruç öfkesinin diğer bir kötü dayanağı da, en basit bir zorluğa bile katlanamayan nefsinin şımarıklığından gelen feryatlarını dikkate alması ve İlahi emri hoş karşılamamasıdır. Oysa Ramazan orucunun hikmetlerinden en önemlisi nefsin şımarıklık ve taşkınlıklarını durdurmak, aklı ve vahyi dinlemesi için onu dizginleyip terbiye etmektir. Alışkanlıklarını, bağımlılıklarını terk etmesi, hazzını ertelemesi uygulamasıyla kaçınılmaz olarak karşılaşan nefsin elbette feryatları olacaktır. Ama ilahi emir karşısında bu feryatları dikkate almamak nefsin terbiyesi için en önemli adımdır. Ama nefsin feryatlarına merhamet gösteren şahıs, bu kez ilahi emre karşı öfkeli olur. Bu ise kullukla asla bağdaşmayan bir durumdur. Oysa tam tersi kişi ilahi emir olan oruca karşı değil, nefsine karşı öfkeli olmalıdır ki hedeflenen nefis terbiyesi gerçekleşebilsin. Oruç tuttuğu için öfkelenen şahıs, asla nefis terbiyesini gerçekleştiremez, nefsini emri altına almayı başaramaz. Aksine kendisi nefsinin emrinde olmayı sürdürecektir. Ayrıca Oruç öfkesi, İlahi emre karşı da bir edepsizliktir. Peygamberimiz ASV ““Öfke şeytandandır.” (Ebu Davud, Edeb, 3) buyurmuştur.

Nasıl ki minnet ve eziyetle sadakanın sevabı ve değeri kaybolur; aynen onun gibi, öfke de orucun sevap ve değerini iptal eder.

Oruç tutarak emek veren Müslümanların bu konuda kendilerini bir değerlendirmeye tabi tutmaları, öfkelerini de dizginlemelidirler. Peygamber ASV’ın şu hadisi akıldan çıkarılmamalıdır:

“Gerçek babayiğit, güreşte rakibini yenen değil, öfkelendiği zaman nefsine hâkim olan kimsedir.”(Buhârî, Edeb 102)