ÖZLEM VE DÜŞÜNCE

12 / 06 / 2018


Özlem, arzularına kavuşamamanın hüzünlü hasretinden ortaya çıkan bir duygudur. İnsana, şiddetli arzularına yönelik bir ümit verir. Tamamen ümitsiz kalan insan yaşayamaz. Çünkü ümit bütün duyguları canlı tutan bir ruh, aydınlık veren bir ışık durumundadır. Ümitsizliğe düşen kimsenin bütün duyguları hatta düşünceleri söner, bulutlu bir kış gecesinde elektriği kesilmiş bir şehir gibi zifiri karanlıkta kalır. Bunun sonucunda da ya bunalıma düşer ya da hayatını kaybeder.

İnsan geleceğe yöneliktir, yeniye müştaktır. Ama sıkıntılı ve ümitlerini karşılamayan yenilerden dolayı geleceğe karşı bir küskünlük, bir burukluk hisseder. Ayrıca geçmişte kalan sevdikleri ve mutluluklarına denk yeniliklerin acımasızlığı ve ümit kırıcı tavırları yüzünden geçmişe daha çok bağlanır. Ancak onlar da elinden çıktığı için onlara yönelik arzulardan oluşan hüzünlü bir duygu ortaya çıkar. Böylece geçmişe hüzünlü bir özlem duyar. Demek ki eskiye duyulan özlem geleceğin, ümitlerini karşılamaması, geleceğe yönelik ümitsizliğe düşmesi nedeniyledir.

Ümitlerin kaybolduğu anda özlem duygusu ümidi canlandırır. Böylece özlem, ölmeye yüz tutan duyguları yeniden canlandırır ve çalıştırır. Hedefteki arzulara doğru bir vuslat bağı oluşturan özlem duygusu, zaman olur ki vuslattan daha sevimli, daha tatlı gelir. Çünkü insan zamanla bulunduğu hal ve tarza alışkanlık peyda eder, Bir taraftan da maksuduna özlemini sürdürür. Alışkanlık ve bulunduğu duruma karşı ülfet, vuslattan çok özlemiyle yetinmesini sağlar.

İnsanın iki türlü dünyası vardır. Biri “Âlem-i şehadet” adı verilen fiziki dünyası; diğeri de düşünce ve hayalinde bulunan iç dünyasıdır. Dış dünya ile bağı kopmuş kimselerin iç dünyası genişler, ilgi ve yetenekleri o âleme kayar. Yıllarca zindanda yaşayan kimselerin dış dünyaları daracık bir odadır ama buna karşılık iç dünyaları sorunsuz, uçsuz bucaksız bir âlem haline gelir. Böylece düşünce hayatına girmiş olurlar. Bu nedenle yalnızlığa alışırlar. Hatta bir gün affedilip salıverilmek istenirlerse, uzun süre karanlığa alışıp da aniden güçlü bir ışığın gelmesiyle kamaşan gözler gibi, birçok duygu, düşünce ve yetenekleri sarsılır, yeni duruma alışmaları güçleşir.

Düşünce hayatı rüyadaki hayata benzer. Rüyanın dış dünya ile ilişkisi bulunduğu gibi, düşünce hayatının da dış dünya olan fiziki bağlantısı vardır. Fiziki hayata yön veren, etki eden birçok ilmi gelişmelere ve keşiflere öncülük eden kimselerin hep zindan hayatı yaşamış olmaları bu açıdan çok anlamlıdır. Düşünce hayatını daha sistematik olarak düzenleyip geliştiren de “özlem duygusu”dur.

İnsanın çocukluğundan itibaren iyi ve kötü anlayış ve kriterleri 40 yaşına kadar değişiklik gösterir. Yeme-içme ve giyim ile ilgili zevk ve tiksintileri, ya da hoşa gitme ve hoşlanmama durumları yaşlara göre değiştiği gibi, sosyal hayata ilişkin maddi ve manevi olay, yaşantı, düşünce gibi alanlarda da değişim gerçekleşir. Örneğin 10 yaşında iken sıkıcı ve kötü gördüğü bir şeyi 30 yaşında iyi görmeye başlayabilir. Her çocuk bamya yemeğinden nefret eder ama büyüdüğünde vazgeçilmezi haline gelebilir.

İnsan fıtraten güzellik ve iyiliği sever. İyiyi seçme ve iyi olmaya meyyal olarak yaratılmıştır. Gelecekteki lezzetlerin henüz mahiyetini bilmediğinden geçmişte yaşadığı lezzetlere takılıp özlem duyar. Geçmişe duyulan özlemin önemli bir sebebi budur. Mazide kalan yaşantı ve olayların kötü ve sıkıcı vasıfları unutulup silinmiş ama lezzeti, zevki kalmıştır. Geçmişte “kötü” olarak yaşanan bir kısım anılar, bir zaman sonra kötü olmadığına kanaat edilir. Hatta kötü vasfı silinmiş bu tarz anılara özlem duyulur. Bir de ilerleyen yaşlarda insanın omzuna çöken sorumluluk ağırlığının artması, geçmişte sorumlu olmadığı zamanlara özlem duymasına yol açar. Geçmişin sıkıntılarını unutturan da geçmişteki güzelliklere duyulan özlemdir.