RAHATSIZ ETME KABALIĞI

13 / 06 / 2017

İnsanların en nazik, en kibar, en mükemmel peygamberine iman ettik. Peygamber olarak en üstün vasfa sahip olduğu gibi, insan olarak da mükemmelliğin erişilebilecek en yüksek zirvesinde bulunuyordu. Mübarek ağzından kaba, çirkin sayılabilecek hiçbir söz çıkmazdı kendisine düşmanlık edenlere karşı bile. Böylesine muhabbet dolu, şirin tavırlı, yüce ahlaklı, halavet ve letafet sahibiydi.

Hiç kimseyi rahatsız etmeyen, hiç kimseyi incitmeyen o mübarek zat, rahatsız etmeyi ve incitici söz veya tutumları, nezaket dışı kaba davranmayı da yasaklamıştır.Komşuluk, ticari veya herhangi bir ilişkide insanların birbirleriyle ahlaki ölçüler içinde davranmasını öğütlemiştir. Komşuyu rahatsız etmekten şiddetle sakındırdığı gibi, kamuya ait bütün iş ve mekânlarda da rahatsızlık vermeyi menetmiştir. Yola rahatsızlık veren şeyi kaldırmayı imandan saymış, sadaka olduğunu bildirmiştir.  Kur’an’a dayalı ahlak düzeniyle en medenilere efendi olan bir toplum oluşturmayı hedeflemiştir. Yetiştirdiği sahabe toplumuyla bunu başarmış ve insanlığın önüne model olarak koymuştur.

Sonraki nesillerin büyük ölçüde bu mübarek peygamberi n direktiflerine uymadıklarını, onun nezaketini örnek almadıklarını toplumdaki yaşam tarzından anlamak mümkündür.

Böyle bir peygambere can u gönülden bağlandıklarını söyleyen, O’na iman eden ümmetinin de ahlaki güzellikler bakımından biraz dahi olsa O’na benzemesi gerekmez miydi? En azından birbirlerine karşı kibar ve nazik olmaları gerekir. Bırakın düşmanlarını, birbirlerine karşı hoş görülü,  saygılı, tahammüllü, olmaları beklenir.Birbirlerini incitmeyen, rahatsızlık vermeyen bir ümmet olmalarından daha doğal ne olabilir? Ne yazık ki O mübareğin asrımızdaki ümmeti,büyük çoğunlukla O’na tam zıt bir ahlak yapısı içinde oldukları görülüyor. O’na benzemeyen, O’na yakışmayan bir ümmet oluverdik. Allah düşmanlarına karşı beslememiz gereken duyguları Müslümanlar olarak birbirimize besliyoruz. Allah düşmanlarına gösterilen yakınlık ve kibarlığı ne yazık ki Müslüman kardeşine göstermeyenlerin sayısı hayli fazladır.Kur’an’ın “Hayırlarda yarışınız!”(Bakara, 148) emri, sanki “Birbirinizi alabildiğine incitmede ve rahatsız etmede yarışınız!” şeklinde anlaşılmış gibi görünüyor. 

Gözlemlediğimiz kadarıyla insanlar sürekli birbirlerini rahatsız edip dururlar. İnsanın insandan çektiği rahatsızlığı başka hiçbir yaratıktan görmez. Ne yazık ki en çok rahatsız edilenler ve huzursuz edilenler de hiç kimseyi rahatsız etmeyen insanlardır.

Sanki herkes birbirini rahatsız etme yarışına girmiş.

İnsan çocukluğunda, büyüklerin baskısı altında olduğu gibi diğer çocuklar tarafından rahatsız edilir.

Gençlikte, yaşlılıkta yine arkadaşları ve çevresi tarafından rahatsız edilir.

Her aile, diğer ailelerin ve komşuların rahatsızlık vermesiyle karşı karşıyadır.

İş yerinde amirleri ve iş arkadaşları tarafından rahatsız edilir.

Emeklilikte yine onu rahat bırakmazlar. Her hal ve tavrını, yaşam tarzını sorgulayıp rahatsız edeler.

Aileler genişleyip köy yahut aşiret haline gelince diğer köy ve aşiretler tarafından rahatsız edilirler.

Devlet olsalar diğer dış devletlerin düşmanca tutum ve rahatsızlığıyla boğuşup dururlar.

Anlaşılıyor ki ölünceye kadar kimseye rahat yoktur.

Rahatsızlıkların bu mübarek Ramazanda durdurulması gerektiğini beklesek de yanılıyoruz. Bu ayda da bu rahatsız etme işlemleri kesintisiz, hatta artarak devam etmektedir.

Gün boyu uyuyan ama geceleri sahura kadar uyumayan bir kısım şahısların çevrede, parklarda, bina önlerinde gürültü yaparak, yüksek sesle konuşarak, müzik çalarak uyumak isteyenleri rahatsız ettikleri görülmektedir. Elbette sahura kadar uyumak istemeyenlere karışmaya hakkımız yoktur ama onların da uyumak isteyenleri rahatsız etmeye hakları yoktur.

Rahatsızlık veren unsurlardan biri de ilahili, tefli, çalgılı programlar düzenlenmesi yüksek ses cihazlarıyla çevredeki sakinlerin rahatsız edilmeleridir. Unutulmamalıdır ki, “Ben eğleneyim de kim rahatsız olursa olsun” düşüncesi, mümine hiç bir zaman yakışmaz, hatta kazandığı sevapları da yok etmesi mümkündür.

Başka zamanlarda sürdürülen bu rahatsız edici uygulamaların hiç olmazsa Ramazan-ı Şerifte terk edilmesi, evlerinde şahsi ibadetlerle meşgul olan diğer müminlerin rahatsız edilmemeleri gerekmektedir. Mademki Allah’ın yasaklarından kaçınmakla da ibadet yapılmış olur; buna göre hiç kimseyi rahatsız etmeyerek de Ramazan-ı Şeriften sevap kazanılabilir.

Bir kısım nafile ibadetler için gürültülü ya da ışıklı faaliyetler içine girerek insanları rahatsız etmektense, o tarz nafileleri terk etmenin daha doğru olacağını söyleyebiliriz.