RAMAZAN ORUCU VE YARDIMLAŞMA

10 / 06 / 2018


İnsanlar, geçim itibariyle birbirlerinden farklı olarak yaratılmışlardır. Her toplumda çeşitli ekonomik sıkıntılar içinde yaşayan fakir ve miskinler, bir de hiç bir sıkıntı yaşamayan zenginler vardır.

Kur’an’ın birçok ayetlerinde, “Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe iyiliğe kavuşamazsınız” (Al-i İmran, 92) “size rızık olarak verdiğimiz şeylerden sadaka veriniz” (Münafikun, 10) şeklinde Yüce Allah zenginleri, fakirlere yardım etmeye davet ediyor. Ayetlerde “iyiliğe kavuşamazsınız” derken ahretteki iyiliğin yanı sıra dünyadaki iyilik de kastedilmiştir. Bu, iyilik anlamındaki “birr” ifadesinin genel oluşundan anlaşılmaktadır. Sosyal bilimle ilgilenen herkes de biliyor ki, yoksullara yardım yapılmayıp kendi hallerine bırakıldıkları taktirde, zenginler de bu hayatta rahat etmeyeceklerdir. Fakir ile zengin arasında yardımlaşma köprüsü kurulmazsa, aynı toplumun bireyleri arasında uçurumlar ortaya çıkacaktır. Bunun sonucunda da toplumda anarşi, terör, soygun, hırsızlık gibi çeşitli sosyal hastalık ve bunalımlarda önlenemez bir artış meydana gelecektir. O halde her kesimin rahat ve selameti için zengin ve fakir arasındaki yardımlaşma kaçınılmazdır. İşte ayetlerde “iyiliğe kavuşamazsınız” sözüyle ahretteki iyilik olan cennet kastedildiği gibi toplumdaki iyilik olan “barış, huzur ve kardeşlik” de kastedilmiştir.

Toplumun barış, huzur ve selametini esas alan ve ismi de barış anlamına gelen İslam dini, zenginlerin fakirlere yardım etmesine büyük önem vermektedir. Bilindiği gibi, bu yardımın farz kısmı olan Zekât, İslam’ın beş şartından biridir. Zekât dışında da gönüllü olarak çeşitli yardımlar yapma konusunda zenginleri teşvik etmiştir.

Ancak zenginler, fakirlerin acınacak hallerini ve açlıklarını çoğu kez tam olarak hissetmezler. Mal hırsı, ihtiyaçsızlık ve doyumsuzluk zamanla insandaki acıma duygularının üstünü örtebilir. İşte Ramazan orucu, açlık acısının ne olduğunu bizzat yaşatarak öğretmekte ve bunun sonucunda da kabuk bağlamış merhamet duygularının açılıp kabarmasını sağlamaktadır.

Eğer oruç olmazsa, nefisine düşkün öyle zenginler bulunur ki, açlık ve fakirliğin ne kadar acıklı ve fakirlerin şefkate ne kadar muhtaç olduklarını anlayamazlar. Bu acıyı insana tattırarak tam olarak anlamasını sağlayan, oruçtur.

Zenginlerin fakirlere şefkat etmesi, yardımda bulunması, Yüce Allah’ın emri olması itibariyle, kendisine verilen nimetlere şükrün gereğidir ve hakiki bir şükrün temelidir. Çünkü hakiki şükrün temel esaslarında biri de insanın hemcinsine şefkat etmesidir. Bu itibarla, kim olursa olsun her bir fert, kendinden daha fakiri bulabilir ve ona şefkat etmekle mükelleftir. Ramazan orucuyla nefsine açlık çektirme zorunluluğu sayesinde yükümlü olduğu şefkati yardımlaşma yoluyla gösterir. Oruç olmasa bu şefkati gösteremez ve yardımı da tam olarak yapamaz, yapsa da eksik olur, gerçekçi olmaz. Çünkü gerçek açlığı nefsinde tam olarak hissetmemektedir. Büyüklerimizin, “tatmayan ne yazık ki bilmez; eşekten düşenin halinden ancak eşekten düşen anlar” özdeyişleri bu durumu çok güzel ifade etmektedir.

Dikkat edilirse, diğer zamanlarda fakirlere yardım etmeyi akıllarına getirmeyenler dahi Ramazan-ı Şerifte şefkat ve yardım damarının kabarması sonucu yardımı arttırırlar, yardım etmekten büyük haz alırlar.

Ramazan orucu, herkesin katıldığı ve yaşayarak öğrendiği toplumsal bir seminer, bir eğitimdir. Zengin ve fakiri buluşturan, kaynaştıran kutsi bir aydır. Fakir ve açlara sabır ve dayanma eğitimi verdiği gibi, zenginlere de şefkat ve yardım eğitimi vermektedir.