SADAKA HANGİ BELAYI DEFEDER?

23 / 03 / 2018

Kur’an-ı Kerim Felak suresinde “min şerri ma halek=yaratılmışların şerrinden” ayetiyle tüm mahlûkatın şer tarafları bulunduğuna dikkat çektikten sonra, şer yönleri daha fazla olan üç hususu sayarak bunlardan birinin de hased olduğunu bildirmiştir.

Hasedden Allah’a sığınmayı emreden “ve min şerri hasidin iza hased”  ayeti “Hased ettiği zaman hasetçinin şerrinden” anlamındadır. “Hased ettiği zaman” şartını koşmasıyla dikkatleri hased eden adamın şahsına değil, hasedin kendisine çeviriyor. Yani asıl şer, hasedin kendisidir, hased eden de cahilliğinden ya da aldandığından bu şerri işlemektedir. Bu itibarla ayet, hasetçiden çok hasedi hedef almaktadır.

Ancak şunu da ifade edelim ki, “hasedin şerrinden” demeyip “hased ettiği zaman hasetçinin şerrinden” sözünü tercih etmesi, hasetçinin de şerli olduğuna işaret eder. Hased ettiğinde hasetçi de şer olmaktadır. Bu durumda hased bizzat şerdir; hasetçi ise hased dolayısıyla şerdir.

Çekememezlik, kıskançlık şeklinde tercüme edilen Hased kavramı, “bir iyiliğe, bir nimete, bir başarıya kavuşan kimseden bunun yok olmasını istemek” olarak tanımlanmıştır. Her türlü kötülüğün kaynağı durumundadır. Bunu korkunç bir şer haline getiren de iyiliğe karşı meydana gelen kötülük düşüncesi ve isteği olmasındandır. Çünkü hased eden kimse, hased ettiği iyiliğe düşman olur. Kötülüğe kötülükle karşılık vermeyi dahi onaylamayan İslam dini, iyiliğe kötülükle mukabeleyi, kendisinden Allah’a sığınılması gereken bir şer olarak görmektedir.

Hased, kişinin kalbinde oluşan ve tüm ruhunu kaplayan bir musibettir. Hasetçi kişi, bir iyiliği elde eden bir müslüman karşı düşmanca bir tutum içine girer; o iyiliğe düşman olduğu gibi, iyiliği kazanan müslümana da düşman olur. Hased, önce manevi bir ateş gibi hasetçiyi ruhen etkisi altına alır sonra sözlü ya da eylemsel bir boyut kazanarak, birçok günahı tetiklemeye başlar. Gıybet, iftira, dedikodu, gibi sözle yapılan saldırılar hep hasedin ürünleridir. Hırçınlık ve günah hırsı artarak zararı eylem aşamasına dönüştürebilir. Bu yönüyle hased aslında çok tehlikeli toplumsal bir faciadır.

Bir hayrı elde eden bir kimseye karşı hased, onu tanıyan yakın çevresinden gelir. Çünkü hasetçi, tanımadığına değil, tanıdığına hased eder. Ayrıca hasede yol açan asıl kaynak yoksulluk ya da her ne çeşitse liyakatsizlik, şartlarına haiz olmamak gibi bir nedenle o hayrı elde edememektir. Genel olarak hased, yoksul yakın çevreden gelmektedir.

Hased belasından kurtulmanın tek yolu, iyilik etmek, sadaka vermek ve zekâtı ihmal etmemektir. “İnsan iyiliğin kölesidir” hadis-i şerifinin işaretiyle, her kazanılan hayrın ya da nimetin azıcık da olsa bir kısmını yoksullara, yakınlara, komşulara vermek, kazanılan nimetten istifade ettirmek, muhtemel hased ateşini söndürür. Örneğin ev, araba gibi herkesin sahip olmadığı bir nimete kavuşan kimse kendisini tanıyan yoksullara, yakın çevresine sadaka ve iyilikler yaparsa, onların gönlünü kazanmış olur, dolayısıyla hasedi de önlemiş olur. 

İşte bu noktada sadaka ve zekât önem kazanmaktadır. Hasedi, Allah’a sığınılması ereken büyük bir şer kaynağı olarak ilan eden Kur’an, birçok ayetlerde “iyilik edin!” emrini vermiştir. İyilik edenleri, kutsi bir paye olarak “Muhsinun” tabiriyle yâd etmiş ve Allah’ın sevdiği kimseler olarak nitelemiştir. Çünkü iyilik, sadaka ve zekât, toplumsal hayatta hasedin panzehiri durumundadır.

Peygamber ASV “Sadaka belayı defeder” buyurarak aslında en büyük bela olan hasedi işaret etmektedir. Yani sadaka hased belasını defeder. Yine buyuruyor ki: “Sadaka hataları yok eder, tıpkı suyun ateşi yok etmesi gibi.”

Sadaka, sahibine ibadet olarak büyük bir sevap kazandırdığı gibi hased belasından kurtarır; yoksulu da hased günahını işlemekten kurtarır. Böylece sadakada hayır içinde hayır bulunduğu görülür.