SERSAL VE PEŞK

12 / 01 / 2018

İnsanın bu dünya hayatında bağlı olduğu unsurlardan biri zamandır. Her insana Rabbini tanıması, yalnız O’na ibadet etmesi ve dünyadan da nasibini unutmayarak ahretteki ebedi hayata hazırlanması için belli bir süre verilmiştir. Bu itibarla, Yüce Yaratıcının bahşettiği süreyi en iyi şekilde değerlendirmek durumundadır. Zaman, tüm ihtiyaçlarını karşılaması ve ahiret hayatına hazırlık noktasında dünyada kullanmak üzere verilen bir servet konumundadır.

İnsanlar kendilerince zamanı bilmek ve en iyi şekilde değerlendirmek amacıyla çeşitli doğal unsurlardan yararlanmışlardır. Yılları, ayları ve günleri hesaplamak üzere takvimler kullanmışlardır. Dünyamızla ilgili olarak sürekli döndürülen ay ve güneş birçok maslahatlarının yanında takvim hesaplamaları için de önemli bir görev gördükleri kabul edilmektedir. Kur’an-ı Kerim, “Güneşi bir ışık, Ayı bir nur yapan ve yılların sayısını ve hesabınızı bilesiniz diye Aya menziller takdir eden O’dur. Allah bütün bunları hak ve hikmetle yarattı. Bilen bir topluluk için, ayetlerini O böyle açıklıyor.” (Yunus, 5) ayetiyle ay merkezli kameri takvime işaret ettiği gibi, “Biz geceyi ve gündüzü de iki ayet yaptık; Rabbinizin lütfundan rızkınızı aramanız ve yılların sayısı ile hesabınızı bilmeniz için gecenin ayetini giderip gündüz ayetini aydınlattık. Biz her şeyi böyle inceden inceye ayrıntılandırmış bulunuyoruz.” (İsra,12.) ayetiyle de güneş merkezli şemsi takvime işaret etmektedir.

İbadet ve mübarek gün ve gecelerin, manevi değer yüklenen zamanların tesbit ve uygulamasında kameri takvim kullanılır. Ancak dünyevi işler ve daha başka birçok maslahatlar için şemsi takvim kullanılır. Tüm hayatın kameri takvime göre düzenlemesi mümkün olmaz. Bu nedenle ısı ve ışık kaynağımız olan güneşin, takvim için de kullanılması gerektiği ayetlerden anlaşılmaktadır.

Eskiden beri memleketimizde hicri-kameri takvimin yanında “Rumî” adı verilen şemsi takvim kullanılmıştır. Avrupalıların kullandığı miladî takvim ülkemizde 1925 yılından itibaren uygulamaya konmasından önce şemsî takvim olan Rumî takvim kullanılıyordu. Yıllarca miladi takvim halka arasında kabul görmedi. Yaşlı büyüklerimizin halen vazgeçmediği ve “Bizim hesap” dedikleri bu Rumî takvim’in aslında Rumlarla bir alakası yoktur. Çok eskiden Anadolu’ya “Rum diyarı” denildiği için burada uygulanan takvime de “Rumî Takvim” denilmiştir. Örneğin sahabe-i kiramdan olan Suheyb-i Rumî (RA) Dicle kıyılarında Übülle şehrindendir;O’na atfen söylenen “Rumî” isnadı, bu diyardan olması nedeniyledir, yoksa Rum kökenli değildir.

Rumî takvimin yerine getirilen Miladî takvim, yıllarca halk tarafından kabul görmedi. Büyüklerimiz Rumî ve hicri-kamerî takvimi kullanır ve “bizim hesaba göre..” derlerdi. Çocukluğumda şahit olduğum yılbaşı kutlamaları halk arasında Rumî takvimine göre yapılırdı. Yöremizde “sersal” adı verilen yılbaşı gecesinde çeşitli etkinlikler düzenlenirdi. Bu kutlamalara “peşk” adı veriliyordu. Sersal gecesi evlerde yalnızca ihtiyarlar ve hanımlar kalıyordu. Her yaştan emsal arkadaşlar, 5’er, 10’ar gruplar halinde ev ev dolaşırlardı. Aralarından biri palyaço kılığına girer, gittikleri evlerde hep bir ağızdan önce bir selamlama olarak: “Peşk peşk seré salé bıné salé Xwedé xortki bıdı kevaniya vé malé: Peşk, peşk yılın başı, yılın sonu, Allah bu evin hanımına bir delikanlı versin!” cümlesini söylerler, sonra da kısa bir tiyatro gösterisi sunarlardı. Ev halkından biri, gelen gruba ceviz, badem, kuru üzüm, pestil, sucuk, gibi yemişler verirdi. Bazı evlerde yumurta ve nar da ikram edilirdi.

Gecenin geç saatlerine kadar çeşitli grupların evlerde dolaşımı tamamlandıktan sonra gruptan birinin evine giderler ve topladıkları yemişleri paylaşırlar ya da bir sofra kurup hep birlikte yerlerdi. Böylece sersal kutlaması yani “peşk” bitmiş olur sonra da herkes evine dağılırdı.

Miladi takvime göre 14 Ocak,  Rumî takvimde yılın ilk ayı olan Kânûn-i Sanî’nin birinci günüdür; yani Rumî yılbaşıdır. Tüm halkımızın “bizim hesaba göre” yeni yılını tebrik ederim.