TAHAMMÜL

08 / 11 / 2017

İnsan, üzücü, maddi ve manevi yönden kendisine zarar vereceğine inandığı hiçbir şeyden hoşlanmaz. İnsan fıtratı gereği, hoşlanmadığı bir durumla karşılaştığı zaman gücü ve aklı oranında tepki gösterir. Bazı hisleri acilen tepki göstermeyi kışkırtsa da aklın ve inancın gücü bu tepkinin kontrollü olmasını sağlar veya tepkiyi önler. İşte aklın ve inancın gücüyle gerçekleşen tepkisizlik haline “tahammül” denir. Katlanmak, sağduyulu davranmak, soğukkanlı olmak şeklinde de anlaşılır.

Hoşlanılmayan bir durumla karşılaşıldığında akıl, verilecek tepkinin zararlı olup olmadığına bakar. Eğer tepkinin daha zarar verici olduğuna hükmederse kişiyi sağduyuya yöneltir, tahammül ve sabır mekanizmasını işlettirir. Kalp ise, taşıdığı iman gücü oranında verilecek tepkinin inanca zararını değerlendirir.  Eğer inanca da zarar vereceğine hükmederse, akıl ile bir olur ve gösterilecek sabır ve tahammülü dinî bir mahiyete yerleştirir. Bu güç, tepki refleksine sahip duyguları durdurur. Kişiye, bu tepkisizliğin yani tahammülün ibadet olduğunu telkin eder. Bu durumda tahammül daha da güçlenmiş olur.

İnsan, hoşuna gitmeyen her şeye karşı çıkma eğilimindedir. Ama en fazla tepkisini çeken ve hatta isyan ettiren haksızlık, eşitsizlik ve ayırımcılıktır. Vicdanı aracılığıyla haksızlıklara, eşitsizliklere karşı çıkar, tepki gösterir. Ancak gücünü aşan haksızlıklara bilfiil tepki göstermese de iç dünyası (vicdanı) ikna olmaz, bu nedenle unutmaz ve içinde iyileşmeyen bir yara gibi devam eder. Bu, vidanı ikna olmamış bir tahammüldür. Güçsüzlüğünden dolayı tepkisiz kalmış ama vicdanı tatmin olmamış bir tahammül, geçici ve fırsat kollayıcı bir tahammüldür. Bu gerçek bir tahammül olmaktan uzaktır. Kişi, içine gömer ama üstü küllenmiş ateş gibidir; gücünü yeterli gördüğü an, alevlenmeye başlar; tepki için kişiyi harekete geçirir.

Allah’tan gelen bela ve musibetlerde hatta Allah’ın emrettiği cezalarda, kulların birbirlerine yaptıklarından farklı olarak, tatmin olmuş bir tahammül gerçekleşir. Çünkü Allah, insanın Rabbidir, fıtrat O’nu sever, O’nun her yaptığı tartışmasız olarak vicdan tarafından onaylanır. Allah’ın –hâşâ- haksızlık yaptığı düşünülemez. Her şey Allah’ındır, O’nun karşısında başka bir sahip yok ki, yapılanlar onun hakkına tecavüz sayılsın! Fıtrat bunu bildiği ve her vicdan bunu onayladığı için Allah’ın her yaptığı hikmetli ve güzel kabul edilir.

Bir yaşındaki bir çocuk annesinden tokat yediğinde bile kendini annesinin kucağına atar. Çünkü o fıtraten bilir ki, kendisine en yararlı ve en şefkatli ve her tehlikeye karşı koruyucu olan kendisine tokat atan annesinden başka değildir. Bu nedenle annesinin tokadından yine annesine sığınır.

Cenab-ı Hakk’ın kullara olan yakınlığı, annenin bebeğine olan yakınlığından çok daha fazla bir yakınlıktır. Daha kutsî ve daha tatlıdır. Unutulmamalıdır ki anneleri şefkatleriyle birlikte yaratan Allah’tır. Bunun içindir ki hikmet ehli âlimler, “Allah korkusunda lezzet vardır” demişlerdir.

Adil ve Hakîm olan Allah’tan kullara gelen bela ve musibetlerde, yine aklının alamayacağı ölçüde yararları ve hikmetleri vardır. Bu nedenle kul, inancı gereği ikna olmuş bir tahammül gösterir. Allah’ın belirlediği cezalarda da mutlak bir adalet olduğu için, hem kamu vicdanını, hem mağdurun vicdanını hem de suçlunun vicdanını tatmin eder. Mutlak bir eşitlik vardır ve asla ayırımcılık yapılmaz. “Vallahi Muhammed’in kızı Fatıma da hırsızlık yapsa elini keserim!” (Ebu Davud, Hudud,4 ve 16) hadisi bu eşitliğin belgesidir. Bu nedenle, Allah’tan gelen ceza için, “Şeriatın kestiği el acımaz!” sözü meşhur olmuştur.

Kur’an, ne pahasına olursa olsun adaletten ayrılmamayı emretmektedir: Ey iman edenler! Kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde bile olsa, zengin de fakir de olsa, Allah için şahitlik ederek adaleti titizlikle ayakta tutanlar olun! Çünkü Allah, sizin onlara yakınlığınızdan onlara daha yakındır. Adaletinizde heveslere uymayın! Eğer dilinizi eğip büker veya yüz çevirirseniz, Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Nisa,135)

Bu nedenle insan, vicdanen Rabbinden gelen her şeye, canını yaksa da ikna olmuş bir tahammül ve sabır gösterir. Hatta kendisini Rabbine daha fazla bağlayıcı bir unsur haline gelir.