TAŞTAN DAHA KATI KALPLER

29 / 11 / 2017

Karanlık bir gecede, rengârenk ampullerle donatılmış bir mekânda, bu lambalardan beklenen istifade ve güzelliklerin görülebilmesi için onları ışıklandıracak enerjinin yani elektriğin olması gerekir. Yoksa renkleri, ışık saçan güzellikleri şöyle dursun, ampullerin kendileri dahi karanlığa gömülür, görünmez olurlar.

İnsan için iman, elektrik gibi bir enerjidir. İnsandaki duygular, güzel yetenek ve seciyeler, imanla faaliyete geçer, yaratılış amaçlarına uygun güzellik ve fayda sağlarlar.

Yaratıcı tarafından kalbe yerleştirilen merhamet, sevgi, şefkat, saygı, gibi rahmet tecellileri duygular iman ile çalışırlar, işlevlerini imanla gösterirler.

İman olmazsa, varlıkları hiç bir şey ifade etmez, elektriği olmayan ampullerden farksız olurlar.

Bazen elektrik olmadan da ampulün rengi ve parlaklığı fark edilir. Mümin olmayan bazı kimselerde görülen güzel hasletler buna benzer.

İnsanın ömrü boyunca çeşitli aşama ve dönemlerden geçer, zamanın değişmesiyle bedensel olarak değiştiği gibi, ruhen de değişime maruzdur. Bu nedenle bir kez iman etmek yetmez, imanın sürekli canlı tutulması gerekir. Değişimin tahribatından kurtarmak için imanı yenilemeye ve canlı tutmaya muhtaçtır. Bu ise, zikir ve ibadetle mümkündür.  

Kur’an-ı Kerim birçok ayetlerde buna işaret etmektedir. Kalplerin ancak Allah’ın zikriyle tatmin olabileceğini bildirir: “Onlar, iman edenler ve kalpleri Allah’ı zikirle huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur.” (Ra’d, 28)Peygamberimiz (ASV) da “İmanınızı «lâ ilâhe illallah»ile yenileyiniz” buyurmuştur.Aynı şekilde, Ancak Allah’tan korkanların Kur’an’la tüyleri ürperdiğini, kalplerinin yumuşadığını bildirir. Şöyle buyuruyor:

Allah,  sözün en güzelini indirmiştir,  birbirine benzer uyumlu ahenkli ikişer ikişer (tekrar ede ede) bir kitap ki, Rabbinden saygı ile kor­kanların ondan derileri ürperir; sonra da hem derileri, hem de kalpleri Al­lah'ın zikrine yumuşar.” Zümer, 23)

İmanı sindirmemiş kalplerin taştan daha katı olduğunu bildirmektedir. Bu benzetme, mecazi ve manevi yöndendir. Taşlar bile Allah’ın korkusuyla yuvarlanıp düştükleri, içinden ırmaklar aktığı ya da su çıktığını ifade ederek taşların bu doğal vaziyetleriyle beraber, işlevini kaybetmiş kalplerden daha anlayışlı olduğuna dikkat çekmektedir.

 “Sonra bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı oldu. Çünkü taş vardır ki, içinden ırmaklar fışkırır. Taş vardır ki yarılır da içinden su çıkar. Taş da vardır ki, Allah korkusuyla yerinden kopup düşer. Allah, yaptıklarınızdan hiçbir zaman habersiz değildir.” (Bakara,74)

Bu ayet, İsrailoğullarının taptıkları ineğin kesilme emrinden sonra kalplerinin bir miktar yumuşadığını, Allah’a yöneldiklerini ancak sonradan tekrar taş gibi katılaştığını, hatta taştan daha katı olduğunu bildirerek, “ırmakların fışkırdığı taşlar” tabiriyle Hz. Musa (AS)’ın asasını taşa vurup 12 pınar fışkırdığı mucizesine işaret etmektedir. Kuru taştan ırmak fışkırtan mucize bile bu taş kalplileri yumuşatmaya yetmediğini vurgulamaktadır.

Aynı şekilde Peygamberimiz (ASV)’ın mubarek parmaklarından su akıtarak bir orduya içirmesi mucizesi de taş kalpli müşrikleri ve Yahudileri etkilememiştir. Oysa parmaklardan suyu akması taştan su fışkırmadan daha harika bir mucizedir, çok daha olağanüstüdür. Çünkü normalde kayadan su çıkar ama etten, parmaklardan su çıkması hiçbir zaman görülmemiştir. Hz.. Musa (AS)’nın gösterdiği mucizelerin etkilediği taş kalpli Yahudiler, peygamberimizin mucizeleri karşısında dahi aynı katılıklarını sürdürmüşlerdir. Aynı tutum günümüzde de sürmektedir.

Taşın Allah korkusundan yuvarlanıp düşmesi, fıtri olarak konulmuş sünnetulaha harfiyen uyması itibariyledir. Taş, fıtri sünnete uyuyor ama kâfirlerin kalpleri uymuyor demektir.