ZERDALİ AĞACI

07 / 07 / 2017

Tuhup halkı arasında ‘Davut Koro’ adıyla tanınan dedemizin bahçesinde bir zerdali ağacı vardı. Diğer bahçelere giden yolun kenarındaydı. Meyvelerin tam olgunlaştığı Haziran ayı başlarında zerdaliler yığınlarla ağacın altına düşerlerdi. İslami bir gelenek olarak genelde yol kenarında bahçeleri bulunanlar, gelip geçenlerin, yolcuların yemesi için meyve ağaçları dikerlerdi. Bahçe sahibi bununla sevap kazandığını düşünürdü. Yol ağızlarında bulunan ağaçların meyveleri satılmaz, yerli- yabancı herkesin yemesi için bir nevi vakfedilirdi. İslami ilkelere dayalı bir gelenek olarak sürüp gidiyordu.

Davut Koro, sözünü ettiğimiz bu zerdali ağacını da bu amaçla yol kenarına ekmişti. Her fırsatta da bu ağaçtan yemenin serbest olduğunu köy halkına duyurmuştu. Yoldan gelip geçenler, iştah kabartan bu meyvelerden yemeden geçemiyorlardı. Davut Koro insanların yediğini gördükçe mutlu oluyordu. Bu hüsnü niyetten dolayı olsa gerek bu ağaca bereket girmiş, Kudret eli zerdali yağdırmıştı. Zembillerle topluyorlar, dağıtıyorlar, yiyorlar, yine de sanki hiç eksilmiyordu. Meyveler toplandıktan yarım saat sonra ağacın altı sanki toplanmamış gibi dopdolu görünüyordu. Bunda asla mübalağa yoktur. Defalarda bizzat bendeniz şahit olmuşumdur.

Bir gün, başka köylerden iki adam Davut Koro’ya misafir gelmiş. Davut Koru onları bahçesinde gezdirmiş. Bu meşhur zerdaliden de onlara yedirmiş. Adamlar bu ağacın bereketine hayran kalmışlar.  Akşama doğru da eve gitmişler. Evin damında yer hazırlanmış, akşam yemeği ikram edilmiş. Abdest ve namazdan sonra ayrılmak için izin istemişler. Davut Koro misafirlerin bu ani ayrılma kararına hayret etmiş. Çünkü daha önce geceyi orada geçireceklerini ve ertesi gün ayrılacaklarını söylemişlerdi. Davut Koro gitmemeleri için ısrar etmiş: “Yahu size ne oldu? Hani kalacaktınız, yoksa bizim halimizi mi beğenmediniz? Gecedir, yollarda tehlikeler olabilir, gelin gitmeyin!” Misafirle ise, “Hayır mutlaka gitmemiz lazım, önemli bir işimiz vardı onu önce düşünememiştik. Yoksa hâşâ sizi beğenmemek değil!” diye diretmişler. Nihayet onlar yatsı vaktinde ayrılıp gitmiş. Davut Koro misafirlerini uğurladıktan sonra, bahçeye inmiş. Yanına bir-iki zembil alıp zerdali ağacına gitmiş. Zayi olmasın diye ağacın altına düşen meyveleri toplamaya başlamış. Birden ağaçtan önce bir hışırtı duymuş sonra paldır küldür bir adam ağaçtan yere düşmüş. Şaşkınlıkla ne olup bittiğini anlamaya çalışırken bir de bakmış ki bir gürültüyle ağaçtan bir kişi daha paldır küldür düşmüş. Fanusun ışığını tutmuş, bir de ne görsün, yere devrilen o iki kişinin akşam ağırladığı misafirleri olduğunu fark etmiş. Meğerki gündüz bu ağaç dikkatlerini çekince akşam zerdali hırsızlığı için gelmişler. Davut Koro’nun bahçeye ineceğini düşünmemişler. Bir an Davut Koro’yu ağacın altında görünce korkudan ne yapacaklarını şaşırmışlar ve atlayıp kaçmaya çalışırken kayıp ağaçtan düşmüşler. Rezillik ve mahcubiyet içinde Davut Koro’ya bakakalmışlar. Durumu anlayan Davut Koro öfkelenmiş ve: “Ulan ahmaklar, kalsaydınız ben zaten size sabahleyin birer sepet zerdali verecektim. Siz helal olan rızkı haram ediyorsunuz!” diye çıkışmış.

Davut Koro onları azarlayıp iyi bir ders verdikten sonra ceza olarak bir zerdali bile vermemiş, yemelerine de izin vermemiş. Harama karşı hassas olan Davut Koro’dan bundan başka beklenmezdi.

Ne yazık ki birçok insan, dünyalık ve çıkar hırsından helal rızkını haram etmekten çekinmiyor. Oysa sabretseler harama girmeden aynı miktarda belki daha bereketli bir tarzda helal rızka kavuşacaklar ama hırsı ve sabırsızlık helalı haram ettirir, kişiyi günaha düşürdüğü gibi dünyada da rezil ve mahcup olmasına yol açar.