8 Mart Dünya Kadınlar Günü...

06 / 03 / 2017

Bir sohbet meclisinde söz dönüp dolaştı ve kadın haklarına geldi. Zira 8 Mart Dünya Kadınlar günü dolayısıyla yapılacak etkinlikler konuşuluyordu. Kadına uygulanan şiddeti tabi ki kimse tasvip etmiyordu. Lakin sorunun çözümüne yönelik çok çeşitli fikirler konuşulmaya başlanmıştı. Bazı arkadaşlar şiddeti uygulayanın asılması gerektiğini, bazıları iğdiş edilmesi gerektiği gibi fikirleri söylediler. Meclisten bir arkadaşımız da bütün sorumluluğun din adamlarında olduğunu, zira konunun asla İslamiyet açısından ele alınmadığını, bu konuda hutbelerin okunması gerektiğini dolayısıyla da bu iş ile alakalı kurum ve kuruluşların bu konunun tek müsebbibi olarak durduğunu söyleyince dayanamadım ve sordum:

  “Anız yakma konusunda ne düşünüyorsunuz.”

Oradakiler bir an benim konuyu değiştirmeye çalıştığımı sandılar. Hatta ufak yollu gülüşmelerden sonra, kadına şiddet konusunda din adamlarının yetersizliğinden şikayet eden arkadaşım:

  “Hocam anız ile bunun ne alakası var?” diye bir tepki gösterdi. Bunun üzerine

  “Bakın nasıl bir alakası olduğunu size basit bir misal ile anlatayım. Her yıl mevsimi geldiğinde camilerde vaizlerin anız yakmanın zararlarını, günah yönünü anlatmalarına hepimiz şahit olmuşuzdur. Hutbelerde de en az bir veya iki defa hocaların ‘Bu haftaki hutbemizin konusu Anız yakmanın zararları hakkında olacaktır’ dedikten sonra izahında anız yakma ile binlerce hatta milyonlarca canlının haşerenin böceğin, tavşan, köstebek, yılan, kertenkele vb. hayvanatın diri diri yakılmak suretiyle yok edildiğini ve toprağın kavrulduğunu anlattığını da duymuşuzdur. Ayrıca Televizyonlarda konu ile alakalı her kurumun kamu spotu, bilgilendirme afişleri gibi faaliyetlerin içinde olduğunu görmüş ve duymuşuz. Buna rağmen insanlar arpa buğday mercimek gibi hububatını tahsil ettikten sonra biraz masraf ile yakmadan toplayabildikleri saman ve sap malzemeyi ucuza getirmek için üstelik milyonlarca canlının, haşerenin, böceğin, tavşan, köstebek, yılan, kertenkele vb. hayvanatın diri diri yakılmak suretiyle yok edilmesini sağladığının bilinci içinde bu işlemi yapmaktadır. Anız yakan kişiler muhtemelen camide her yıl okunan “anız yakmanın sakıncaları” konulu hutbeyi dinledikten sonra yakma işlemini gerçekleştirirler.  Aynı kişiler, kuraklık tehlikesi baş gösterdiğinde ise yağmur için yaptıkları duada ise “ Allahım, biz kendimizden ziyade börtü böcek, hayvanlar için yağmur istiyoruz” diye dua etmekte olduklarını görüyoruz. Kendi menfaatleri neyi gerektiriyorsa öyle davranmaktan geri durmuyorlar. Daha açık bir dille söylemek gerekirse, anız yakarken börtü böceği düşünmez, yağmur yağması için ise utanmadan börtü böceğin arkasına saklanır.

Kadın hakları ve kadına uygulanan şiddet konusunda da herkes pekâlâ bildiği halde amiyane bir tabir ile işine geldiği gibi hareket eder. En basit örneği ile kadınların miras hakkı konusunda Kur’an-ı kerim’in hükümlerini ve İslami uygulamayı bilmeyen olmadığı halde mütedeyyin insanların da belki de ekseriyetini oluşturduğu toplum kadına yönelik miras hakkını asla dile dahi getirmemektedir.  Şu halde kadına yapılabilecek en büyük haksızlık kadınların miras haklarını vermemektir. 

Kadınlara yapılabilecek en büyük hakaret, kadınların miras haklar gibi en kutsal ve en tabii haklarını dile dahi getirmeden onlara birer karanfil vererek günlerini kutlamak olacaktır. Bu davranış hangi vicdan ve hangi iman ile yapılacağı ise hiç önemli değildir.

Ahzab Suresinin 72. Ayetinde Cenab-ı Allah “doğrusu o(insan), çok zâlim, çok câhildir.” Şeklinde buyurmasının nedenlerinden biri de insanın bu gibi konularda bile bile bencil davranmasıdır.” Dedim.

Mecliste oturanların önemli bir bölümü özellikle de “Anız” ve “Kadına miras” gibi konular geçince hiçbir tepki vermeden konuyu değiştirmeye çalışmaları azınlık konumda kalan birkaç arkadaşın dikkatinden kaçmamıştı. Bunun üzerine gülüşmeler oldu ve konu geçiştirildi.

Sadece kendi hayatını düşünüp kendi çıkarları doğrultusunda hiçbir tereddüt göstermeden anız yakma, kadınlara miras hakkı vermeme gibi iğrenç faaliyetlerde her şeyi mübah görenlerin bediüzzaman hazretlerinin şu tesbitine kulak vermeleri faydalarına olacaktır.

"Bu dünya ebedî kalmak için yaratılmış bir menzil değildir. Ancak Cenâb-ı Hakkın ebedî ve sermedî olan Dârüsselâm menziline dâvetlisi olan mahlûkatın içtimaları için bir han ve bir bekleme salonudur. Bu dünya menzilinde görünen leziz şeyler, lezzet ve zevk için değildir. Çünkü visallerinin lezzeti, firaklarının elemine mukabil gelmez.”

Tüm kadınların günü kutlu olsun.

Afiyette kalın

samburek@gmail.com