AÇLAR VE TOKLAR…

05 / 06 / 2017

Aç olan insanların halini en iyi anlayabilmek ancak aç kalmakla mümkündür. Ramazan orucu açlık çeken insanların halini anlamak için mükemmel bir uygulamadır. Zaten Ramazanın hikmetlerinden biri de açlık çeken insanların halini anlayabilmektir.

 “Komşusu aç iken tok yatan Müslüman olamaz” prensibi insanların dünyanın neresinde olursa olsun aç olmaması gerektiğini ortaya koymaktadır. Zira bu hadis-i şerifte belirtilen “komşu” kavramında din belirtilmemiştir. Yani hangi dinden olursa olsun bir Müslüman’ın komşusu “aç” olmamalıdır. Müslümanlar aç olan komşuları için seferber olmalıdır.

İnsanların, dünyanın hemen her yerinde yaşanan savaş, yokluk, fakirlik ve bunların doğal sonucu olarak da açlık dramına dikkat çekmek için internette sayısız slayt, video vb. iletişim mesajları hazırlayıp yayınlamaktadır. Görsel ve yazılı basın, tüm yönleriyle duyurular, ilanlar yapmaktadır. Nerede olursa olsun yaşanan açlık ve sefalete dikkat çekebilmek için çığlıklar atılmaktadır. Bu çabalar sonucunda açılan yardım kampanyalarında insanlar, ya cami çıkışlarında bir miktar nakdi yardım ile veya cep telefonları ile SMS çekerek yardımda bulunmaya çalışmaktadırlar. Bu olaya en azından duyarsız kalmamaktadırlar. Bu sevindirici ve takdire şayan davranışlardır tabii. Ancak insanların görevinin bu şekildeki yardımlarla bitmediği kanaatindeyim.

Bence bu açlık ve insanlık dramını anlayabilmek ve ders alabilmek için Ramazan ayı büyük bir fırsat olarak algılanması gerekiyorken maalesef tam tersi bir durum oluşmaktadır. Zira bu gün varlık içinde olan (başta Müslümanlar olmak üzere) tüm insanlar, müthiş bir israf ve savurganlığın içindedirler. Sadece Ramazan ayında her gece binlerce ton yemek ve milyonlarca ekmek çöpe atılmaktadır. Genel olarak İftar menülerinde neredeyse kuş sütü dahi bulunurken, Aynı dünyanın başka bir köşesinde insanların bir lokma dahi bulamaması başka nasıl izah edilebilir?

Geçen gün teravih çıkışı caminin yakınındaki çay ocağında birkaç arkadaşla birlikte çay içmek amacıyla otururken, yan masada oturan yaşlı ve orta yaşlı sayılabilecek birkaç kişinin sohbetine istemeyerek de olsa kulak misafiri oldum. Birbirlerine “Haci” diye hitap etmeleri en azından bazılarının hac vazifesini de ifa etmiş bilinçli Müslümanlar olduğunu gösteriyordu. İçlerinden sesi gür çıkan biri anlatıyordu.

“Ben iftarda et olmadı mı yiyemiyorum kardeşim. Mutlaka et olacak yemeklerde. Hayır, Ramazan olmasa da ben böyleyim. Sebze yemekleri yiyemem kardeşim. Ne yapayım elimde değil. “Söylemesi ayıptır” ama ben günde iki veya üç kilo kırmızı et alırım. En az yarım kilosu kara ettir. Çiğ köfte için.”

Diğer arkadaşları da arda sırada” bende öyle” şeklinde küçük müdahaleler yaparak can kulağı ile dinlerken, arada bir de çaylar tazelenip tekrar sohbet koyulaştırılıyordu. “Hacı” devam ediyordu anlatmasına:

“Geçenlerde,  geçenler dediysem epey oldu. Daha kış mevsimiydi. Eve gittim. Evde değişik bir koku var. Nedir ne değildir diye sordum. Meğer bizim hanım muhacir(Urfa’lı olmayan) bir komşusunun aklına uymuş, bu gece de sebze yemeği yapayım demiş ve gitmiş karnabahar almış. Tencerenin kapağını açmamla midemin bulanması bir oldu. Aldım tencere ile beraber çöpe attım. Odur budur hanım artık böyle muhacir yemekleri yapmıyor. Ya bizim buralarda böyle yemek olmaz kardeşim. Olur mu? Siz söyleyin”

Diğerleri de “olmaz” diyerek tasdik ediyorlardı.

Bu anlatımdan sonra diğer arkadaşları epey keyif almış olmalı ki, uzun süre kahkahalarla güldüler. Adamın “söylemesi ayıptır” demesi ilgimi çekmişti. Ayıp olduğunu bile bile söylemesi daha vahim bir durumdu.

 Ramazan ayında Teravih namazı çıkışında yapılan sohbetin şekline ve içeriğine bakıldığında insanların dünyanın her yerinde yaşanan, savaş, kıtlık, kuraklık, açlık ve sefaletten nasıl dersler alınması gerektiğini, üç beş liralık nakdi yardımların sadece lokal çareler olduğunu ve özellikle Müslüman toplumların bu şekilde israf içinde olmamaları gerektiğini ortaya koymaktadır.

İnsanlığın başına bela olan kıtlık, açlık, sefalet gibi sıkıntılar aslında tüm Müslümanların ve insanların ibret alması noktasında da önemli bir durumdur. İsrafın, savurganlığın, har vurup harman savurmanın önüne geçmek için önemli bir fırsattır.

Dünyada her gece en az sekiz yüz milyon insan aç olarak uyurken, karnabahar yemeğini tencere ile birlikte çöpe atmak hangi dinin, hangi görüşün veya hangi insanlığın nesrinde yer alabilir ki…

Hayırlı ramazanlar dileğiyle…