Askıda ekmek

09 / 01 / 2017

Güzel bir hava var ise ve acil bir işim de yoksa yürüyerek işime gidip gelmeyi alışkanlık haline getirmişim. Geçenlerde yine havanın güzel olduğu bir sabah erkenden evden çıkıp yürüdüm. Evimden iş yerime hızlı sayılacak bir tempolu yürüyüş ile tam Yetmiş dakikada ulaşırım.  Bir süre sonra yürüyüşün temposuna kaptırınca kendimi artık durmak veya soluklanmayı pek düşünmem.

  Birkaç yıl önceydi. Güzel bir havanın hâkim olduğu bir gündü. Hızlı sayılacak bir tempoda yürüyordum. İş yerine az bir mesafe kalmıştı. Üstü başı pek de dilenciye benzemeyen, düzgün konuşan ve Elli Beş Altmış yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim bir adam beni durdurdu.  Bir süre göz göze geldik. Çok masum bir bakışı vardı. Ellerini önünde birbiriyle kavuşturmuş, gayet kibar bir şekilde bana:

  -“Acıktım, çok acıktım. Bana bir ekmek alır mısın?” dedi.

Adamın bu tavrı karşısında, hiç beklemeden ve tereddüt dahi etmeden, belki de refleks haline gelmiş bir şekilde;

  -“Allah versin” dedim.

Adam boynunu büküp uzaklaştı. Kısa bir süre sonra Ben de ne yaptığımı ve neden böyle bir cevap verdiğimin kısa bir muhasebesini yapmaya başlamış ve derin bir pişmanlık duymuştum. Zira adam dilenci değildi. Para istemiyordu. “Gerçekten aç olmasa benden ekmek almamı istemezdi” diye kendi kendime iç dünyamda fırçalar kaymaya başlamıştım. Birden geri döndüm ve sokağı baştanbaşa geri yürüyerek adamı aramaya başladım. Ama bulamadım. Bir alt sokak, bir üst sokak, sonra bütün mahalle… Hayır bulamadım.

  O gün gün boyunca girdiğim derslerde bu hadiseyi düşünüp kendime kızdım.  Ayrıca anlattığım arkadaşlarımda bana “keşke yapmasaydın, adama bir ekmek alsan ne olurdu “ cinsinden tevillerde bulunmuş ve benim ruh halimin daha çok fırtınalara teslim olmasını dürtmüşlerdi. Adamın bükük boynu ile benden bir ekmek istemesi ve benim de o nu reddedip almamadan dolayı duyduğum ızdırap günlerce sürdü. Kendi kendime ”kim bilir belki de bu bir imtihan idi, ve ben kaybettim” diye hayıflanıp durmuştum.

Yaşadığım bu olay bana başka memleketlerde varlığını duyduğum “Askıda Ekmek” hadisesini hatırlatmıştı. Bu şekilde, Mesela fırından ihtiyacınız olan 2 ekmek aldığınız da, 3 ekmek parası veriyorsunuz. Vermiş olduğunuz bir ekmek askıda ilan ediliyor. Parası olmayan insanlar da, o ekmeği ücretsiz alabiliyor. Bu hem insani, hem İslamî, her yönden mükemmel bir uygulamadır.

 Arkadaşlarımla istişarelerde bulunmuş ve böyle bir projenin Urfa’da da hayata geçirilmesinin önemini anlatmıştım. Bunun üzerine bir arkadaşım Urfa’da da bir veya iki fırında “Askıda Ekmek” uygulamasının yapıldığını söylediğinde doğrusu çok mutlu olmuştum. Zira Aç ve çaresiz çok insan vardır ve aç olan bir kimse de başka birine “ben açım, bana ekmek ver” demesi çok ağır ve zordur diye düşünüyorum. “Aç olan insanın halinden tok olan anlamaz” diye boşuna dememişler. Hz. Muhammed (as)’ın “Komşusu aç iken, Tok yatan Bizden değildir. Mealindeki hadisi şerifleri konuyu çok güzel izah etmektedir.

Şimdi Şanlıurfa’da birçok fırında bu uygulama devam ediyor. Her gün askıya aldığımız bir veya birkaç ekmek ile sessiz sedasız bir şekilde aç ve muhtaç olan bazı insanların doymasına vesile olmak tarifi imkânsız güzellikte bir duygudur. Sessiz ve sedadız demekteki gayem şudur ki, ekmekleri evine götüren kişi sizi tanımıyor siz de onu tanımıyorsunuz. Bu durum Peygamber efendimizin(as) “Sağ elin verdiğini sol el görmemelidir.” Hadis-i şeriflerine de tam anlamıyla uygun bir davranıştır.

Afiyette kalın

samburek@gmail.com