Bediüzzaman'ın Yeme İçme Kültürü

27 / 03 / 2017

“Zamanın harikası” veya “zamanın mükemmel insanı” “ yirminci yüzyılın yenileyicisi” anlamlarına gelen “Bediüzzaman” lakabının sahibi, büyük İslam âlimi, Said Nursi hazretleri 23 Mart 1960'da Urfa'da vefat etti. Bu tarihten sonra her yıl Urfa’da “Bediüzzaman Mevlidi” düzenlenmektedir. Mevlidin büyük bir insan topluluğunun iştirakiyle ve görkemli bir şekilde icra edilmesi, ayrıca mevlidin okunması ile beraber Risale-i Nurdan okunan derslerin insanların büyük bir heyecanla ve dikkatle dinlenmesi, insanların Bediüzzaman hazretlerine olan muhabbetinin bir göstergesidir diye düşünüyorum.

Mevlide gelenlerin oluşturduğu samimiyet, ihlâs ve kardeşlik tablosu, birbirileriyle muhabbetleri, kucaklaşmaları doğrusu görülmeye değerdir.

Bu akşam  Bediüzzaman hazretlerininden çokça söz edilecek, dersler yapılacak ve birçok konu konuşulacaktır elbette. Ben de bu vesile ile üstadın yemek kültürü ile ilgili derlediğim bilgileri paylaşmak isterim. Zira âlimlerin her davranışından, her sözünden ders almak gerektiği gibi yeme ve içme gibi davranış ve faaliyetlerinden de çıkarılacak dersler olduğu kanaatindeyim.

  Üstad Bediüzzaman hazretlerinin, hayatını incelediğimizde, hayatının her alanında olduğu gibi yeme ve içme alışkanlığı gibi özel hallerinin de "sünnet-i seniyye" ölçülerine tamamıyla uygunluk gösterdiği açıkça görülür. Bunun en yakın şahitleri olan talebelerinin anlattıklarına kulak verelim.

Hayatı boyunca hizmetinde bulunan talebelerinden Bayram Yüksel’in üstadın yeme ve içmesiyle alakalı olarak anlattığı hatıraları:

“Üstadımız çok az yerdi, yediği zaman da beş saat geçmeyince tekrar yemek yemezdi. Yemekten sonra da iki saat geçmeyince su içmezdi, saate bakar, on dakika da olsa, “Daha iki saat olmadı”diye beklerdi. İki saat olduğunda su içerdi. Suyu çok soğuk içerdi. İlk zamanları malum buzdolapları yoktu. Üstadımız da çok soğuk suyu arzu ederdi. Suyun içine buz bulduğumuzda buz koyardık. Termosa çok zamanlar buz bulamıyorduk. Meselâ o zaman Isparta'da iki adet eczane vardı, birisinde buzdolabı vardı. Rica eder, parası ile ondan buz alırdık. Bol su ile yıkar, termosa doldururduk. Buzu termosa koyarken Üstadımız başımızda durur, “Ben de size yardım edeyim, ben de iştirak edeyim, bu iştirakten beni mahrum etmeyin” derdi.

Üstadın yemekleri çok sade idi. Ekseri yemekleri şehriye çorbası, pirinç çorbası, sulu yemekler, yoğurt ve yumurta idi. Sulu yemeklere muhakkak yoğurt katardı. Üstadımızın hiç dişi yoktu. Son dişi 1948'de Afyon Hapishanesi’nde düşmüş.
  Üstadımız, yemekleri ekseri şu şekilde pişirttirirdi:
  “Meselâ küçük bir sefer tasına az su koyarız. Bir çay kaşığı tereyağı, çok cüz'î tuz, beraber kaynamaya başladığında, yumurtayı kırarız. (Üstadımız yumurtayı yıkattırırdı.) Yumurtanın beyazı pişmeye başladığında içine ekmek doğrarız. Üstadımız kat'iyyen yağı yaktırmazdı.”
  “ Şehriye çorbası olsun, pirinç çorbası olsun, onlar da biraz su ile kaynamaya başladığında yumurtayı kırarız. Yumurtanın beyazı piştiğinde içine yoğurdu koruz, karıştırırız. Hafif kaynadığında indiririz. Üstadımız afiyetle yerdi.”
  “ Üstad, sarımsağı hiç yemezdi. Bizler yemeklerde soğan kullanırdık”
  “Yarım ekmek alırdık (bazen de bütün). Bu ekmek bir hafta giderdi. Ekmeği getirirken ve alırken çok dikkat eder, beyaz torbanın içinde getirirdik. Nazardan ve zehirden çok sakınırdı.”
  Üstadın et ve meyve yemesi:
  "Üstadım on beş günde bir et yerdi. Taze koyun eti alır, çok pişirirdik, bazen de köfte yaptırırdık. Emirdağ'da Çalışkan hanedanının evine, yâni Ceylân Ağabeyin annesine, Isparta'da ise eve sahibesi Fitnat Anneye yaptırırdı. Aldığımız kıymayı iki üç sefer makinada çektirirdik. Yoğurtlardan da inek yoğurdu yerdi. Koyun v.s. yoğurdu yemezdi. Yemeklerden sonra da Üstadımız muhakkak, az da olsa tatlı yerdi. Meselâ Isparta'da yapılan beyaz kurabiye çok yumuşak olurdu. Onu kaşıkla ezer, toz haline getirir, kaşıkla yerdi. Üstad kavunu da sever, kaşıkla yerdi. Üzümün kabuğunu ve çekirdeğini ayırır, domatesin de kabuğunu soyardı.”

  İçeceği suya dikkat ederdi:
   "Isparta'ya ilk vardığımız zamanlar suyu Kirazlıdere yolu üzerindeki Piri Efendi çeşmesinden getirttirirdi. Çok güzel su, fakat fazla soğuk değildi. Ekseri, Üstadın çok sevdiği, yazın çok soğuk ve lezzetli, kışın da normal olan Sidre'den su getirirdik. Bazı gün akşam sabah iki sefer getirirdik. İki sene böyle devam etti.”
  “Sidre, Isparta'nın batısında yüksek bir yerdi. Isparta'nın meşhur evliyalarından, kırk günde bir yemek yiyen Osman Halit Efendi burada vakit geçirirmiş. O mübarek zat Üstaddan haber verirken, “Bu asrın müceddidi bugün dünyaya geldi. Ben göremeyeceğim, fakat benim oğlum inşallah görecek” demiş. Nitekim seneler sonra o zatın sözü tahakkuk etti. Oğlu Keçeci Mustafa, Üstadımıza talebe oldu ve onunla Eskişehir Hapishanesi'ne gitti”.
  "Bir gün, soğuk su içmesinin, zehirin tesirinden olduğunu söyledi. Kendisine zehir enjekte edilen iğnenin yeri, göğsünde hâlâ belli idi. Uzun zaman akmış. Bizim zamanımızda kurumuş gördük.”
  "Üstad çayı fazla içmezdi. Hararet olduğu zamanlarda, limonlu bir bardak ancak içerdi. Limonu çok severdi. Yemeklerinde de limon kullanırdı. Limon her zaman bulunmazdı. Limon bulunmadığı zamanlar çayına çok cüz'î limon tuzu kordu.(http://www.bediuzzamansaidnursi.org)

Talebelerinden Zübeyir Gündüzalp’in anlattığı bir hatıra:

“Üstad seher namazını eda ettikten sonra, bir bardak limonlu çay içerdi. Üstadımız her ne zaman olursa olsun, çaya ve limon konulacak yemeklere limon damlatırdı. Bediüzzaman Hazretleri asıl yemeği kuşluk zamanında yerdi. Öğle vakti pek az, birkaç lokma bir şeyler yerdi. İkindi namazından evvel yemek yerdi. Ancak akşam namazından sonra okuyacağı esnada limonlu bir bardak çay içerdi. Yatsı namazından sonra Resul-i Ekreme (a.s.m) imtisalen hemen yatardı Yatmadan evvel küçük bir lokmacık bir yiyecek yerdi. Sonra “Âyete'l-Kürsî” yi okur, yatardı Seher vaktinden çok evvel kalkar, evradını okurdu, sabah namazından evvel veya sonraya kadar Sabah namazını erken edâ ederek yanında bulunan hizmetkârlarına, basılan kitaplardan ders yaptırır, kendisi de eski harflerle yazılı aslından takip ederdi Üstad Hazretleri çorba olarak pirinç ve şehriye yerdi İçine yumurta kırdırırdı (Bunu 75 yaşından sonra yerdi Yemeğin üzerine 4-5 habbe üzüm yerdi Her habbeyi yiyişinde Besmele okurdu 75-80 yaşlarında ömrünün sonuna kadar gördüğüme göre, kabuklarını soyar, çekirdeklerini çıkarır, yanındaki hizmetkârlarına lutuf ederdi.( Son Şahitler, Zübeyir Gündüzalp'in Hatıraları)

Üstadımızı Vefatının  Elli Yedinci ısene- i devriyesinde rahmetle yâd efiyoruz.

Yetiştirdiği talebelerini her zaman hayırla ve rahmetle yâd ediyoruz. Allah rahmet eylesin. Hayatta olan talebelerine sağlık ve sıhhat niyaz ediyoruz.

Afiyette kalın.

samburek@gmail.com