BİR BAŞKA AÇIDAN İSRAF…

15 / 01 / 2018

İsraf, bir malı yok etmek, dine, dünyaya ve insan hayatına olumlu bir faydası olmayacak şekilde harcamaktır.  Buradan hareketle, hem din, hem dünya açısından israf kavramı üzerinde detaylı durulması gerektiği ortaya çıkmaktadır. Başta İslam dini olmak üzere diğer dinlerde ve hatta Bütün inanç şekillerinde, en fazla kutsanan şey insan sağlığı olduğundan hareketle de asıl değerlendirilmesi gereken açının da insan sağlığı olduğu söylenebilir.

Kur’an-ı Kerimde A’raf suresi 31. Ayette mealen “Yiyiniz içiniz fakat israf etmeyiniz” şeklinde Müslümanlara yönelik bir emir vardır. Ancak günümüzde insanların önemli bir kısmı tarafından sadece “fakat” kelimesinden önce gelen “yiyiniz, içiniz” kelimeleri emir telakki edilip uygulanırken ikinci bölümü olan ve emrin esasını teşkil eden “israf etmeyin” emr-i ilahisi göz ardı edilmektedir.

Bu ayette geçen “israf” kelimesi de farklı yorumlanmaktadır. Zira insanların önemli bir bölümü israf kelimesini sadece yiyecek veya diğer maddelerin çöpe atılması, fazla alınması veya boşuna harcanması olarak değerlendirmektedir. Oysa “yiyiniz içiniz” emrinden sonra gelen “israf etmeyiniz” cümlesini “ihtiyacınız kadar yiyin ve için” anlamında kullanıldığı yönünde anlamlandırmak gerekmektedir.  Daha açık bir ifade ile Ayette yer alan “Yiyin, için, fakat israf etmeyin” şeklindeki emir,  insanların ancak ihtiyacı kadar yemelerinin ve içmelerin uygun olduğunu, ihtiyacı aştığında israf olacağını beyanla insanların çok yememelerini emretmektedir. Yemek fazla olduğu için ihtiyacından fazla yemeye çalışmak da israftır.

 “Yiyin için fakat israf etmeyin” emr-i ilahisi, aynı zamanda insan sağlığı için gerekli tüm tıp ilmini özetleyici mahiyettedir. Bu sebeptendir ki günümüzün en önemli hastalıklarının başında obezite ve buna bağlı hastalıklar gelmektedir. İnsanı Yaratılmışların en güzeli ve en mükemmeli olarak yaratan Yüce Allah bu Emri ile insanlara; israf etmeyerek sağlıklı beslenmeyi ve dolayısı ile Hz. Muhammed (a.s.)’ın ümmeti hakkında en korktuğu tehlike olan obezite, yani şişmanlıktan korunup sakınmayı öğretmektedir. 
  Günümüzde birçok hastalığın temelini sağlıksız beslenme ve ölçüsüz yeme alışkanlıkları oluşturmaktadır. Evlerimizdeki kiler, kuru gıda ve buzdolaplarına şöyle bir bakacak olsak; her an ağzına kadar çeşitli gıdalarla dolu, sofralarımızda da en az dört-beş çeşit yemek olduğunu görebiliriz. Ayrıca sofrada doyulmuş olsa bile, 'tabakta kalmasın' ısrarı sonucu yenilen yiyecekler vücuttaki yağlanmaların artmasına, buda damar tıkanıklığı, şeker hastalığı, kalp hastalıkları gibi ciddi sorunların kapısını aralamaktadır.

İsraf yerine, malını ihtiyacını aşmayacak derecede yani Allah’ın emrettiği şekilde kullanıp hem sıhhatini koruyabilir hem de büyük işler yapılabilir. Mesela, 18. Yüzyılda yaşayan Keçeci Hayrettin Efendi canının istediği yiyecekleri "sanki yedim" diyerek yıllarca biriktirdikten sonra Fatih'te “Sanki yedim”adı ile söylenen camiyi yaptırmıştır.

Hz. Muhammed (S.A.V.)’in beslenme şekli   “az yemek”ten oluştuğunu ve bunu tüm insanlara da tavsiye ettiğini görüyoruz. Yemek yemedeki amacın karnını tıka basa doldurmak, “güzel” ve “lezzetli” olarak görülen yiyeceklerin bolca yenilmesi anlamına gelmemesi gerektiği yönünde bir beslenme felsefesi olduğunu görmekteyiz.“İnsana belini doğrultabilecek birkaç lokma yeter. Bunu yapamıyorsa, karnının üçte birini yemeğe, üçte birini suya, üçte birini de teneffüs etmeye ayırsın.” Şeklindeki Hadis-i şerifleri bunu açıkça göstermektedir. Buna benzer birçok hadisi-i şerifte günde iki öğün ve az yemenin, doymadan sofradan kalkmanın, lokmaları ağza göre almanın ve iyice çiğnedikten sonra yutmanın önemine değindiği görülmektedir.  Bir başka hadis-i şeriflerinde “Çok yiyip içmek hastalıkların başıdır.” Buyurmaktadır. Bu hadislerde, İnsanın “yemek için yaşaması” yerine “yaşamak için yemek yemesi” gerekliliği vurgulanmaktadır.

Özetle, insan “yemek artacak da çöpe gideceğine mideme gitsin” düşüncesi ile hem israf etmiş olur hem de kilo alma, obezite ve buna bağlı birçok sağlık sorunları ile karşı karşıya kalabileceğinden iki kere zarar eder. Yani hem israf etmiş olur hem de sağlığı tehlikeye girmiş olur. Asıl olan yemeğin ihtiyaç kadar hazırlanması, ekmeğin ihtiyaç kadar temin edilmesidir. Lokman(a.s.)’ın oğluna şöyle nasihat eder:”Ey oğlum! Miden dolu iken sakın yeme! Zira sen tok iken yiyeceğin şeyi köpeğe atman, senin için onu yemekten daha iyidir” (Kemal Özer, Müslüman’ın Diyeti. S.67)

Afiyette kalın