BİR EKMEK HADİSESİ…

21 / 05 / 2018


Ramazandan birkaç gün önceydi…

Evimin balkonundan az ötede bulunan parktaki ağaçları ve çimenleri seyre koyulmuş bakıyordum. Biraz sonra sokağın başında bir kadın beliriverdi.

 Yaklaşık Elli yaşlarında idi. her halinden yoksul olduğu anlaşılıyordu. Üstü başı perişan bir halde idi.  Telaşlı gibiydi. Sağına soluna baktı. Döndü Bir daha baktı. Kimse yoktu.

Kimsenin olmadığından emin olduktan sonra çöp konteynerine doğru yöneldi. Defalarca baktı yine sağa sola. Bir şeyler saklıyormuşçasına ürkek ve korku ile…

Sonra çöp bidonunun içine eğildi. Birkaç dolu poşet çıkardı. Bir yandan da eliyle yokladı.

Sonra, Çöpkonteynerinin içine atılmamış da yanına bırakılmış iki poşeti aldı ve hızlı adımlarla az ötedeki parkın içinde bir ağacın altına gitti. Oturdu. Çöpten çıkardığı poşetleri açıp kontrol etmeye başladı. İçinden çıkardığı ekmek parçalarını yokladı, kokladı ve bazı parçaları diğer yanına bıraktı.

Küflü olmayanları ve yenilebilecek durumda olanları ayırıyordu galiba…

Kadın küflü ekmek parçalarının içinden ayırdığı, kendince “temiz” sayılabilecek ekmek parçalarını bir başka poşete aktardı.

İçimden “herhalde beslediği hayvanlarına götürecek” diye geçirdim.

Tam bu sırada ayırdığı ekmek parçalarından bir parçasına bir süre baktı. Uzun bir zamandır ekmek hasreti çekiyor gibi bir hali vardı. Derin bir şekilde kokladı ve yemeğe başladı.

Olduğum yerde nefesim kesilir gibi oldu. Boğazımın kuruduğunu ve gözlerimin kararmaya başladığını hissettim sanki.

Az önce içimden geçen “beslediği hayvanlarına götürecek”  düşüncesi keşke doğru olsaydı diye geçirdim bu sefer.

Kadın açtı, çok acıkmıştı.

Kim bilir evde daha kaç tane aç kişi vardı?

O nu sokakta ekmek toplamaya mecbur eden sebepler neydi acaba

Bin bir fikir kafamda cirit atmaya başlamışken bir yandan da kendi evim ve sofram geçiyordu gözlerimin önünden.”Ne kadar şükretsek yine de azdır” diye geçirdim içimden.

Tezatlarla dolu bir dünya ve bir hayatın içinde yer almaktayız.

Bir kısım insanlar aşırı yemekten muzdarip, obezite ile mücadele ederken, diğer yandan çöpten ekmek çıkarıp yemek zorunda olan insanların var olması…

Daha önce de bir yazımda aktardığım rahmetli kayınpederimin sık sık anlattığı ve hiç unutamadığım bir hadiseyi tekrar anlatma ihtiyacı duydum.

 Şöyle anlatmıştı rahmetli:

 “Kıtlık vardı. Dört gün boyunca boğazımdan bir lokma ekmek geçmemişti. Tabi ki kardeşlerimin ve evde ki her kesin.

Annem çok çaresiz idi. Ne yapacağını şaşırmış bir vaziyette idi.  Zira evde de dışarıda da yenecek tek lokma bir yiyeceğimiz yoktu. Annem çaresiz bizi alarak Suriye de bulunan akrabalarımızın yanına götürmeye karar verdi. Perişan bir halde ama yürümek zorunda olarak yolda bulduğumuz otları ve ağaçlardan kopardığımız yaprakları yiyerek iki gün boyunca süren bir yolculuktan sonra nihayet gitmek istediğimiz yere varmıştık. Evine gittiğimiz akrabamız evde değildi. Camiye gitmişti. Hanımı bizi karşılamış ve evine almıştı. Ama bize niçin geldiğimizi ve aç olup olmadığımızı sormamıştı. Bu arada tandırdan yeni çıkmış ve soğuması için serilmiş ekmeklerin kokusu ve görüntüsü bizde dayanılmaz bir hal oluşturmuştu.

Bir süre sonra ev sahibi nihayet camiden geldi. Bir süre Annemle konuştular. Şaşırmış bir vaziyette idi. Zira memleketimizden gittiğimiz yere kadar ki mesafe az değildi. Havadan sudan konuşmaya başlamışlardı. Ben ve kardeşlerim de az ötede serilmiş buram buram kokan ekmeklere odaklanmış ve artık daha fazla dayanamayarak ağlamaya başlamıştık. Bunun üzerine ev sahibinin: ‘bu çocuklar neden ağlıyor?’ sorusu üzerine annem de oldukça sıkıntılı bir an yaşamış ve çaresiz ağlamaya başlayarak: ‘ çocuklarım beş altı gündür yemek yemediler’ demişti. Bunun üzerine o akrabamız eşine kızmaya başladı. ‘Neden yemek vermediğini’ sormuştu. Hemen sofra kurup bize yemek verdiler. Ben o günü asla unutamıyorum”

İftarda aldıkları ekmeği “bayatlamış” bahanesiyle beğenmeyip, sahurda yeniden taze ekmek alanların şükür halini merak ediyorum doğrusu…

Afiyette kalın