HAKİKATİN ÖYKÜSÜ (1)

11 / 12 / 2017

Erkek, kadın, yaşlı ve çocuklardan meydana gelen bir insan kafilesi yola çıkmıştı. Amaçları daha iyi, kedersiz ve yaşam kalitesi yüksek yeni bir yerleşim alanı bulmak ve yerleşmekti.  Çıplak ve yanmış dağlardan, bitkisiz kumsallardan ve suyu çekilmiş vahalardan geçerek yol almaya devam ettiler.

Gerçi nereye göç ettiklerini iyi bilmiyorlardı ama eski mekânları da artık onlara çok dar geliyordu; hatta oradaki sınırlı hayat şartları onları sıkmaya başlamıştı. Bu yüzden sonuç ne olursa olsun, yeni ve daha müreffeh bir yurt edinmeliydiler. Yaşlılar, çocuklar ve hastalar bineklerin sırtında, gençler ve orta yaşlılar da yaya olarak,  sıcak kumların üzerinde ve dikenli yollarda,  yalın ayak ve baş açık bir şekilde yürümeye devam ediyorlardı.

Arada bir ihtiyaçlarını gidermek için mola verdikleri oluyordu, Lakin istirahattan sonra nereye ve hangi yöne devam edeceklerini bilmediklerinden, başları dertten kurtulmuyordu. Bir gün, mola yerinde, nereye gideceklerini bilmez bir haldeyken karşılarına bir adam çıkıverdi. Üstü başı temiz, dikkatli ve bilgili bir insan olduğu her halinden belliydi. Bu şaşkın insanlara rehberlik yapmak istiyordu. Adam onlara dedi ki:

Nerden geliyorsunuz, nereye gideceksiniz, amacınız nedir?

Kafilenin içinden ileri gelen birisi o adama şöyle cevap verdi:

  “Bizler yerimizden memnun olmayan, daha iyi hayat şartlarına kavuşmak isteyen ve daha iyi bir yaşam kalitesini elde etmek için sefere çıkan bir topluluğuz. Ancak nereye ve hangi yöne gideceğimizi tam kestiremiyoruz. O yüzden şaşkın ve mütehayyiriz.”  Onları dinleyen rehber adam dedi ki:

  “Bu bölgeyi ve bu toprakları çok iyi bildiğim için, sizin nereye gitmeniz gerektiğini en iyi bilen benim. Eğer beni dinlerseniz,  önce dilenip iyi bir mola vermeniz gereken bir yer size göstereceğim. Sizler, çoluk-çocuk, genç-yaşlı bu yeşil, tatlı, sulak ve meyvedar vahada kısa bir zaman kalır, sonra daha güzel, daha hoş ve sizi daha çok mutlu edecek başka bir diyara gitmek için hazırlanacaksınız.”

  Adamlar bunu duyunca kulaklarına inanamadılar. Yeşil, sulak, meyvesi bol ve bereketli bir toprak! Burası arayıp da bulamadıkları bir yer olmalı. “Biz zaten böyle bir yer arıyoruz” diyerek adamın söylediklerini büyük bir memnuniyetle karşıladılar.

  Ancak içlerinden bazıları adamın söylediklerine inanmak istemediler:   “Tuttuğumuz yol gittikçe içinden çıkılmaz bir hale geliyor. Bu yolun, denildiği gibi böyle bir güzel vahada bitmesi kolay görünmüyor” diyerek adamın sözlerinin dikkate alınmaması gerektiğini söylediler.

 Fakat kafilenin ileri gelenleri,

Bizler, çöllerde mahvolduk. Artık bu daracık ve yaşamaya elverişli olmayan bitkisiz  ve çorak yerlerde yaşamaktan bıktık. Bu adamı dinlemekle bir şey kaybetmeyiz. Zaten dönülmez bir yola girmiş bulunuyoruz. Eğer sonuç onun dediği gibi çıkarsa ne ala!  Yok, eğer o adamın dedikleri çıkmazsa zarar etmeyiz.  Ama unutmamalıyız ki,  eğer adamın dediği gibi böyle bir yer varsa ve biz oraya gitmekten vazgeçersek, daha sonra o güzel vahaya kabul edilmeyebiliriz. O takdirde büyük bir hüsran içinde kalırız.”  dediler.  Ayrıca arkadaşlarını da ikna ederek o adamın işaret ettiği yola gitmeye karar verdiler.

  Rehber adam ayrılmadan önce onlara şu nasihati yaptı:

  “O dediğim yere vardığınız zaman, ilk yapacağınız iş, vahanın sahibini tanımaya çalışmak olmalıdır. Her şey planlanmıştır. Tesadüfî ve önceden tasarlanmamış hiç bir şey yoktur. Aklınızı kullanarak her şeyi tasarlayıp yaratan bu vahanın sahibini bulup ona itaat ediniz. Meyvelerin bir kısmı da acıdır. Sakın acı tatlı ayırımı yapmadan hayvan gibi yemeye kalkışmayınız. Unutmayın, bu güzel yeni yurdunuz bir müddet sonra size tatsız gelmeye başlayacaktır. Çünkü buradan da ayrılacaksınız” şeklinde uyarılarda bulunmuştu.

 Erkek, kadın, yaşlı ve çocuklardan oluşan insan kafilesi üç-beş aylık zorlu ve meşakkatli bir yolculuktan sonra, yol gösteren rehber adamın dediği gibi çok güzel, hoş, bereketli, şirin ve içinde her çeşit meyve bahçeleri bulunan büyük bir vahaya yetiştiler. Keyiften ve şaşkınlıktan ne yapacaklarını bilemedikleri için her biri bir ağacın gölgesine sığınarak yorgunluk atmaya başladılar.  Bir müddet dinlendikten sonra uyandılar. Gördükleri manzara karşısında hayret ve takdirlerini gizleyemediler.

 Gerçekten yol gösterici adamın dedikleri hak ve hakikatmiş. Hatta umduklarının çok üstünde bir bolluk ve bereketle karşılaştılar. Adeta bu vahada yok yok gibiydi. Büyük bir mutluluk içinde buradaki yeni hayatlarına başladıktan sonra eski hayatlarının ne kadar dar ve sıkıntılı bir yerde geçtiğini daha iyi anladılar.

Ne var ki, o Rehber adamın dediği gibi, gerçekten bir müddet sonra bu bereketli köy de onları sıkmaya başladı. Ama oturup ne yapacaklarını düşünecekleri yerde,  topluluğun büyük bir kısmı acı meyveler yiyerek sarhoş olmayı tercih ettiler. Yine de içlerinden bazıları “gidişatın iyi olmadığını” anlamıştı. Hatta onları buraya gönderen adamı düşündüler, uyarılarını hatırlamaya çalıştılar. Bu bahçelerin ve tüm beldelerin gerçek sahibini düşündüler.  Her şeye rağmen hayat yine de çok tatlı ve her yeni gün onlar için, yeni bir hayatın başlangıcıydı.(Devam edecek)

Afiyette kalın