İMAN GÜCÜ…

17 / 07 / 2017

Ramazanın ikinci günüydü. İftara yaklaşık bir saat kalmıştı.  Karaköprü’den Urfa’ya gidip dönmem gerekiyordu. Otuz beş metre olarak bilinen  yolda aracımla seyir halinde iken bir otobüs durağında kaldırıma adeta yığılmış bir vaziyette olan yaklaşık Altmış beş, Yetmiş yaşlarında bir adamın el kaldırdığını görünce durdum. Aslında her gün haberlere konu olan, adam kaçırma, soygun, yankesicilik gibi birçok olay karşısında pek de yolda tanımadığım insanları arabama alma gibi bir âdetim yoktur. Fakat çözümleyemediğim bir sebep ve ruh hali ile arabayı durdurmuştum.

Adam, konuşmaya dahi mecali kalmamış bir vaziyette idi.  Evine gideceğini ancak uzun bir süredir otobüslerin hep dolu geçtiğini dolayısıyla otobüslere binemediğini söyleyip kendisini Urfa’ya kadar götürmemi istedi. Tereddüt etmeden kabul ettim ve arabama buyur ettim. Dua ede ede bindi. Hareket ettik. Hoş amedi den sonra sordum

  “Nerede oturuyorsun amca?”

  “Eyyubiye taraflarında oturuyorum. Beni çarşıda bırakırsan olur. Ben oradan dolmuşa binerim.” Dedi.

  “Hayırdır inşallah. Karaköprü’de ne arıyordun” diye sordum.

  “Ekmek davası işte. İnşaatlarda amele olarak çalışıyorum.” Dedi.

Yaşı inşatlarda amele olarak çalışmasına uygun değildi ama dedi ya başta “ekmek davası” diye…

“Oruçlumusun amca?” diye sordum.

“Allah kabul ederse oruçluyuz diyoruz. Ama Allah bilir tabi. Biz Onun emrini yerine getirmeye çalışıyoruz. Yani yemeyip içmiyoruz. Gerisi O’nun takdiridir.”

 “Peki bu sıcak ve uzun günlerde zor olmuyor mu oruçlu olarak amelelik yapmak?” diye sordum. Aldığım cevap bir hayli ilginç idi.

“Zor ne laf ya. Biz bu sıcağa dayanamıyorsak cehennem sıcağına nasıl dayanacağız? İyisi mi biz bu sıcakta zorluk çekelim ki İnşallah Allah bizi Cehenneme koymasın. Sonra Hz. Ali (r.a.) “ Dünyada en çok sevdiğim şey yaz sıcağının ortasında oruç tutmaktır” diye buyuruyor. Demek ki sevabı çoktur. Cennet ucuz değil ki. Zaten Allah (cc) cenneti böylesi ibadetleri yerine getirenler için var etmiştir.  O halde Cenneti kazanmak için çok çalışmak lazım. Üstelik maşallah havalar hoş. Sıcak sayılmaz aslında. Sadece günler biraz uzun”

Bu cevap karşısında biraz da utanmıştım aslında. Kendimi düşündüm. Sabahtan akşama kadar klimalı odalarda oturup “oruç tuttum” demenin karşısında birde bu yaşlı adamın inşaatlarda sabahtan akşama kadar güneş altında çalışmış olmasının yanında tutuğu orucu kıyasladığımda utanmayıp da ne yapabilirdim ki…

Otogar kavşağından çevre yoluna döndüğümü görünce sordu:

“Sen ne tarafa gidiyordun hiç sormadan bindim arabana kusura bakma” dedi.

Kendisinin gittiği yere, Eyyubiye’ye gideceğimi söyledim. Adamı evine kadar götürüp döndüm. Doğrusu iftara bir saat kala evden neden çıktığımı ve nereye niçin gittiğimi unutmuştum. Ancak inandığım bir şey vardı.  İlahi kudret, O saatte sırf kendisinin rızası için oruç tutmuş bir kulunu benim gibi gün boyu tembel bir vaziyette oturmuş biri vasıtasıyla evine bırakmayı murad etmişti. Bu murad içinde bulunduğumdan dolayı ayrıca şükrettim. Zira bunun başka nasıl bir izahı olabilir ki…

Babam, iman konusunda ilginç bir benzetme yapar. Şöyle der:

“Bir elektrikli aletin çalışması için 220 volt elektrik gerekiyorsa, O alete 220 volttan daha düşük bir elektrik verilirse çalışmaz. Bu o alet için elektrik yok denemez. Vardır ama çalıştıracak güçte değildir. İnsanlardaki iman elektrik voltajı gibidir. Bazı insanlarda var olan iman onların kulluğunu gerçekleştireceği güçte değildir.”

O gün Arabama İman voltajı tam bir adam teşrif etmişti galiba…

Bediüzzaman hazretlerinin şu tespiti konuyu daha iyi anlama imkânı vermektedir:

"İman hem nurdur, hem kuvvettir. Evet, hakikî imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir ve imanın kuvvetine göre, hâdisâtın tazyikatından kurtulabilir. "Tevekkeltü alâllah" der, sefine-i hayatta kemâl-i emniyetle, hâdisâtın dağlarvâri dalgaları içinde seyran eder. Bütün ağırlıklarını Kadîr-i Mutlakın yed-i kudretine emanet eder, rahatla dünyadan geçer, berzahta istirahat eder. Sonra, saadet-i ebediyeye girmek için Cennete uçabilir. Yoksa tevekkül etmezse, dünyanın ağırlıkları, uçmasına değil, belki esfel-i sâfilîne çeker."

Afiyette kalın…

samburek@gmail.com.