SABIRLI OLABİLMEK...

23 / 10 / 2017

Rahmetli  Babamın "Seyd-ül Havatır" yani " Düşünce Avı" ismini verdiği bazı notları vardı. Bunlar Her zaman yanı başında bulunan küçük kağıtlara, aklına o an gelen bir düşünceyi veya bir anekdotu  unutmamak için yazdığı notlardı.  Fırsat buldukça o notları okur ve bazılarını sosyal medya hesabımdan arkadaşlarım ve takipçilerimle paylaşırım.

 O notlardan bir tanesini bu gün okuyucularımla paylaşmak istedim.

"Şam'da büyük bir âlim yaşıyordu; adı Ubeydullah b. Abdullah… Bu zat iki katlı medresesinde talebelerine ders vermekle meşguldü. Sabahtan akşama kadar ders veriyor, namaz vakitlerinde de evinin yakınındaki camiye gidip cemaate namaz kıldırıyor; boş kaldığı zamanlarda da vaaz ve nasihatlerde bulunuyordu.

Ubeydullah efendinin en belirgin özelliği de çok sabırlı olması ve asla öfkelenmemesiydi. En ağır ithamlara ve tahriklere karşı bile kendince sakin bir cevap verebiliyordu. Halk onu bu özelliğinden dolayı çok seviyordu. Sabır ve Hilmi o kadar şöhret bulmuştu ki, gayri Müslimler bile onun bu güzel huyunu konuşuyorlardı.

Hoca efendinin medresesine komşu olan bir Musevi aile vardı. Bir gece karı-koca evde sohbet ederken söz Medresenin hocası Ubeydullah efendiden açıldı. Hanım dedi ki. "Bu hoca efendiye herkes hayret ediyor; adamı öfkelendirmek mümkün değilmiş adeta. Onu öfkelendirmek için çok çaba sarf edenler olmuş ama becerememişler. Adamdaki sabır ve hilm olağanüstüymüş."

Musevi koca: "Hadi canım sende; ben istersem onu öyle bir öfkelendiririm ki, eline sopayı alıp beni sokak sokak kovalamaya başlar. Tabii ki beni yakalayamaz ve öfkesinden çatlayıverir" dedi. Ama karısı buna asla inanmadı. Derken Musevi koca: "Ben yarın gidip onu öfkelendireceğim; sen o zaman manzarayı seyret" dedi.

Ertesi gün sabah erkenden evden çıkan Musevi adam Medresenin kapısına dayandı ve hızla kapıyı çalmaya başladı. Hoca efendi o sırada ikinci katta talebelere ders vermekle meşguldü. "Kim o?" dediler. Musevi adam: "Benim, Hoca efendiye bir sorum var; bir zahmet aşağı inebilir mi?" dedi.

Hoca efendi yavaş yavaş aşağıya indi ve: "Buyurun komşu, bir arzun mu vardı?" dedi. Musevi adam: "Hay aksi, sana bir soru soracaktım, fakat aklımdan gitti" dedi. Hoca efendi: "Tamam, üzülme, önemli değil; aklına gelirse bir daha gelirsin" dedi ve dersine devam etmek üzere yukarı çıktı.

Tam yeniden derse başlamıştı ki Musevi adam tekrar medresenin kapısını çaldı. "Kim o?" dediler. Musevi adam: "Benin Hoca efendi, sorum aklıma geldi de, aşağıya gelirsen sana soracağım" dedi. Hoca efendi tekrar indi; "Buyurun" dedi. Musevi adam yine: "Kusura bakma hocam, yine sorumu unuttum" dedi. Hoca efendi: "Dert etme; aklına gelince gelir sorarsın" dedi.

Üçüncü defa yine kapıyı çaldı; hoca efendi aşağıya indiğinde Musevi adam sorusunu sordu: "Hocam, evde hanımla tartıştık. Ben, ‘Allah yanında, köpeğimizin kuyruğundaki kıllar hoca efendinin sakalından daha hayırlıdır, dedim; hanım inat etti: 'Hayır, hocanın sakalındaki kıllar Allah yanında daha hayırlıdır' dedi. Ben de, en iyisi bunu hocaya soralım, dedim ve bunun için geldim."

Hoca Ubeydullah sakin bir şekilde cevap verdi: "Güzel bir soru hazırlamışsın. Bak komşu; eğer ben son nefesimde imanı kurtarmazsam senin köpeğinin kuyruğundaki kıllar Allah yanında benim sakalımdan daha hayırlı olur. Ama eğer Allah yardım eder ve ben imanı kurtarırsam benim saklım senin köpeğinin kuyruğundan daha hayırlı olur. Mesele bu kadar basittir" dedi.

Musevi adam bu İslam âlimindeki harikulade sabır, hilim ve güzel ahlaka hayran kalıp “Böylesine güzel ve mükemmel bir ahlak ancak hak dinde olabilir” diyerek Müslüman oldu. Sabır bir hazinenin anahtarına benzer. Sabreden sonunda hazineye malik olur. Acaba sabırdan dolayı zarar eden var mı? Ya kötü sözlerin yerine güzel sözleri söyleyenler bir şey kaybederler mi? "

Afiyette Kalın

samburek@gmail.com