BAŞLIKSIZ

17 / 04 / 2017

Kutuplaşmak, uç noktalara gitmek, kendi fikrinin en önde olanı olmak… Çağımızın ve galiba insanlığın bütün bir tarihini zehirleyen kanser...Niçin farklı fikirler olmasın ve o farklı fikirler yaşamasın ki? Tamam insanın, kendi fikrinin her yerde dillendiriliyor olmasını istemesi kadar olağan bir şey yoktur ama bu istemek niçin ‘’ zorundalık’’ kıyafetleriyle canavarlaşıyor ki?

Şöyle bir göz atalım kendimize ve başkalarına. Ortadoğu’nun şimdiki hali, yüzyıl savaşlarında Avrupa, Sovyet ihtilalinde Rusya, Türk, Çin savaşlarında Doğu… Hep kan, hep savaş, hep başkasının kedisinden olamama durumunun hazmedilemeyişi. Oysaki ne olacaktı ki iki tarafında çekik gözlü olduğu bir ülkede zevklerin farklı oluşu. Veya iki tarafın da siyah olduğu bir ülkede varsın biri kırmızıyı sevsindi biri beyazı. Ya da ikisinin de beyaz olduğu coğrafyada ne olacaktı ki biri Müslüman biri Hristiyan oluverseydi. Dahası da var elbet, ikisinin de aynı dine mensup olduğu bir ülkede ne olacaktı ki farklı mezheplerde olunuverilseydi? Veya nasıl bir sorun olacaktı ki her iki tarafın da insan olduğu bir dünyada farklı görüşler çıkıverseydi.

Ama olmadı ne iki tarafın da çekik gözlü olduğu bir ülkede zevklerin farklı oluşu hazmedildi. Ne iki siyahın farklı renkleri sevmesine müsaade edildi. Çekik gözlü bir çekik gözlüyü eksiltti, bir siyah bir siyahı öldürdü. Ne bir beyaz bir beyazın Müslüman oluşuna sevinebildi ne de bir Hristiyan, Hristiyan bir Katolik’i sevebildi. Sonuç olarak ta artık ne kırmızıyı sevecek bir siyah kaldı ne, ne onunla aynı duyguyu paylaşacak bir çekik gözlü…

İnsan bir şeylere uzaktan bakınca tarifi ve tanımı kolaylaşıyor. Geçmişe dönüp baktığımızda çok rahat ve kolaylıkla ‘’ her iki taraf ta Hristiyan’dı niçin yüz yıl boyunca birbirlerini kestiler, ya da her ikisi de siyahtı niçin birbirlerini sevemediler’’ diyebiliyoruz. Bir de zor olanı yapmaya çalışalım. Şimdiki zamanımıza bakalım. Kendimizden olmayanı ne kadar sevebiliyoruz ve ya kabul edebiliyoruz. Kendimizi ve zamanımızı biraz irdelersek. tanımlamasını bir çırpıda yapıverdiğimiz zamanlardan çok daha vahim durumda olduğumuzu anlarız galiba.

Bir futbol maçına gidiyoruz. Aslına bakarsanız tamamıyla bir zevk meselesi olan bir durumdan kan çıkartıyoruz, ölüm çıkartıyoruz. Veya her hangi bir partideniz, başka bir partiden olan birini, sevebilmek için binlerce neden dururken öldüresiye nefret ediyoruz.

Veya veya veya hiç olmayası kadar çok ‘’veya’’ var maalesef.

Ama büyüklerden biri ‘’ümitsiz olmayınız’’ demiş. Ve sonrasında da ‘’ en büyük hastalık ümitsizliktir’’ demiş. Bu söylediklerinin doğruluk payı, yaptığımız yanlışlardan çok daha çok olan büyük insanın tespit ve tavsiyesini kulağımıza küpe yapıp hayata bakalım. Hepimizin kendimize göre çevresi, arkadaşları vardır. Herkes kendi çevresine ‘’yapılacak çok şey var’’ umudunu üflerse yapılacak çok şey çıkıverir karşımıza. Ama bir şartla ki kimseyi ötekileştirmeyelim. Veya herkesi aynılaştırmayalım.

Bırakalım herkes olmasını istediği kişi oluversin. Kim neyi seviyorsa onu sevsin, kim nerde olmak istiyorsa orada olsun. Birbirimizi ötekileştirmememiz gereken çok şey varken, birbirimizi aynılaştırmamız gerektiğini düşündüğümüz iki üç şey için, birbirimizi mahvetmeyelim. İnanın asıl o zaman herkes insanın yaradılışı gereği, olması gerektiği gibi olur. Asıl o zaman herkes, bütün renklerin ahenkle aktığı ortak bir sayfada birleşiverir.

Bütün renk ve saplantılarımızdan soyunup ortak renklerde kaybolacağımız günlerde görüşmek üzere…