Bizim Eğitim

18 / 03 / 2017

Düşünün ki beş buçuk yaşında gözünüzün nuru bir çocuğunuz var. Daha yeni anne baba kavramlarını öğrenmiş, gülüşüyle hayatınızı cennete çeviren, işteyken dışardayken eve gelmek için sabırsızlanma sebebiniz, telefon ekran fotoğrafındaki biricik çocuğunuz… Ve elbette ki her anne baba gibi siz de onun gelecekte iyi bir yaşamının iyi bir hayatının olmasını istiyorsunuz. İyi bir hayatın da iyi bir işle mümkün olacağına inandığınız için geleceğini planlamaya başlıyorsunuz. İşte tam da bu noktadameşhur ustamız devreye giriyor.

Sizin biricik çocuğunuz için gelecek planları yaptığınızı duyunca soluğu evinizde alıyor ve başlıyor teklifini sunmaya. Tabi bu sadece bir teklif değil, teklifin kabul edilmeyişine bağlı olarak tehdit te sayılabilir. Teklif şu: ‘’ BU ÇOCUĞU’’ diye başlıyor cümlesine. Çünkü ustanın çırağı olursa artık sizin ‘’BİRİCİK ÇOCUĞUNUZ’ olmayacak. Binlerce hatta milyonlarca çocuk gibi verim beklenen bir elemana dönüşecek. ‘’ bu çocuğu şimdi yanıma gönderin. Her gün sabah 07’de harçlığını cebine, yemeğini çantasına koyun yanıma gönderin. Ona, ilerde kendisine para kazandıracak mesleği öğretmek için sürekli zorlayacağım ama benim tek başıma zorlamam yetmez siz de onu zorlayacak, istediğim kriterlere ulaşamayınca kızacak hatta cezalandıracaksınız. Bu süreç içinde çocuğunuz size kızabilir, küsebilir hatta psikolojik sıkıntılara da girebilirama bu durum sizi yıldırmasın çünkü siz bunu onun iyiliği içinyapacaksınız. Yanımda çalıştığı süre içinde kendisine para vermeyeceğim çünkü kendisine mesleği öğreteceğim. Çocuğunuza emek harcadığım içinde siz bana ayrıca para vereceksiniz. Benim iş yerim 16 katlıdır eğer çocuğunuz bir yıl içindeki testlerimin hepsini geçerse bir üst kata çıkar. Yani her sene bir üst kata çıkabilirse bu süreç 16 yıl devam eder.  16 yıl sonra onu bir kez daha sınayacağım eğer bu testimden de geçerse ona ustalık belgesini vereceğim. Sonra kendisi o belgeyle şirketlere başvuru yapar ve kabul edilirse mesleğiyle para kazanır.’’

Meşhur ustamızın teklifi bu. Öyle sanıyorum ki çocuğunu seven hiçbir anne baba bu ustanın teklifini hoş görüp çocuklarının ve kendilerinin umutlarını dipsiz bir kuyuya atmaz. 16 yıl parasız çalışacak hatta para verecek, 16-17 yıl sonra da kendi başına kalacak. Hiçbir akıl buna ikna olup en değerli varlığını ona teslim etmez.

Ama aslında hepimiz bu teklife dörtnala koşuyoruz. Hem de seve seve. Neyden bahsettiğimi anlamışsınızdır. Hepimiz çocuklarımızı daha beş buçuk yaşında okula göndermeye başlıyoruz. Uykuya, anne sevgisine en ihtiyaç duyacakları yaşlarda, milyonlarca çocuktan herhangi birisi yapıp sıradanlaştırıyoruz. Sırtına kaldıramayacağı kadar ağır bir çantanın içine, eğer şansları varsa kaybetmeyecekleri 16 yılı yükleyip, neredeyse karanlık saatlerde okula gönderiyoruz. Daha iyi bir gelecek adına gelecekleriyle oynadığımızın farkında bile değiliz çünkü bu teklif öyle bir şekil ve zeminde yapılıyor ki başka alternatifleri düşünemiyoruz bile. ‘’ eğer okumazsan adam olamazsın, eğer okumazsan aç kalırsın…’’ teklifin tehdit boyutu o kadar inandırıcı ki aksini düşünmenin nasıl bir duygu olduğunu bile bilemiyoruz. Acı ama hepimiz bu emperyal oyunun aktif birer oyuncularıyız çünkü korkuyoruz.

Bu arada bu yazıdan ‘’eğitim öğretime karşıyız gibi bir izlenim oluşmasın.  Benim ve bu ürün değil de süreç odaklı eğitimden nasibini alan her kesin serzenişi, sistemin paytak ve hantallığıdır. Eğer eğitimimiz ürün odaklı olursa süreç yarıya iner ve ürün ikiye katlanır. İsteğimiz ustanın daha insancıl daha alternatifli daha empatik tekliflerle gelmesidir. O zaman daha güzel bir çocukluğumuz daha verimli bir gençliğimiz ve dolayısıyla daha huzurlu bir yaşlılığımız olur.

Şikâyet etmek yerine bir şeyleri değiştirmekle uğraşacağımız, alternatif aradığımız ve çözümler ürettiğimiz o yakın günlerde görüşmek üzere…