‘’NAZARİYE’’ ‘’TAKLİT’’ ‘’MODEL’’

23 / 04 / 2017

Yarını düşünmekten bugünü yaşayamayan bizlere bir şeyler söylemek istedim. Sadece bugünü anlatmak bu durumu anlatmamak olurdu. Yarından bahsetmek kendini anlatamamak olurdu. Belki biraz geçmişte, yarını düşünüp gününü yaşayamayanlardan bahsetmem gerekirdi. Yani hem bugünü hem geçmişi avucuma alıp yıkılmış sistemlerden medet ummanın yıkmak için yapmak olduğunu anlatmam gerekirdi. Birkaç kelimenin gölgesi düştü bilgisayarın ekranına ama gölgeden öteye geçemediler. Sonra teknolojinin bütün fantaziyelerini iki sayfa arasından yayınlan efsuni kokusuyla alaşağı eden bir kitabın hızır misal elleri yetişti imdadıma. Bırakın anlatmak istediğim çelişki ve yanlışları, fikrime daha önce hiç dokunmamış yepyeni ‘’niçinler nedenler’’ i bir çırpıda anlatıverdi. Bu satırlardan sonra benim bir şeyler yazmam fuzuli olurdu.

İşte Hızır misal o efsuni yazıdan bir parça:

‘’ Ufukta ne görüyorsun?  sualini birbirimize çok soruyoruz.Herkes yarını merak ediyor.Hatta bu dünya ahvaline pek vakıf olmayan cahillerin gönlünde de aynı üzüntü ve merak var.Ben müthiş bir ''tahmin düşmanı''yım. Kehaneti sevmiyorum.Bütün felsefe sistemlerinin iflasını gördükten sonra büyük bir hakikati de görelim: Devrimiz nazariyenin ve sistemin umumi iflasını ilan etmiştir.Nihayet anlamaya başlıyoruz ki her sistem ölü bir kalıptır, statiktir, çünkü mantığımızın mahsulüdür.Sayısız değişmeleriyle, göz karartıcı hızıyla tamamıyla dinamik olan bir mahiyeti, yani hayatı biz ancak sezişimizle takip ve bilgimizle izah edebiliriz; ona yol gösteremeyiz. İşim bugünü anlar, yarını keşfedemez. Böyle bir iddiası da yoktur. Her sistem, gülünç bir kehanettir. Nazariye kurmaktan geçelim. Yalnızmüşahade.Hayatın namütenahi değişmelerine intibaktan bizi meneden kaskatı sistemlerin hepsi yıkılıyor: Narsizmle bugünkü Rusya’ daki rejim arasında ne uçurum! ''Sermaye'' muharriri sağ olsaydı Sovyetlerin can düşmanı kesilirdi. EskiYunanistan’dan beri hayatın kafamıza uydurmak sevdasından vazgeçemedik; felsefe tarihinin tezleri ve antitezleri arasındaki gülünç münakaşadan hiçbir hakikate vasıl olmadığımız gördüğümüz halde, hiçbir ''nedir'' ''niçin'' sualine cevap verememiş olduğumuz halde yeni sistemler kurmak ve bir sürü kalp fikirlerin peşine takılmaktan kendimizi alamıyoruz. Harpten sonra yıkılmaya başlayan şeylerden biri de nazariyelerin sonuna ilave edilen ''izm'' edasıdır. Ancak‘’izmsiz’’ düşünebildiği gün insan zekasının hürriyetinden ve genişliğinden bahsedilebilir. Kafamızın zinciri bu izmdir: Sistemcilik ve nazariyeciliktir.Ammenin ruhu bunu çoktan duymuştur. Nazariyebaşka , tatbikat başka derler ve halk emindir: ''evdeki pazar çarşıya uymaz'' yalnız ahmaklar plan yaparlar şoförlerin umumi kaideler haricinde bir planları olsaydı yüz metre ileri gidemezlerdi: Yolun hangi köşesinden, ne zaman, ne şekilde, hangi araba, insan ve hayvan çıkacağını ve ne tarafa gideceğini asla bilemeyiz. Bütün hayat böyledir. Tarihteki büyük vakaların  hangisi  evvelce tahmin edilmiştir? Mademki hiçbir anın ötekine benzemediğini ve tarihin tekerrür etmediğini öğrendik, yarını tahmin etmeye niçin cüret ediyoruz ve ilimle fal kitabı arasındaki büyük farkı niçin anlamıyoruz? Kararsız, bir dünyada olduğumuzu bilelim ve statik fikirlerimizle hayatı kalıplamak gibi sonu gelmeyen maceralardan vazgeçelim. (Peyami Safa Bir Tereddüdün Romanı)

Yazar söylediğini söyledi. Bize de söylediklerini baş tacı yapıp, başımızı iki yumruğumuzun arasında yormaya bırakmak düşer. Belki o zaman uygulama libasından bi haber, taklit ve modelden bir adım öteye gidemeyen ‘’İZM’’lerin, teorilerin, insan fıtratının yaratıcısının, insan için lütfettiği sisteme tercih edilişine de bir ‘’niçin’’ deyiveririz.