‘’O’’ HALLAOLMADAN OLMYACAK

07 / 05 / 2017

Yapılmayan çoğu şey hatta her şey korkunun eseridir. Hayatımızda yapmak isteyip yapmadığımız her şey korkunun inşa ettiği bir eserdir. Kaçmak korkudandır, kovalamak ta korkudandır. Birincisinde yakalanmaktan korkulduğu için kaçılır ikincisinde yakalayamamaktan korkulduğu için. Kaçan, kovalayandan değil bir duygundan kaçar tıpkı kovalayanın yakalayamazsam aşağılanırım duygusundan korktuğu gibi.

Urfa’nın eski zamanlarından, gençlerin sohbetlerini sessiz sessiz dinleyen akşamlarının birine gidelim. Biz de onlara, karanlığıyla eşlik eden gece gibi sessizce eşlik edelim. Sabah erken kalkmış ve akşama kadar güneşin cömertliğinden nasiplenmiş on on beş gencin biraz sataşmalı biraz tatlı biraz abartılı sohbetlerini dinleyelim. Konuları cesaret. Gençlerden biri babasından bahsediyor: ‘’ benim babam hiçbir şeyden korkmaz. Tek başına gündüz vakti bile kimsenin gitmeye cesaret edemediği cin mezarlığına gece vakti gidip kazık çakmış.’’ Cin mezarlığı dedikleri yer de mezar taşlarının toz olmaya yüz tutuşundan,  mezarların yerle yeksan oluşundan anlaşılıyor ki çok eski zamanlardan kalma bir mezarlık. Yani hakkında efsaneler çıkarılacak kadar yaşlı bir mezarlık. Bu iddialı övgüden sonra ortalık bir an sessiz oluverdi. Elleri gündüzün işleriyle hafif hafif sızlayan bu genç gurubun ağzından ‘’ben de yaparım’’ düşecek gibi ama bunu söylemeye kimse yanaşmadı. Biraz geçtikten sonra gurubun en başından beri ön planda olan uzun boylu delikanlısı ‘’ BEN DE YAPARIM’’ dedi. Biraz şaşkınlık biraz korkuyla karşılandı bu çıkış. Ama ben dahil hiç kimse yapma demedi. Çünkü yapmaya korktuğumuz şeyin merakını başka birinin cesareti sayesinde gidermiş olacaktık.Alel acele bir kazık ve bir çekiç bulundu. Bizim cesur gencimiz karanlığın içinde yavaş yavaş kayboldu. Sabaha kadar bekledik gelmedi merakımız gittikçe artmış artık korkuya dönüşmüştü. Gün ağardığında gidip mezarlığa baktık ki bizimki kazığı giydiği beyaz fistanının üstüne çakmış olduğu yerde kas katı kesilmişti. Demek ki kalkmak istediği zaman kazığa çakılı fistanı izin vermemiş ve o da ‘’cinler beni yakaladı’’ diye korkudan kriz geçirip ölmüş.

Demek ki kendisinden önce doğan o cin efsanelerini bilmeseydi niçin kalkamadığını öğrenmek için eliyle etrafını yoklayarak anlayacaktı. Ama daha mezarlığa yetişmeden korkmaya o kadar çok şartlanmış ki başka bir nedeni düşünememiş bile. Sonuç olarak ta en cesaretlimiz olan delikanlımız bile korkunun en büyük eserlerinden biri oluverdi.

Belki de çoğumuzun çoğu olay karşısında kas katı kesilmesinin nedeni, bizden kaç asır önce doğmuş korku hikâyeleridir. Aslında tamamıyla bizden kaynaklanan ve yine bizde hallolacak sorunları, olması gereken ve olduğunda da yapacak bir şeyin kalmadığı durumlar olarak anlamlandırdığımız için hiçbir şey yapmadan öylece durup kaybediyoruz. Başarmak için yaptığımız şeyleri, başarısız olduğunda klişe nedenlerle açıklarken, korkumuzun bize engel olduğunu, şartlanmalarımızı ortaya koymaya çalıştığımız başarıların üzerine çaktığımızı unutuyoruz.

Eğer duygularımızdan ve kendimiz dışındaki şeylerden tam anlamıyla arınırsak başarırız. Ve o zaman cesaretin eserleri korkunun eserlerine galip gelir.

Bunu başaracak mıyız bilmiyorum ama en azından bilelim…